“İnsani bulmuyorum” sözünü “insana” hatırlattıran “insanlar”

TEODORA DONİ “İnsani bulmuyorum” sözünü “insana” hatırlattıran “insanlar”

TEODORA DONİ
“İnsani bulmuyorum” sözünü “insana” hatırlattıran “insanlar”
 
Siz de fark ettiniz mi? Yoksa sadece bana mı öyle geliyor. Ne zaman Sayın Başbakan yurtdışına çıksa, Türkiye’de kalan hükümet ve AK Parti yetkilileri meydanı boş bulmuşçasına daha bir konuşkan oluyor, daha bir ahkâm kesiyor sanki. Geçen hafta Sayın Başbakan yurtdışındayken hükümet ve AK Parti yetkililerinin yaptıkları açıklamaları basından okudukça, televizyon kanallarından dinledikçe nedense Romanya’da böyle durumlarda hep söylenen “Kedi evde olmayınca fareler masa üstünde dans eder” atasözünü hatırladım.

Çocukken çok sevdiğim bu atasözünün hükümet ve parti yetkililerinin yaptıkları açıklamalarla ne ilgisi var diyeceksiniz belki. Biliyorum, açıklamaları fareler değil insanlar yapmış diyeceksiniz ki doğru. Zaten Romanya’da da bu atasözü insanlar için söylenir.  Bu atasözündeki “kedi” ile ailede baba, büyükbaba gibi, hükümette başbakan gibi baş yetkiliye atıfta bulunulduğunu sanıyorum. Fareler ile kastedilen de tahmin edebileceğiniz gibi baş yetkilinin emri altında olanlar. Atasözünü binbir güçlükle de olsa açıkladım böylece. Açıklayana kadar binbir “takla attım” ve buna rağmen ironi özürlüsü mutlaka çıkacak, ama olsun…

Evet, geçen hafta İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin Uludere’de savaş uçaklarının bombardımanında hayatını kaybeden 34 genç için “kaçakçılık yaparken vurulduklarını ve sağ yakalanmış olmaları durumunda da kaçakçılıktan yargılanacaklarını” söylemiş. Hatta "Kaçakçılık olayı gölgede kaldı. O bölge KCK'nın kontrolünde bir bölgedir. Bölücü terör örgütünün sıktığı kurşun, giydiği giysi, ayakkabı parayla alınıyor. Bu gençler figüranlardır. Filmin baş aktörleri vardır"  ve “Filmin bütününe bakılınca özür dilenecek bir şey yoktur" demiş. Meğer kaybedilen onlarca can; acılı, yanık onlarca anne yüreği, Sayın Bakan için bir “film”den ibaretmiş.

Elbette vicdan sahibi herkes Sayın İdris Naim Şahin’in bu açıklamalarına çok üzüldü.  Sayın Başbakan ise Kazakistan’dan yurda döndüğünde yaptığı basın açıklamasında konuya ilişkin bir soru üzerine Sayın İdris Naim Şahin’in tam aksine Uludere’de hayatını kaybedenlere ilişkin olarak şimdiye kadar yaptıklarının zaten çok açık bir özür mahiyetinde olduğu anlamında bir cevap verdi ve bombardımanla ilgili soruşturmanın sürdüğünü, adaletin tecellisini beklediklerini söyledi.

Her ne kadar Sayın Başbakan aynı açıklamasında özellikle medyaya seslenerek konunun artık gereksiz yere konuşulmamasını, yazılmamasını, istismar edilmemesini istediyse de inanıyorum ki kafalardaki sorular inandırıcı cevaplarla bitirilmedikçe, adalet yerini bulmadıkça bu konu daha uzun süre konuşulacak, yazılacak. Kafalardaki sorulara inandırıcı cevapları ise öyle sanıyorum ki herkes Sayın Başbakan’dan bekliyor. Çünkü her meselede harbi ve açık yüreklilikle konuşan Sayın Başbakan bu meselede her nedense bir türlü açık ve net konuşmadığı gibi medyayı da konuyu gündemde tutmaması için uyarıyor.

Oysa Uludere olayının unutulması ve de unutturulması mümkün mü?  Sayın Başbakanın da unutması mümkün değil. Zira kürtaj hakkında konuşurken bile “Her kürtaj bir Uludere’dir”  demesi bunun en açık kanıtı. Demek ki onlarca annenin yüreğini yakan o acı olay böyle kürtaj gibi pek de alakalı olmayan bir konuda bile insanın vicdanının sesini yükseltebiliyor. İnsan unutmak istese de Allah söyletebiliyor. Demek ki o annelerin ahı insanı böyle şaşırtabiliyor. Herkes, Sayın Başbakanın kürtaj, sezaryen diyerek gündemi değiştirmeye çabaladığını düşünedursun, ben inançlı bir anne olarak tekrar ediyorum, annelerin ahı sadece katliamı yapanların değil bu konuda kendilerinden adalet beklenenlerin de peşini hiç bırakmayacaktır. Allah mazlumların duasını hemen kabul edendir ve en güzel hesap görendir. İnanıyorum ki bunu en iyi bilenlerden biri de Sayın Başbakandır.

En az yazan benim Uludere katliamı hakkında sanırım. Yanlış hatırlamıyorsam sadece bir kez yazdım daha önce. Mecbur olmadıkça bir daha da yazmayacağım demiştim kendi kendime. Çünkü bu konuda yazmak benim için çok sarsıcı, içim acıyor, beynim sızlıyor, yüreğim yanıyor.  Ama işte yazıyorum yine. Demek ki yine yazmaya mecbur hissettim kendimi. Benzer birçok konuda dayanamayıp yazdığım gibi. Yeri gelmişken söylemeden edemeyeceğim.  Yazılarımın büyük bir bölümü böyle “netameli” ve çok sayıda tavsiye, uyarı, hatta ima yollu tehdit alıyorum insanlardan. Şu yazarın şu yazısı hakkında dava açılmış, senin yazıların daha sert, bak senin yazıların için de dava açılabilir,  suya sabuna dokunma şeklinde tesviyeler; başın derde girebilir şeklinde uyarılar; başına kötü işler gelebilir şeklinde ima yollu tehditler… Allah razı olsun tavsiyede bulunanlardan ve benimle güzel düşüncelerini paylaşanlardan.  Rabbim herkesin gönlüne göre versin.

Bir de şu imza kampanyaları için bir çift sözüm var. Hiçbirini imzalamıyorum, lütfen alınmasınlar, çünkü önemsediğim konular hakkında zaten burada yazıyorum. İmza demişken o kampanya metinleri her geldiğinde hep çocukluğumu hatırlıyorum. Her yere adını yazan ya da kazıyan çocuklar vardı ve o çocuklar için bir atasözü vardı ama şimdi bunu da anlatabilmek için “takla atamam”. Başka zaman inşallah, şimdi konumuza dönelim.

16 Ocak 2012 tarihli “Felek kimsenin babası değil” başlıklı yazımda “Günün birinde hepimiz mutlaka öğreneceğiz bu olayın asıl nedenini ve sorumlularını, istihbaratın neden eksik ya da yanlış olabildiğini de, belki de keşke öğrenmeseydik diyeceğiz” demiştim ve yazının başlığı olan Kürt atasözü Kürt entelektüellere, Kürt siyasetçilere bir hatırlatmaydı.

Şimdilerde ise Uludere hakkında yaptıkları açıklamalarıyla; Sayın Hüseyin Çelik’in “insani bulmuyorum” sözünü üzülerek de olsa “insana” hatırlattırıyor, tekrar ettiriyor “insanlar”. Kimse kusura bakmasın…

28 Mayıs 2012 Pazartesi / Yeni Şafak

“İnsani bulmuyorum” “İnsani bulmuyorum” “İnsani bulmuyorum” “İnsani bulmuyorum” 

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir