Ya acılarıyla lâl olmak, ya da yazmak…

 

TEODORA DONİ
Ya acılarıyla lâl olmak, ya da yazmak…
 
Kendimi bildim bileli ne vakit çok üzülsem daima masada duran peçete paketinden birer birer alıp dolma kalemimle bir şeyler çizmeye çalışırdım, öyle rastgele, amaçsızca, bir o kadar da anlamsızca şeyler…

Galiba dolma kalemden akan mürekkebin yavaş yavaş peçetenin üzerine dağılışını, her dokunuşta oluşan farklı şekilleri izlemek beni hem o üzüntüden biraz olsun uzaklaştırıyordu hem de sakinleştiriyordu.  Bu yaşıma geldim hala peçeteler üzerinde bir şeyler çizmeye çalışıyorum, insanların kör nefretini hissettikçe ve gördükçe…

Son bir yıl öyle çok kelime yazıldı ki peçetelere. Peçetelerde kalemin mürekkebi gözyaşı ile o kadar çok karıştı ki… İnsanlığını, fıtratını, onurunu yitirmemeye çabalayanlar için bu topraklarda neredeyse tek seçenek var: Acılarıyla lâl olmak.

Gazetede artık yazmayınca, her ne kadar eşim yazılarıma ara vermemem için günlerce geceli gündüzlü bu web sitemi bir an önce yayına hazırlamak için çok uğraştıysa da doğrusu ben bir süre daha yazmamaya, yazsam da yayınlatmamaya karar vermiştim ki şimdiye kadar bu açıdan direncimi kıracak karşı bir dirençle karşılaşmadım.

Uzun bir aradan sonra  yazdığım ve bu web sitemde geçen hafta yayınlanan yeni yazımı yazmamın nedeni de evde herkesin uyuduğunu sanarak annem için, çocukluğum için, bu günler için bir kayıt düşme isteğiydi. Lakin gece yarısı  uykusundan uyanarak yanıma gelen oğlum beni yeni bir yazı yazarken görünce o uykulu haline rağmen inanılmaz bir sevinç kapladı yüzünü. Şaşkınlıkla sevinç arasında “ Anne! Sen tekrar yazmaya başladın, öyle mi! “ deyince  hayır diyemedim ve yayınlanmayan yazılar klasörüne atacağım o yazıyı web sitemde yayınlamaya karar verdim. Bunca zaman sonra deyim yerindeyse paldır küldür, selam bile vermeden yeniden yazmaya başlamamın nedeni de bu…

İtiraf etmeliyim ki oğlumun artık yazmadığımı fark ettiğini ve önemsediğini hiç düşünmemiştim. Oysa doğduğundan beri klavyenin sesine alışıktı, çoğu zaman bir yandan onu kucağımda uyutmaya çalışırken diğer yandan  yazmaya çalışıyor en azından onun için günlük tutuyordum.  

 Neyse, kısa da olsa bu yazımda kapanmamış yaraları fazla dile getirmeden öncelikle şimdiye kadar dualarını eksik etmeyenlere, bu web sitesi açıldığından beri garip bir inatla ziyaretlerini sürdürenlere hem çok teşekkür ediyorum hem de  yeniden ve yürekten merhaba diyorum.

Yazımın başlarında "İnsanlığını, fıtratını, onurunu yitirmemeye çabalayanlar için bu topraklarda neredeyse tek seçenek var: Acılarıyla lal olmak." demiştim ama galiba benim gibiler için iki seçenek var:  Ya acılarıyla lâl olmak, ya da yazmak…

Yeniden hayatı yazmaya  ve  yüreğimden hayata hayattan yüreğime savrulanları paylaşmaya devam edeceğim inşallah.

 

1 Şubat 2014 Cumartesi / teodoradoni.com

Share

Bir de Bu Var

Ey acılar panayırı, ey hayat…

TEODORA DONİ Ey acılar panayırı, ey hayat…   Beş yaşlarında bir kız çocuğu. Panayır yerinde …

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir