Ey acılar panayırı, ey hayat…

TEODORA DONİ
Ey acılar panayırı, ey hayat…
 
Beş yaşlarında bir kız çocuğu. Panayır yerinde o günün anısına fotoğrafçılardan birinin çadırında kardeşleriyle birlikte fotoğraf çektirdikten sonra kendisi yürüyemediği için o çadırın önünde bir sandalyede oturtulmuş yanında büyük ablasından sadece birkaç yaş büyük bakıcısıyla birlikte annesini, babasını ve kardeşlerini bekliyordu.

Oysa o günün gelmesini sabırsızlıkla beklemişti. Ablaları panayırı anlattıkça kendisi iyice sabırsızlanmıştı. Bir an önce o günün gelmesini istemişti. Bir an önce sirki görmek, atlıkarıncaya, salıncaklara binmek istemişti. Her yıl gidiyorlardı ama kendisi hatırlamıyordu. Belki de o yılın panayırını da hatırlamayacaktı eğer o kaza olmasaydı.

Nihayet o büyük gün gelmişti, işte panayırdaydı ama o son anda geçirdiği o kaza yüzünden bir sandalyede oturmak zorunda kalmıştı, kardeşleri kendisinin de panayırda yapmak istediği her şeyi yaparken.

Zor saatler geçirmişti. O gün kardeşleriyle birlikte annelerinin işten gelmesini beklerken evin önünde oyun oynadığı sırada nereden geldiği belli olmayan bir kaç köpekten kaçarken sorumsuz bir komşunun muhtemelen çöpçüler alsın diye bahçelerinin kapısının önüne bıraktığı kırık ve büyük bir cam kavanozun içine düşüp bacağını kesmişti.

Evlerinin yakınında olan sağlık ocağına götürülüp bacağındaki kesiğe birkaç dikiş atmışlardı. Sağlık ocağından annesinin kucağında evlerine dönerken onu sadece dinliyordu; Artık gitmeyelim panayıra, hı, ne dersin. Sen iyileşince gideriz, olmaz mı?  İyi de panayır birkaç gün sonra kapanacak, sen o zamana kadar iyileşmezsin ki. Seneye kadar beklemek zorundasın, biliyorsun yılda bir kez kuruluyor bu panayır, diyordu annesi..

Gelmişlerdi işte panayıra ama aksilikler peşini bırakmıyordu. Fotoğrafçıda kendi boyundan büyük aslan ve kaplan heykelleri vardı, canlı gibiydiler üstelik. Fotoğrafçı, o aslanlardan birinin yanında onun fotoğrafını çekmek için ısrar etmişti.

Bunca korkudan ve acıdan sonra o sandalyede oturmak, çevresinde olup bitenleri seyretmek iyi gelmişti kendisine.

Gürültülü bir sesle birden yerinden sıçramıştı. Sesin geldiği yöne doğru baktı; heybetli bazı gençler bir makinenin etrafını sarmışlar, birbirlerine güçlerini gösteriyorlardı o boks torbasına vurarak. Kuvvetle her vuruşlarında o korkunç gürültüyü yeniden duyuyordu ve yerinden sıçrıyordu. O heybetli gençleri izlemekten sıkılınca biraz ötede dart oynayan başka bir grup dikkatini çekmişti. Oradaki durum biraz daha tuhaftı çünkü çocuklar da vardı. Dart oklarının hedef tahtası bir insan maketinin göğüs bölümüne yerleştirilmişti. Orada birikmiş insanlar ellerindeki küçük okları hedef tahtasına fırlatıyordu ve çocuklar da büyük ağabeyleri tarafından hırslandırılıyordu. Çocuklar da itiş kakış kavga gürültü eşliğinde dart oklarını hedef tahtasına isabet ettirmeye çalışıyorlardı. Küçük kız, boks torbasının bulunduğu yerden o ürkütücü sesi duyup yerinden sıçrayana kadar onları seyrediyordu sonra yine o heybetli gençlere bakıyordu. Annesi gelip onu oradan alana kadar böyle geçirdi bütün zamanını.

O günün üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen artık büyümüş anne olmuş o küçük kız bir süredir o günleri tekrar tekrar yaşıyor gibi. Hem de panayırda değil, gerçek hayatta yaşıyor. Şöyle ki, maket insanın göğsündeki hedef tahtası yerine, doğrudan gerçek ve canlı insanlar hedef alınıyor. Heybetli ve pazıları şişkin gençler yerine sanal karizma ve gerçek kapital sahipleri boks torbası üzerinde değil gerçek insanların üzerinde güç gösterisi yapıyorlar. İtiraz eden, düşünmek isteyen, fıtratını yitirmek istemeyen, boyun eğmek istemeyen insanların üzerinde. Bu insanları  bir şekilde bir köşeye sıkıştırıp o zehirli oklarıyla vurmak için birbirleriyle yarışıyorlar o sanal karizma ve gerçek kapital  sahipleri ve asla umursamıyorlar bir küçük kız çocuğunun kendine atılmış gibi olan o oklarla ne çok yaralandığını…

Yıllar sonra  karşılaştığı çocukluk arkadaşına bunları anlattığında, arkadaşının derin derin iç çektiğini , hiç farkında olmadan kendi kendine söylendiğini duydu ve aynı cümleyi art arda tekrarladığını : Ey acılar panayırı, ey hayat…

17 Şubat 2014 Pazartesi / teodoradoni.com

 

Share

Bir de Bu Var

Tuhaflıklar ülkesinin çocukları

TEODORA DONİ Tuhaflıklar ülkesinin çocukları   Bu tuhaflıklar ülkesinde kısa bir süre de olsa yaşayan …

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir