Bizim bayramımız…

TEODORA DONİ  Bizim bayramımız… 

TEODORA DONİ 
Bizim bayramımız… 
 

Kutlu oruç günlerinin ardından bir bayrama daha kavuşmanın heyecanı içindeyiz.

Ne var ki bu heyecanı büyük şehirlerimizde yaşayan insanlarda görebilmek oldukça zor.

Büyük şehrin yoğun koşuşturmasına dalmaktan mı, kalabalıklar arasında giderek yalnızlaşmaktan mı, her nedense, büyük şehirlerde ne yazık ki bayram hiç de gereği gibi yaşanmıyor ya da yaşanamıyor.

Oysa küçük şehirlerde, kasabalarda, köylerde kime baksanız bayram heyecanını her halinde, her tavrında hemen görürsünüz.

Bir de heyecan içinde bayramın gelmesini dört gözle bekleyenler var ki bayramı bütün ruhunda ve kalbinde en çok onlar hisseder.

Ailesinden, eşinden, dostlarından, sevdiklerinden, akrabalarından uzakta, ya gurbette, ya cezaevinde, ya vatani görevde olan bu insanlar için bayram; yakınlarına kavuşmak, onlarla hasret gidermek demektir.

Bu insanları düşünürken aklıma hemen birbirlerine hısım ve akraba olan ancak yapay bir sınır çizgisiyle birbirlerinden ayrılan Suriye’deki ve Türkiye’deki Kürt ve Arap kardeşlerimiz geliyor.

Yıllardır bu insanlar birbirleriyle ancak bayram olunca görüşebiliyorlar ve bayramlaşma da sınırda tel örgülerin o tarafına, bu tarafına izinli geçmek suretiyle yapılıyor.

Böyle olunca da sınırda her bayram büyük bir izdiham yaşanıyor.

Medyada yıllardır her bayram görmeye alıştığımız bu hüzün dolu manzara sanırım artık yavaş yavaş tarihe karışacak.

Evet, nihayet güzel bir başlangıç yapıldı ve Türkiye ile Suriye arasında vize uygulaması karşılıklı olarak kaldırıldı.

Bence harika bir zamanlama ve bu uygulama sınırın her iki tarafında yaşayan o insanlar için gerçek bir bayram armağanı.

Belki benden farklı bir bayram yazısı bekliyordunuz.

Evet, benim Türkiye’deki ilk bayramımı veya bir başka bayramda yaşadığım özel bazı anılarımı da yazabilirdim.

Ancak, İslamı seçtikten ve Türkiye’ye yerleştikten sonra yaşadığım bayramlarla ilgili yazmaya değer çok özel veya ilginç bir anım olmadı.

Hep sıradan anılar, hatta birçoğu çeşitli nedenlerle hatırlamak istemediğim, unutmaya çalıştığım anılar.

Kaldı ki filmlere bile konu olan Türkiye-Suriye sınırındaki bayramlaşma ve o insanların yaşadıkları zorluk ve heyecanı yazmak varken, çok güzel veya ilginç de olsa yazamazdım kişisel anılarımı.

Televizyonlardan izleyenler bilir, çoğunuz fark etmişsinizdir, sınırda bayramlaşma için bekleyen o insanların yanlarında çuvallarla birçok eşya getirdiğini veya götürdüğünü.

Elbette o çuvallar altın gümüş gibi mücevheratla dolu değil, öyle sanıyorum ki daha çok yöresel yiyecekler, giysiler, el emeği göz nuru hediyeler var içlerinde.

Ancak o hediyelerin her biriyle o insanlar yeniden geçmişleriyle, memleketleriyle bir bağ kuruyor ve bir bakıma hasret gideriyorlar.

İşte bu yüzden o hediyeler mücevherden çok daha değerli o insanlar için.

Bunları düşündükçe insan hem çok heyecanlanıyor, hem de çok hüzünleniyor.

Muhtemelen, özellikle hanımlar bir yıl boyunca özenle hazırladıkları, kendi elleriyle yaptıkları özel hediyeleri verecekleri anı dört gözle bekliyorlar.

Hatta ben, belki o hediyeleri daha önce defalarca çuvaldan çıkarıp tekrar tekrar baktıklarını ve hediye verecekleri kişilerin ne kadar çok sevineceğini tahmin etmeye çalıştıklarını düşünüyorum.

O insanların çoğunun eminim ki sınırlı bir geliri var ama buna rağmen yakınlarını sevindirmek için bir yıl boyunca o çuvallar dolusu hediyeleri büyük bir özenle seçip hazırlıyorlar.

Yıllar önce Türkiye’ye ilk geldiğim zamanlarda bazıları beni kızdırmayı çok seviyordu.

O yıllarda Kuzey Irak farklı bir statü kazanmıştı ve bazıları abuk subuk hayaller peşindeydi.

Ben burada o insanların hayallerini dillendirmek istemiyorum ama o insanlara yıllarca söylediğim bir şey var, bölmeyi değil birleştirmeyi hayal edelim. Küçülmeyi değil, büyümeyi hayal edelim.

Hala büyük bir gafletle, kavmiyetçi duygularla ”küçük olsun benim olsun” diyerek, fitnenin ve fesadın tezgâhına düşen kim varsa bir an önce kendine gelmeli, aklını başına almalıdır.

“Biz” Müslümanlar olarak bu meselede asla  “ben” diyemeyiz, ”küçük olsun benim olsun” diyemeyiz.

“Biz” diyeceğiz, “büyük olsun bizim olsun” diyeceğiz, demeliyiz.

İster Kürt olalım, ister Türk olalım, ister Arap olalım veya benim gibi Romen olalım, kavmimiz ne olursa olsun, birer Müslüman olarak, Büyük İslam Milleti’nin birer ferdi olarak hepimizin zihninde Büyük İslam Birliği hayali olmalı diye düşünüyorum.

Daha önce zaten böyle değil miydi?

Bunu hayal edelim, ben hep hayal ettim ve inanıyorum ki günü gelince mutlaka bu hayal gerçek olacak.

Neden olmasın, bugün nasıl vizeler kalktıysa, bir gün gelir bu yapay sınırlar da kalkar.

İşte o zaman gerçekten bizim bayramımız olur, bayram gerçekten bayram olur.

Bu inancı, bu heyecanı hep canlı tutalım ki, kutlu oruç günlerinin güzel gönül iklimini yıl boyunca aynı tazelikte yaşayabilmemiz mümkün olsun.

Öyle ki bu, yeryüzünün bütün mazlumlarına, bütün gariplerine bir dua, bütün kardeşlerimize bir selam olsun.

Bu dua, bu selam ile Ramazan bayramınız mübarek olsun.

21 Eylül 2009 Pazartesi / timeturk.com

Bizim bayramımız…  Bizim bayramımız…  Bizim bayramımız…

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir