“Bir şiir olmalı / alıp sana gelmeliyim”

TEODORA DONİ  “Bir şiir olmalı / alıp sana gelmeliyim”

TEODORA DONİ 
“Bir şiir olmalı / alıp sana gelmeliyim”
 
“Yazının gizledikleri”, yazar Cemal Şakar’ın Okurkitaplığı’ndan çıkan son kitabının adı. Bu iki kelimeyi günlerdir kendi kendime tekrar edip duruyorum ve her defasında yeniden soruyorum kendime, “yazının gizledikleri” olabilir mi diye. Her satırında hayata yeni bir açıklamanın yapıldığını düşündüğümüz her yazının aslında her açıklamayla birlikte bir gizleme de yaptığı, açıkladıkları kadar gizledikleri de olabilir mi diye. Yazar Merve Koçak Kurt ‘un da çok güzel ifade ettiği gibi “Bazı yazarlar sadece ‘yazar’. Yani yazmaya kafa yorsalar dahi yazma edimi üzerine yazı yazmazlar. Cemal Şakar, onlardan biri değil. Daha önce Yazı Bilinci’ni yazan Şakar, şimdi de Yazının Gizledikleri’ne kafa yormuş. Düşürdüğü ilgi çekici kayıtlar ve bıraktığı işaret fişekleriyle okurun zihnini aydınlatmış.”. Ben de bütün okumalarımda yazının gizlediklerine kafa yoran biri olarak hemen söylemeliyim ki böyle bir yorulma zihnimizde ve kalbimizde yeni açılımların kapısını araladığı, içimizde yepyeni yolculuklar başlattığı için her zaman göze almaya değer.
 
Buna, bir süre önce müsaadesiyle okuma imkânı bulduğum, yazar Fikri Özçelikçi’nin henüz bir dergide yayınlanmayan, “Giden” adlı öyküsünden birkaç satırla örnek vermek istiyorum: “Gözü, önce yağmur damlalarının hiç ayrılmayacaklarmış gibi pencereye yapışmalarına, sonra da tutunmayı beceremeyip kendilerine eğri bir yol çizerek kayıp gitmelerine takıldı.
Her damla, önce kendine bir yol çizmeye çalışıyor ama bir süre sonra kendilerinden önce yitip giden damlaların çizdiği yola giriyor ve en sonunda da önden gidenlerin kaderini paylaşıyordu.” Evet, “yağmur damlalarının hiç ayrılmayacaklarmış gibi pencereye yapışmaları”, insanların hiç ayrılmayacaklarmış gibi dünyaya yapışmalarını hatırlattı bana. Çoğumuz unutuyoruz bu dünyaya geçici bir süre için geldiğimizi, bir gün öleceğimizi, buralardan gideceğimizi. Hakikat şu ki bu dünyaya ne kadar yapışmaya çalışırsak çalışalım boşuna.  Bu dünyada ölüm var ve “O’ndan geldik O’na döneceğiz”.
 
Bunları, hayatı ve ölümü her zamankinden daha çok düşündüğüm şu günlerde, yüreğimin her açıdan bana isyan ettiği, aklımın sınırlarının zorlandığı bir zamanda,  gecenin bir yarısında belki de halimden haberdar olmasını beklediğim ama aynı zamanda duymasın diye de dua ettiğim değerli bir ağabeyimden çok anlamlı bir hediye geldi. Hediye paketini heyecanla açtım. Bir şiir kitabıydı bana gönderilen ve kapağında gülümseyen fotoğrafıyla değerli şair yazar ağabeyimiz Mehmet Ragıp Karcı sanki bana “hey sen, kalk o yataktan, bu kadar şımarıklık yeter”, der gibiydi. Kendi kitabına “Bir başkasının kitabı” adını veren şair,  kitabın ilk şiirine de “İçlenmeler ya da bir başkasının şiiri” diyerek daha en baştan insanı şaşırttığı gibi,  ilk dizelerinde “Bir şiir olmalı / alıp sana gelmeliyim” diyerek de daha en baştan insanı sarsıyordu. Şairin yayınlanan üç şiir kitabından ikincisi bu ve kitaplığımda da yoktu çünkü yıllar önce basımı yapılan bu kitabı daha önce aramış ancak bulamamıştım. Şimdi böyle umulmadık bir anda bu kitabını benim için imzalayıp göndermesi güzel bir sürprizdi ve bir o kadar da anlamlı.
 
Benim için bir diğer güzel sürpriz, kitabın arka kapağında gördüğüm, gazetemiz Yeni Şafak’ın genel yayın yönetmeni, yazar Yusuf Ziya Cömert’in özgün değerlendirmesiydi: “Aşk ile yapılan işler güzeldir. Şiirimizin iki büyük kaynağı var. Tertemiz iki ırmak. Mehmet Ragıp Karcı, günümüzde bir çok şairin ihmal ettiği bu iki kaynakla, divan ve halk şiirimizle haşır-neşir bir şair. Yani, hın-i hacette, Fuzuli ile, Nabi ile, Pir Sultan Abdal ile konuşabilen bir şair. Karcı, o iklimden getiriyor yaşayarak yazdığı ter ü taze mısralarını. Bir Başkasının Kitabı’nda aşk ile yapılan işler’in güzelliği de, Karcı’nın sözünü ettiğimiz iki büyük kaynakla nasıl haşır neşir olduğu da görülebilir. Kendi şiirine” Bir Başkasının Şiiri “ demek her şairin harcı değil.”
 
Bir diğer sürpriz dedim çünkü tam da genel yayın yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert’i arayıp hastalığım nedeniyle izin almayı düşündüğüm anda göndermişti kitabı Mehmet Ragıp Karcı ağabey. Şiirlerde Yusuf Ziya Cömert’ten Hasan Aycı’ya,  Ahmet Kot’tan Necati Sarıca’ya kadar birçok yazarçizer dostunu sadece adıyla ya da başka bir adla anan şair bunlardan bazılarının kim olduğunu sonraki dizelerde açıklamış. “Necati bir şiirinden çıkardığı mermileri / Ateşler aynasına dayayıp yüzünü” dizelerinde adı geçen Necati’nin şair Necati Sarıca olduğunu da ben tahmin ettim.  Doğru tahmin ettiğimi düşünüyorum çünkü kısa süre önce Necati Sarıca ile Mehmet Ragıp Karcı ağabeyi aynı zamanda aynı mekânda aynı masada sohbet ederken görmüştüm.
 
Bu vesileyle Şair Necati Sarıca’nın, "Seni sevenler yanar / Seni sevenler yakılır / Yoluna düşen susuz güllere / Hüzün defterinde yeni sayfalar açılır" dizeleriyle başlayan “Hüzün ve Bela” isimli şiir kitabının geçtiğimiz ay Orient Yayınlarından çıktığını da şiir okuyucuları için haber vermiş olayım.
 
Ancak benim aklım hala Mehmet Ragıp ağabeyin mısralarında andığı isimlerde. Özellikle de şu mısralarda ki İsmail kim acaba: “Akşamın kıyısında bir çocuk / çocuğun tenhalığında bir anne/ rüyalar yatağa girmeden hazır / birazdan geceye dökülecekler / evleri / güya babaları/ deniz / (daha neler) / bir de balıklar / sabah olursa eğer birine tabir ettirecekler / biri dedikleri kim / elbet dağlarında divane umutlarıyla bizim İsmail / bir kalbi var dünyada / bir kendi / bir de kefen yerine taşıdığı yazmalı mendil”
 
Evet, rüya hepimizin rüyasıysa, tabir ettireceğimiz İsmail de “divane umutlarıyla bizim İsmail”se, o zaman yazının ve özellikle şiirin gizledikleri de açığa çıkardıkları da içimizde gizli olanın ve dilimizde açığa çıkanın birer yansımasından başka ne olabilir ki.
 
Bayramımız mübarek olsun, efendim.
 
15 Kasım 2010 Pazartesi / Yeni Şafak
“Bir şiir olmalı “Bir şiir olmalı “Bir şiir olmalı “Bir şiir olmalı 
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir