TURUNCU dergisi söyleşisi

TURUNCU dergisi söyleşisi

Romanya’da doğdunuz, Türkiye’ye geldiniz, Sıtkı Caney ile evlendiniz. Dışarıdan hayatınıza bakınca nasıl görünüyor?

İnsanın dışarıdan kendi hayatına bakabilmesi çok da kolay değil. Bunu zaman zaman deniyorum elbette ama bütün çabalarıma rağmen yine de hakkımdaki yanlış algıları anlayamıyorum ve bu beni çok rahatsız ediyor.  Kimilerine göre İslam’ı seçmiş ve başımı örtmüş olmam cennete girmem için yeter de artar bile. Kimilerine göre beyni yıkanmış veya yobaz biriyim.

Evet, Sıtkı Caney’le yani bir şairle evlendim, Türkçeyi anadilimden çok daha iyi kullanabilecek kadar öğrendim ve sevdim. Daha çok Türkçe okuyor ve Türkçe yazıyorum.  Yalnızca popüler kültürden  beslenen birçok insan için daha çok bunlar merak konusu. Sıtkı Caney’le nasıl evlendiğimin,  Türkçeyi sonradan nasıl bu kadar öğrenebildiğimin ve nasıl Müslüman olduğumun hikâyesini anlatmamı bekliyor herkes. Düşüncelerimi merak eden yok.

İslam’ı ne zaman tanıdınız, Türkiye’ye gelme kararını nasıl verdiniz?

İslam'ı çocukluğumdan beri duyuyordum çünkü yazılarımda da zaman zaman belirttiğim gibi doğduğum yerde Müslümanlar yaşıyordu ayrıca Osmanlı ile ilgili okuduğum kitaplarda da İslam’dan söz ediliyordu. Ancak İslam’ı tam olarak tanıyışım ve seçişim Türkiye’ye geldikten sonra oldu. Türkiye’ye gelme kararı değil de Türkiye’de kalma kararı demek daha doğru olur ki bu kararı alışımda öncelikle İslam’ı seçmem ve Sıtkı Caney’le evlenmem en büyük etkendir.

Türkiye’de Müslüman bir kadın olarak kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Zaman zaman zor anlar yaşıyorum, burada yaşayan veya aslen buralı olan diğer tüm Müslüman kadınlar gibi. Ne yazık ki İslam’la hiçbir ilgisi olmayan dayanaksız birtakım kuralları hala İslam adına Müslüman kadınlara dayatmaya çalışanlar var. Gönül istiyor ki Müslüman bir ülkede en azından Müslümanlar; kadınlar ve erkekler olarak birbirlerinin haklarına saygılı olsun ve sahip çıksın.

Romanya’da yaşarken Türkiye’de yaşayan kadınlara dair izlenimleriniz nelerdi? Gelince neler değişti?

Diğer kadınlardan farklı olduklarını düşünmüyordum sadece Türkiye’nin bir İslam ülkesi olduğunu ve bazı kadınların çarşaf giydiğini biliyordum. İstanbul’da çarşaf giyen kadınları ilk gördüğümde tam anlamıyla büyülenmiştim. Genç ve sadece gözleri görünüyordu ama çok güzellerdi. O günü hiç bir zaman unutmadım. Bütün kadınların çarşaf giymediğini biliyordum, bazı tarihi filmlerde de görmüştüm, o yüzden Türkiye’ye gelince de şaşırmamıştım. Türkiye’deki kadınlarla ilgili olarak beni asıl şaşırtan kadınlara yönelik şiddetin, töre cinayetlerinin ve az önce de dediğim gibi İslam adına Müslüman kadınlara dayanaksız kurallar dayatmanın yaygınlığı oldu.

 Şair eşi olmak zor mu?

Bir başka şair "şair karısı olmak akıl kârı değil demişti" ki bazen ben de öyle düşünüyorum. Ama şairin eşi de okuryazar veya en azından okur olursa hayat daha çekilir hale geliyor. Diğer türlü hakikaten çok zor bir durum ki bu zorluk her iki taraf için geçerli diye düşünüyorum.

Yazmaya nasıl başladınız?

Çocukluğumdan beri okumayı seven biriyim ve yazmaya da okulda ki kompozisyon ödevlerini saymazsak ablama gönderdiğim mektuplarla başladım. Ben ortaokul öğrencisiyken en büyük ablam yüksek öğrenim için başka bir şehre taşınmıştı. Annem gibiydi aslında ablam.  Çünkü annemiz çalışan bir kadındı ve bizimle daha çok ablam ilgilenmek zorunda kalırdı. Başka bir şehre gittiği zaman, ona her gün mektup yazacağıma söz vermiştim, bir çeşit günlük gibi olmaya başlamıştı o mektuplar. Sonra günlük tutmaya devam ettim yıllarca. Bir şairle evlenince uzun süre bir evden biri “yazar”sa yeter ben sadece “okur”um diye düşündüm ama daha sonra sorumluluk duygusu olarak gördüğüm yazma isteğime çok da fazla direnemedim. Yeniden “günlük” tutmaya, ardından Timeturk’te  ve dergilerde yazmaya başladım. İki yıla yakın bir süredir de sizin de bildiğiniz gibi Yeni Şafak’ta yazıyorum.

Çok tartışmalı konular hakkında kesin ve net cümlelerle fikirlerinizi ifade ediyorsunuz. Gazete köşelerinden sağa sola mesajların gönderildiği bir dönemde bu duruş sizi zorlamıyor mu?

Gerçeği söylemek gerekirse diğer türlü davranırsam ve yazarsam işte o zaman asıl  beni zorlar yani  başka biri gibi davranmış olurum ki bunu asla yapamam. Doğruluğuna inandığım düşüncelerimi ve tüm kalbimle hissettiklerimi lafı eğip bükmeden kesin ve net olarak okur’la paylaşmak benim için öncelikle bir sorumluluk gereğidir. Bazılarının tepkilerinden çekinerek bende karşılığı olmayan cümleler kurmak benim için kesinlikle çok daha zor ve hatta imkânsız, öyle yapmaktansa hiç yazmamayı tercih ederim.

Todora Doni nasıl bir annedir?

Her insan mutlaka ben iyi biriyim der ama çocuklarım galiba beni biraz otoriter biri gibi görüyor ki sanırım gerçek payı var.

Eski bir demir perde ülkesinde doğmuş olmanın sizdeki yansıması nasıl?

Çocukluğumun geçtiği o komünizm döneminin bendeki en önemli yansıması daha çok sorumluluk, düzen ve disiplindeki aşırı hassasiyettir.

Muhafazakâr kadının tüketime odaklandığı bir dönemde yazmak yani üretmek bir manifesto mu?

Muhafazakâr kadın derken kimi kast ettiğinizi  tam olarak bilemiyorum. Ama galiba  dindarlığını ön plana çıkartanları dindarım diyenleri kast ediyorsunuz ki dindar bir kadın veya erkeğin neden kendini muhafazakâr olarak tanımladığını anlamakta zorluk çekiyorum. Neyi muhafaza ediyorlar tam olarak çözemedim.

Yazmak konusuna gelirsek; öncelikle bir yazarın neyi, nasıl ve nerede yazdığına bakmak gerek.  Bir moda dergisinde ya da fikirden arındırılmış gazetelerden birinin magazin sayfasında yazmak üretmek değil sadece tüketimi tetiklemektir. Zaten oralarda yazanların  da farklı bir niyet ve amaçları yok. Ama kalemiyle zulme karşı duranlar, hakikatin ve isyanın dili olanlar başka ki ben kendimi bu gruptan sayıyorum.

Yazmanın hayatınızdaki karşılığı nedir?

Az önce de söyledim benim için “yazmak”,  bende karşılığı olan cümleleri, doğruluğuna inandığım düşüncelerimi ve tüm kalbimle hissettiklerimi başka zihinlerle ve gönüllerle paylaşmaktır. Bu paylaşmayı ben bir sorumluluk olarak görüyorum ve yazmanın hayatımdaki en önemli karşılığı işte bu sorumluluk duygusudur. Elbette “yazmazsam ölürüm” gibi bir durum söz konusu değil ancak imkânlar elverdiği ve sürdürebildiğim ölçüde yazmanın ve okumanın her zaman hayatımda önemli bir yeri olacak inşallah.

Eskiden şık giyinmedikleri için eleştirilen tesettürlülerden şimdi “trendsetter” olmaları bekleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şık giyinmedikleri için eleştirildikleri doğru olabilir ancak kimsenin tesettürlülerden “trendsetter”  olmalarını beklediği yok.  Tesettürlülerden “trendsetter”  olmalarının beklendiğini sananlar varsa onlar da kesinlikle yanılıyorlar. Yeri gelmişken özellikle söylemek istiyorum ki şık giyinmek başka, kapitalizmin temel aldatmacalarından biri olan “moda”ya teslim olmak başka. Her Müslüman kadının ve erkeğin buna büyük bir titizlikle dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ediyorum size, Turuncu dergisi ailesine ve okuyucularına… Rabbim çalışmalarınızı bereketlendirsin inşallah.

2011 / TURUNCU dergisi

 

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir