Neşe’den Gerçek Hüzün Hikâyeleri

TEODORA DONİ
Neşe’den Gerçek Hüzün Hikâyeleri
 
Neşe Kutlutaş’tan Kayıp Topraklar
Birun Kültür Sanat Yayıncılık. 152 sayfa. Birinci basım: 2002
 
Daha okumaya başlamadan kapağındaki resimden ve isminden hemen anlaşılıyor ki bu kitap içinde çokça hüzün barındırıyor. İçindeki her şey gerçek; yer, mekânlar, insanlar, sevinçler ve en önemlisi de hüzün ve özlem.

Kitapta adı geçen insanlar aslında gerçek kahramanlar, yani uydurulmuş veya hayal ürünü değil.

Neşe Kutlutaş kendi çocukluğuna, atalarına, kayıp topraklara vefa borcunu ödemiş bir bakıma bu kitabı yazarak.

Bu kitapta Neşe Kutlutaş, çocukluğunda şahit olduğu veya büyükleri tarafından kendisine anlatılan çok sayıdaki hikâyeden az bir bölümünü bütün ayrıntılarıyla kaleme almış.

Kayıp Topraklar kitabında sadece atalarını değil aynı zamanda kendi çocukluğunu da anlatmış.

Kayıp Topraklar kitabındaki bütün hikâyeler, Neşe Kutlutaş’ın anlatımıyla kış mevsiminin neredeyse sekiz ay sürdüğü bir memleketten.

Bu hikâyeler 1917 ihtilalinden sonra Kafkasya’dan ayrılmak zorunda kalan ve en yakın coğrafyaya Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılan insanların hüzünlü hikâyelerinin başlangıcı sayılabilir.

Kitapta yer yer aktarılan o güzel Azeri Türkçesiyle yazılmış Azeri ünlü şair Şehriyar’ın şiirlerinden dizeler ile halk manileri, kitabın büyülü havasını çok güzel tamamlamış.

Hepimizin bir geçmişi olduğu kesin, büyükbabalarımızdan, büyükannelerimizden duymuş olduğumuz hikâyeler mutlaka vardır. Bazılarımızın büyüklerimizden duyduğu hikâyeler belki daha fazla hüzünlü olabilir ama bu kitaptaki bütün hikâyeler hüzünleriyle birlikte tarihe ışık tutacak kadar da gerçek ve bu açıdan da ayrıca önemli.

Çoğumuza büyükbabalarımız, büyükannelerimiz çocukluğumuzda hikâyeler anlatırdı, bütün dikkatimizle o hikâyeleri dinlerdik. Çocuklar, genellikle uzun kış geceleri bir soba etrafında toplanarak dinlerdi hikâyeleri.

Kayıp Topraklarda ise ilginçtir ki, çocuklar soba yerine Kafkasyalıların evlerinde yaz kış vazgeçilmez bir eşya olan semaverin etrafında toplanarak dinliyorlar hikâyeleri.

Neşe Kutlutaş, kitaptaki “Hüzün demleyen semaver” adlı hikâyesinde Kafkasyalılar için semaverin değerini ve önemini çok güzel bir biçimde anlatmış.

Kayıp Toprakları, aslında anladığım kadarıyla Neşe Kutlutaş sadece atalarına vefa borcunu ödemek için yazmamış, günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş bütün güzel değerler için o eski günler hatırına bir kayıt düşürmek istemiş.

Artık bırakın sobaları, semaverler bile çok az kimsenin evinde bulunuyor, o da sadece bir antika olarak. Büyükbaba ve büyükannelerin torunlarına hikâye anlatabileceği ortamlar yok oldu. Çocuklarımız bizim kadar şanslı değiller maalesef. Tabii ki aynı zamanda çocuklarımızın büyükbaba ve büyükanneleri de şanslı değil çünkü artık kucağına alacak ve masal anlatacak torun bulamıyorlar. Torunların hayatlarında büyükbaba ve büyükannelerin yerini bilgisayar oyunları ve televizyon almış.

Tarihi araştıran insanlar bu tarzdaki kitaplardan daha fazla yaralanabilse keşke. Kayıp Topraklar bu açıdan bana göre çok önemli bir kaynak sayılabilir. Devlet arşivlerindeki belgelerde kolay kolay rastlanılmayacak olan tarihin asıl canlı tarafını, insanların günlük hayatta yaşadıklarını ve hissettiklerini anlatan böylesi kitaplar sadece tarihçilerin değil sosyologların, edebiyatçıların, siyaset adamlarının da yararlanabileceği çok özel kaynaklar. Gerçek bir hazine değerinde olan böyle kitapların sayısı pek de fazla değil. Bu vesileyle buradan bütün yazarlara bir çağrıda bulunmuş olayım, bence her yazarın ne türde yazıyor olursa olsun ne kadar eseri olursa olsun Kayıp Topraklar gibi bir kitabı da olmalı.

Kayıp Topraklar kitabı hakkında iki eleştirim olacak. Birincisi yazımın başında da belirttiğim gibi kitapta yer yer aktarılan Azeri ünlü şair Şehriyar’ın şiirlerinden dizeler ile halk manileri gibi Azeri Türkçesi metinlerin dipnotlarla tercümesi verilmeliydi diye düşünüyorum. Umarım bundan sonraki baskılarda Neşe Kutlutaş ve yayınevi yetkilileri bu eleştirimi daha doğrusu önerimi de dikkate alırlar.

İkinci eleştirim ise, Neşe Kutlutaş’ın çok cimri davrandığını düşünüyorum. Hafızasında sakladığı yaşanmış ancak kitapta yer almayan ve kendisinin de ifade ettiği gibi yazılmayı bekleyen daha birçok gerçek hikâye var. Cimrilik etmeyip onları da bizimle paylaşmasını istiyoruz. “Kayıp Topraklar II” kitabını ısrarla ve merakla bekleyeceğiz, benden söylemesi.

Aslında Neşe Kutlutaş “Allah ömür verirse bir gün onları da yazmaya çalışacağım” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Kim bilir, belki bir gün, bana hep kendi hikâyesini fısıldayan o topraklarda, karlarla kaplı bir tren istasyonunun sönük lambaları altında, uzaklaşan son vagona gözyaşlarıyla el sallayan küçük bir kız çocuğuna rastladığım zaman yeniden yazmaya başlarım”

Neşe Kutlutaş gibi güçlü bir kalem sahibini tanımaktan, Kayıp Topraklar kitabını okumuş olmaktan ve de böyle bir kitabın kütüphanemizde bulunmasından büyük bir memnuniyet duyduğumu belirtmek istiyorum.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği 100 Temel Eser arasında yer alması gereken böyle bir kitabın varlığından hala birçoğunun haberdar olmadığını düşünüyorum.

Kitabın birinci basımının üzerinden yaklaşık 7 yıl geçmiş. Yeni baskıları yapıldı mı, kitapçılarda halen bulunuyor mu bilemiyorum. Ancak internet üzerinden satışı devam ediyor, en azından bu yolla temini mümkün.

Kayıp Topraklar mutlaka okunmalı diyerek, herkese ısrarla tavsiye ediyorum.

2009  2. sayı / AYRAÇ dergisi

 

 

Share

Bir de Bu Var

Cumhuriyete Bediüzzaman Said Nursi’nin Penceresinden Bakmak

TEODORA DONİ Cumhuriyete Bediüzzaman Said Nursi’nin Penceresinden Bakmak   Said Nursi’nin görüşleri, Cumhuriyetin temel niteliklerinin …

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir