Hani biz kardeştik…

blank

TEODORA DONİ
Hani biz kardeştik…
 
Geçen yıl bu zamanlarda, yani Mübarek Ramazan ayı başlamadan önce birden hepimizin gündemi Somali'deki açlık olmuştu. Her ne kadar daha sonra Somali için yapılan bazı yardım kampanyalarına ilişkin pek hoş olmayan iddialar ortaya atılmıştıysa da genel olarak güzel işler yapılmıştı.

Mübarek Ramazan ayını bir kez daha karşılamak üzere olduğumuz şu günlerde, birer kardeşlik dayanışması örneği olacak daha güzel işlerin yapılmasını beklerken, ne yazık ki yine kardeşin kardeşi sözle bile derinden yaralamasına tanık oluyoruz.

Oysa Müslüman’ım diyen kimsenin bir diğer Müslüman’ı sadece ırkından veya mezhebinden dolayı ötekileştirmesi, ona “öteki” hatta düşman muamelesi yapması nasıl olabilir. Bu hangi Kur’an ayetiyle açıklanabilir. Türk’ün Kürt’e,  Kürt’ün Arap’a üstünlüğü ne ki… Alevi, Sünni, Şii ayrımcılığı niye ki…

Müslüman bir kimsenin hangi konuda olursa olsun konuşurken sözlerine her zaman dikkat etmesi, hele ki kardeşi hakkında kullandığı sözcüklere daha çok dikkat etmesi gerekmez mi?

Ne yazık ki çok az düşünüyor, çok az umursuyor, çok fazla konuşuyoruz hem de kardeşlerimizin gönüllerinde onulmaz yaralar açtığımızın farkına bile varmadan.

Kendi adıma duam, dileğim şu ki bu Mübarek Ramazan ayı, kutlu oruç günleri zihnimizi, gönlümüzü ve dilimizi tüm çirkinliklerden arındırmaya vesile olur da ırkından veya mezhebinden dolayı Müslüman kardeşlerimiz için son zamanlarda daha çok sarf ettiğimiz o zehir gibi, yakıcı ve yıkıcı sözlerden vazgeçeriz. O nefret yangınını körükleyen, ırkçılığı kışkırtan, kardeşlerimizi ötekileştiren dili terk ederiz.

İster Türkçe, ister Kürtçe, ister Arapça konuşalım, hangi dilde konuşursak konuşalım, yeter ki kardeşliğin diliyle konuşalım. Yeter ki acımızı da sevincimizi de kardeşlerimizle paylaşalım. Onları mazlum oluşumuzun sebebi olarak görüp, onların da kendimizin de mazlum olduğunu unutup, onlara karşı zalim olmayalım.

Belki de bunu bir türlü başaramadığımız içindir ki bu topraklarda hala annelerin yürekleri her gün yeniden yanıyor. Belki de bunu bir türlü başaramadığımız içindir ki barış ve huzur hala uzak bir hayal gibi görünüyor. Belki de bunu bir türlü başaramadığımız içindir ki Irak’ta ve şimdilerde en çok da Suriye’de hala kardeşkanı artarak akmaya devam ediyor.

Son zamanlarda Suriye tam bir kör nokta gibi oldu hepimiz için. Daha geniş bir açı ile dünya da olup bitenlere bakmaya çalıştıkça dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz,  Suriye'ye.  O noktaya odaklandıkça nokta büyüyor ve bizi de içine çekiyor.

Geçen Mübarek Ramazan ayında bir yandan Somali'deki aç insanlar için el ele verip bir şeyler yapmaya çalışırken ne yazık ki diğer yandan Ortadoğu'daki isyanların nasıl kanlı bir biçimde bastırıldığını izledik ki bu bir yıl boyunca öyle devam etti. Yürekler daha ne kadar dayanabilir ki bu zulme. Müslümanlar öncelik ve strateji hesapları yapmadan Arakanlı bir kardeşimizin "benim kardeşlerim katledilirken Müslümanlar nerede"  isyanını ne zaman duyacak.

İki hafta önce gazetemizin yazarlarından Akif Emre'nin art arda iki yazısında Arakanlı Müslümanların yaşadıkları trajediyi anlatması medyamızda geniş bir yankı bulduktan sonra nihayet Diyanet İşleri Başkanlığı da bu konu hakkında yazılı bir açıklama yaptı.

Açıkçası geç bir açıklama olmasına rağmen aynı açıklamada Nijerya’daki olaylara da değinilmesi, oradaki Hıristiyanlara yönelik saldırıların Burma’daki, Arakan’daki, Aykab’daki Müslümanlara yönelik saldırılar gibi kınanması,  beni sevindirdi bir Müslüman olarak ve tüm mazlumlar için de umutlandırdı.

Sevindim ve umutlandım çünkü her ne kadar da kabullenilmesi zor bir durum ise de dediğim gibi ne yazık ki Müslümanlar olarak aynı anda hem mazlum hem de zalim olabiliyoruz. Yine ne yazık ki Nijerya’da olanlar da bunun bir örneği.

Diyanet İşleri Bakanlığı’nın açıklamasında, "Son günlerde Nijerya’da kiliselere ve Hıristiyan köylerine yönelik gerçekleştirilen saldırılar sonucunda pek çok insan hayatını yitirmiştir. Bu saldırılar, bir insanı öldürmeyi bütün bir insanlığı öldürmek olarak değerlendiren İslâm’ın öğretilerine asla uygun değildir. Bu itibarla Nijerya’da kiliselere ve Hıristiyanlara karşı yapılan saldırılar nasıl kabul edilemezse Burma’da, Arakan’da, Aykab’da Müslümanlara yönelik saldırılar, zulüm, işkence ve cinayetler, Müslümanların evlerine ve camilerine yönelik tahripkâr girişimler, onların zorla göçe mecbur edilmeleri, kadınlara yapılan tecavüzler de hiçbir şekilde kabul edilemez" deniliyor.

Bu açıklamanın kime nasıl ve ne kadar yararı olur, tartışılabilir belki. Ama en azından Müslümanların bütün zaman ve şartlarda kim olursa olsun “zalime karşı mazlumdan yana” olması gerektiği gerçeğini çok açık bir şekilde ifade ve teyit etmesi bakımından önemli ve umut verici olduğunu düşünüyorum.

Peki,   her zaman “zalime karşı mazlumdan yana” olmaktan,  her zaman onların yardımına koşmaktan, her zaman kardeşliğin diliyle konuşmaktan bizi alıkoyan nedir, hiç düşünmeyecek miyiz?  Nasıl aynı anda hem mazlum olabiliyoruz hem zalim…

Hep böyle gönlümüz de kulağımız da kapalı mı olacak, hiç duymayacak mıyız kardeşlerimizin  “hani biz kardeştik…” diye yükselen çığlığını. Duyarız artık ve Ramazanımız mübarek; orucumuz, dualarımız kabul olur inşallah.

16 Temmuz 2012 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir