“Ben konuşmasını bilmem Lili”

blank

TEODORA DONİ
“Ben konuşmasını bilmem Lili”
 
İki hafta önce 7 Temmuz'da, gazetemizin Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi'nin organize ettiği bir piknikte Ankara'daki Yeni Şafak ve TV NET çalışanları ve aileleri ile  birlikte Gölbaşı tesislerinde çok güzel bir gün geçirdik. O gün piknikte Ankara’da ikamet eden gazetemizin yazarlarından Rasim Özdenören, Abdülkadir Selvi  ve bendeniz vardık. Ayrıca o gün piknikte bizimle beraber olmak için İstanbul’dan gelen eski Genel Yayın Yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert de vardı.  Hep söylüyorum iyi ki çocuklar var. Çocuklar öyle saf öyle güzeller ki. O gün pikniğe Abdülkadir Selvi ile birlikte TV NET'te “Başkent” programını sunan Melek Baripoğlu Arıcı  bir muhabbet kuşu getirmişti. Bütün çocuklar kafesteki muhabbet kuşunun çevresinde toplanmış ve kısa bir süre sonra kuş çok garip sesler çıkarmaya başlamıştı. Kendim bir an için kuşa bir şey olduğunu sandım çünkü hemen arkamdaydı bir dönüp baktım ki kuş çocuklara eşlik ediyor. Büyük şehirlerde ve ruhsuz binalarda büyüyen çocuklar, kafeste yaşamını sürdüren bir muhabbet kuşu ve göl kenarında yeşillikler arasında yürekleri acıtan bir heyecan. Evet, o gün çocuklarımız böyle bir yerde böyle bir gün yaşadığı için Rabbime şükrederken diğer yandan hayatın acı çelişkilerini bir kez daha hatırladım.

Eğer geçen hafta genel yayın yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert’in istifası açıklanmasaydı ve kendisi de Üstad Sezai Karakoç'un Liliyar şiirinden alıntı yaptığı bir yazıyla veda etmeseydi yine de ben bu yazıyı yazar mıydım, doğrusu emin değilim. Evet, emin değilim her ne kadar o günden beri zihnimi  meşgul etmişse de… Piknikte bir ara benden başka herkes çay içerken sadece Rasim Özdenören ağabey “ben de Teodora ile kahve içeceğim” demişti. Yusuf Ziya Cömert de “Türk Kahvesi varsa ben de içerim” demişti. Kendi deyişiyle o merete bahane olsun diye, yani sigaraya. O gün epey sigara muhabbeti yapıldı, Yusuf Ziya Cömert henüz sigarayı bırakanlardan, günlük birer sigara kaçamağını saymazsak. Rasim Özdenören ağabey uzun zaman önce bırakmış sigarayı ama kendi deyişiyle otuz yıl kadar hizmeti olmuş sigaraya. Rasim Özdenören ağabey demişken rabbimden uzun ve sağlıklı ömür diliyorum üstadlarımızın, ağabeylerimizin hepsine. Onların varlığı hepimiz için büyük bir ihsan. O gün piknikte Rasim ağabeyin hiç üşenmeden saatlerce bizimle konuşması, düşüncelerini, hatıralarını bizimle paylaşması hepimiz için büyük bir mutluluk olmuştu.

Evet, ne diyordum Yusuf Ziya Cömert, Türk Kahvesini ve bahanesini içerken sağında solunda bendeniz ve Sıtkı Caney vardı. Birden, “Sıtkı, şiir kitabın çıkmış, nerede” diye sormuştu Yusuf Ziya Cömert. “İlk ben okumalıydım, çünkü senin şiirlerini yazıldıktan sonra hep ilk ben okurdum” demişti.  Ben de “Hocam artık yıllardır ilk ben okuyorum Caney’in yazdıklarını, biliyorsunuz” diye cevap vermiştim. “Doğru ya! Peki nerede bu kitap, bana neden gelmedi” diye ısrarla sormuştu Yusuf Ziya Cömert.  Ben “şey” deyip söze nasıl devam edeceğimi düşünürken Caney eğilip kaşlarını çatarak, bak ne yaptın der gibi bana baktı. “Hocam kitabın elinize ulaşmamasının suçlusu yine benim, yayınevini arayıp gazetemize göndermemelerini ben rica ettim. Gazetemizden yalnızca iki kişiye “kitap eki”  için gönderildi ki  bu özellikle rica edildi. Sıtkı Caney'in " Ebuzeran"  adlı şiir kitabını  gazetemizdeki yazarlara göndertmeyişim tuhaf karşılanabilir. O zaman da doğru karar verdiğimi düşünüyordum şimdi de aynı şekilde düşünüyorum. Her ne kadar o gün Yusuf Ziya Cömert'in üzüldüğüne çok üzülmüşsem de, Caney gazetemizin eski yazarlarından olsa da,   hatta gazetemizdeki yazarlarla yıllardan beri arkadaş olsa da kitap hakkında kimsenin yalnızca arkadaş hatırına bir yazı yazmak zorunda kalmasını istemediğim için yapmıştım bunu. Ayrıca ve çok daha önemlisi sık sık başka yazarlar hakkında yazılanlar için yapılan “eş ya da bilmem ne kontenjanından dolayı bu yazılar yazılıyor” gibi yorumlar duymak ve dinlemek istemediğim için önce Caney'e rica ettikten ve kendi gerekçelerimi anlattıktan sonra Tahkim yayınevine o kararımı bildirmiştim.

Bu kadar ayrıntıyı yazmama sebep,  bu yazının daha çok Yusuf Ziya Cömert’le ilgili olmasıdır. Çünkü Yusuf Ziya Cömert her zaman “Kayıtlar” dergisi ve Sıtkı Caney ile birlikte aklıma gelir. Yeri gelmişken yirmi yıl önce ben Romanya’dayken Caney’in bana ithaf ederek yazdığı “Çıldırmak Varken” şiirini benden önce ilk okuyanın da Kayıtlar dergisinde yayınlayanın da Yusuf Ziya Cömert olduğunu da ayrıca belirtmek istiyorum. Şimdi Yusuf Ziya Cömert’in veda yazısına bakarak Kayıtlar dergisinden Yeni Şafak gazetesine yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden gazetecilik serüvenini noktaladığını düşünenler varsa bence yanılıyorlar. Oldukça dokunaklı bir veda yazısıydı ve ben kendi payıma gazetemizdeki görevinden ayrıldığı için üzüldüm ama yazıda gazeteciliği ve yazarlığı bıraktığına dair en ufak bir ima bile görmediğim için de sevindim.

"Eski yorgunluklarımdan biraz değişik yorgunum" demişti yazısında ve Üstad Sezai Karakoç’un  " Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili" mısrasındaki hakikati bir kez daha hatırlatmıştı hepimize. Bir de hiç aklımdan çıkmayan "Gökhan Hoca göğsümü yardı, damarları yerleştirdikten sonra tekrar dikti. Gökhan Hoca dikti ama, millette bir merak, bir merak. Aklına esen, elini kaburgamdan içeriye sokmak istiyor. Kimisi başarıyor da bunu. Hepsinin canı sağolsun"  cümleleri vardı ki bana merhum Abdurrahim Karakoç'un "Bambaşka" şiirindeki "Dost yolları nakışlandı kanımdan / Sevdiklerim vergi keser canımdan / Sükûta muhtacım, ayrıl yanımdan / İncitip günaha girme boşuna" mısralarını hatırlattı.

Şimdi söylenecek çok söz var ama ne bende o kadar takat ne de bu yazıda o kadar yer var. Piknikte Yusuf Ziya Cömert’in 7 çocuğun babası olduğunu öğrendiğimde bu harika bir duygu olmalı demiştim kendisine ama şimdi bana her okuduğumda ablam Lili’yi de hatırlatan Üstad Sezai Karakoç’un en çok sevdiğim şiiri “Liliyar” ile bizi hüzne boğan bir veda yazısından sonra ne diyeceğimi şaşırmış durumdayım.  Belki de sözü şiire bırakmak en iyisi, Liliyar’ın son mısrasına:“Ben konuşmasını bilmem Lili”
 
23 Temmuz 2012 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir