Borca af mı? Bolca gaf mı?

TEODORA DONİ  Borca af mı? Bolca gaf mı?

TEODORA DONİ 
Borca af mı? Bolca gaf mı?
 

Bu yazıda anlatacaklarım ne yazık ki medyanın gündeminde veya manşetlerde yer almıyor. Ancak bunların, en az gündemden düşmeyen “açılım”  konusu kadar önemli olduğunu düşünüyorum.

Hala çok şükür ki evlatların annesine babasına saygı duyduğu, onları yalnızlığa terk etmediği, yaşlılıkta onlara sahip çıktığı, aile soyadını gururla taşıdığı, anne ve babalarının vefatı halinde varsa borçlarını ödediği, kardeşlerin birbirlerine karşı sevgi ve dayanışma içinde olduğu ailelerle dolu bir toplumda yaşıyoruz.

Ne var ki, aile bağlarının böylesine çok güçlü olduğu Türkiye’de, birçok aileyi bu bağların sarsılması gibi ciddi bir tehlikenin beklediğini düşünüyorum. Çok yakında mahkemelerde sık sık ”reddi miras“ davaları açılacağını düşünüyorum.

Türkiye gibi Müslüman bir ülkede bu tür davaların çok kötü gelişmeleri hızlandıracağını, hiç de iç açıcı sonuçlar doğurmayacağını düşünüyorum. Bu “reddi miras” davalarının bu topluma hiç yakışmayacağını ve çok ciddi bir ahlaki bozulmaya yol açacağını düşünüyorum. Bu toplum belki birçok zorlukla baş edebilir ancak bu konu sanırım çok ciddi ve eğer geç kalınırsa tamiri zor sorunlara yol açabilir.

Biliyorsunuz, son altı yılda vatandaşın çeşitli borçlarına af veya kısmi af getiren çok sayıda kanun çıkarıldı. Bu kanunlarda her ne kadar af yerine borcun ödenmesinin yeniden düzenlenmesinden söz ediliyorsa da, medyada konu hep af olarak nitelendirildi. Kredi kartı borcu affı, vergi borcu affı, sigorta borcu affı gibi birçok af veya kısmi af çıkarıldı.

Bu düzenlemelerle, yani bu aflarla güya vatandaşın devletle barışmasına fırsat tanındı. Mesela Vergi Borcu Affı için Vergi Barışı denildi. Devletin milletle, milletin devletle barışması elbette çok güzel, bunu hepimiz isteriz.

Ancak unutulan şu ki,  on yıllar boyunca çeşitli dönemlerde hükümetlerin uyguladığı yanlış ekonomik politikalar yüzünden insanlar defalarca yokluğa, sefalete mahkûm edildi. İşçiler işten çıkarıldı, işverenler işyerlerini kapattı. İnsanlar uçan kuşa borçlandı, evinden barkından oldu. Bu yüzden nice yuvalar dağıldı.

Şimdi bu insanların vergi, sigorta gibi borçlarını taksitlendirmek, faizinde bir miktar indirim yapmak neyi çözecek. Benim bildiğim bu insanların birçoğu evine ekmek götüremiyor, vergi, sigorta borcunu taksitle de olsa, düşük faizle de olsa nasıl ödeyecek.

İstihdam sorunu büyük ölçüde çözüldü de, gelir dağılımındaki adaletsizlik giderildi de, Türkiye’nin ekonomisi düzeldi de bizim mi haberimiz yok. Hiç sanmıyorum. Öyle bir adaletsizlik ki, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Destan şiirinde dediği gibi:

“Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!”

Bence aflardan da yine gelir dağılımındaki adaletsizlikten fayda gören zenginler yararlandı. Parası olduğu halde zamanında vergi, sigorta borcunu ödemeyip parayı affa kadar kullanan, paradan para kazanan zenginler.

Peki, o zaman yoklukla kavrulan insanlar için bu afların neresi af, devlet millet barışına nasıl katkı sağlar bu.

Hele son bir borç affı var ki, dehşet, aklın alacağı gibi değil: Hastane borcu affı. Bir iki gün önce şöyle bir haber okudum: ”Vatandaş, hastane borcuna aftan habersiz. Sosyal güvencesi bulunmayan kişilerin borçlarına gelen kısmi af ve indirime yeterince başvuru olmadığı, 11 Ocak 2010'un da başvuru süresinin son tarihi olduğu vurgulandı.”

Affa bakar mısınız, sosyal güvencesi olmayan kişilerin hastane borcuna af… Hani hiçbir sosyal güvencesi olmasa da her vatandaşın hatta bu ülkede ikamet eden yabancıların dahi artık sağlık güvencesi olacaktı. Böyle söylenmişti, bu büyük bir reform olarak anlatılmıştı. Hani sosyal devlet, büyük bir sosyal restorasyon gerçekleştirmişti.

Peki, şimdi sosyal güvencesi olmayan kişilerin hastane borcuna af da neyin nesi? Hastane borcu vatandaşın sağlık giderlerinden sayılmıyor mu? Yoksa sosyal güvencesi olmayanlar vatandaş sayılmıyor mu? Bu nasıl bir anlayıştır.

Hani “insanı yücelt ki devlet yücelsin” deniliyordu. Sosyal güvencesi olmayan yoksulu hastaneye borçlu bırakarak mı?

Bu şekilde devam edilirse, toplumun temeli olan aile yapısının büyük ölçüde dağıldığı Batı ülkelerinden hiçbir farkı kalmayacak ülkemizin. Çünkü artık anne ve babalarının miras olarak sadece çok büyük borç bırakacakları yoksul evlatları “reddi miras” davası açmayı bu çok büyük borçtan kurtulmak için tek yol olarak görecekler.

Sosyal devlet, öncelikle toplumun temeli olan aile yapısının korunması için her türlü tedbiri almak ve sağlık güvencesini herkes için ve öncelikle yoksullar için tesis etmek zorunda. Bu konuda ille de bir istisna yapılacaksa, bu istisna zenginler için olabilir, asla yoksullar için değil. Ama anlaşılan o ki ülkemizde bu istisna ne yazık ki tam aksine sadece yoksullar için yapılıyor.

Sorunun, önce kısa sürede toplumda kanayan bir yaraya sonra da kangrene dönüşmemesi için acilen gündeme getirilmesi, ilgililerin uyarılması ve soruna çözüm bulunması gerekiyor. Bunun için de gazeteciler başta olmak üzere ülkemizin şair, yazar, çizer, sanatçı tüm aydınlarının hemen harekete geçmeleri gerekiyor.

Elbette ekonomik anlamda iyi durumda olan, sosyal güvenceye sahip, etkili medyalarda görev yapan gazeteci yazarlara daha çok iş düşüyor. Onlar da biliyorlar ki ekmeğini sanatıyla kazanan şair, yazar, çizer sanatçı aydınlarımızın birçoğu hala sosyal güvenceden yoksun durumdalar. Bunların en başında da senaryo yazarından, yönetmeninden, oyuncusuna kadar sanata gönül vermiş sinema emekçileri gelmekte.

Evet, şimdi iyi durumda olan, sosyal güvenceye sahip, etkili medyalarda görev yapan gazeteci yazarlar ve devletin üst kademelerinde görev yapan diğer akademisyen ve yazarlar için benciliği bırakıp düşünme ve harekete geçme zamanı.  Sosyal güvenceden yoksun birçok şair, yazar, çizer sanatçı aydınımızı ve onların çocuklarını düşünme zamanı.

Eğer o etkili medyalarda görev yapan gazeteci yazarlar ve devletin üst kademelerinde görev yapan diğer akademisyen ve yazarlar şimdiki iyi durumlarına ve sahip oldukları sosyal güvenceye bakıp başlarına böyle bir olay gelmeyeceğini düşünüyorlarsa bence yanılıyorlar. Zira hiçbir makam ve mevki ebedi olmadığı gibi hiç kimse de oralarda kalıcı değil.

Evet, benciliği bırakıp düşünme ve harekete geçme zamanı. Büyük Millet Meclisine ve Hükümete samimiyetle seslenme zamanı.

Sayın Başbakan yıllar önce okuduğu bir şiiri geçen hafta konuk olduğu bir televizyon programında canlı yayında dinlerken gözyaşlarını tutamadı. Sanırım izleyen herkes de çok duygulandı. Peki, ağlamak yeterli mi? Belki de Şair, o şiiri yazarken çok zor günlerden geçiyordu.

Ben çok merak ediyorum, acaba, devlet katlarında; şair, yazar, çizer, sanatçı aydınlarımızın sevildikleri kadar hangi şartlarda çalışıp ürettikleri, ne halde oldukları da düşünülüyor mu? Düşünülüyor olması lazım ama olup bitenler bunun aksini gösteriyor.

En azından bu düşünülseydi; şair, yazar, çizer, sanatçı aydınlarımızın birçoğunun çok zor şartlarda yaşadıkları ve yokluk içinde aramızdan ayrıldıkları hatırlansaydı,  hem sağlık güvencesi meselesi hem de sosyal güvenceden yoksun tüm insanların durumu başka türlü değerlendirilirdi.

Tam da bunları söylerken hatırlamamak mümkün mü,  aynı zamanda Şair olan Kanuni Sultan Süleyman’ın hepimizin bildiği o muhteşem mısralarını:

 “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

Şimdi öyle mi? Halkın devlete itibarı ve devletin sağlığa itibarı öyle mi?

Büyük Millet Meclisi üyeleri de, Hükümet üyeleri de, aslında borç ödemenin yeniden düzenlenmesinden ibaret olan böyle aflarla hiç bir sorununun çözülemeyeceğini artık anlamalı.  Böyle tedbirlerle ne bütçe açığı kapatılabilir, ne devlet millet barışı olur ne de borca batmış vatandaşa bir fayda, bir kolaylık sağlanabilir. Aksine sadece çaresiz birçok insan için hayat daha da çekilmez hale getirilmiş olur.

Bildiğim kadarıyla birçok şair, yazar, çizer, sanatçı aydınımız da geçimini sanatıyla değil de hiç ilgisi olmayan tamamen başka işlerle en çok da ticaretle sağlıyor. Duygusallıkla asla bağdaşmayan günümüzdeki ticarette, doğal olarak bu insanlar genellikle başarılı olamıyor. Belki de birçoğu biriken borçları ödeyemeden hayata veda edecek.

İşte o zaman geride kalanlar bu borçlar yüzünden,  babasının veya annesinin yazdığı bir şiire, bir romana, yaptığı bir resime, çektiği bir fotoğrafa hiçbir esere sahip çıkamayacak. Oysa sanatçı anne veya babalarının yeterli bir geliri olmasa da, geriye en azından paha biçilmez bir isim ve değerli eserler bırakacak olmaları, bu insanların en büyük gururu ve tesellisi.

Ama o borçlar yüzünden bu gururu yaşayamayacak ve borçlardan kurtulmak için belki de “reddi miras” davası açacaklar.

Biliyorum vatandaşların büyük çoğunluğu etkilendi art arda gelen ekonomik krizlerden, sadece şair, yazar, çizer, sanatçı aydınlarımız değil.

Bense yazar-çizerleri fazlaca andım, çünkü kalem onların elinde. Özellikle de ekonomik anlamda iyi durumda olan, sosyal güvenceye sahip, etkili medyalarda görev yapan gazeteci yazarların bu konuda yazabileceklerini umduğum ve beklediğim için.

Düzenlemeler gerçekten borca af mı, yoksa üzerinde durulmaya değmez önemsiz bolca gaf mı, bunu değerlendirebileceklerini umduğum ve beklediğim için. Bu yüzden çağrım da en çok onlara…

Çünkü en çok da onlar biliyorlar ekmeğini sanatıyla kazanan şair, yazar, çizer sanatçı aydınlarımızın birçoğunun hala sosyal güvenceden yoksun olduğunu, ticarete bulaşanlarının ise tümden borç batağına düştüğünü.

Bu umudumda, bu beklentimde yanılmam inşallah. Etkili medyanın ünlü gazeteci yazarları, harekete geçer de dayanışma ruhunun hala ölmediğini, insanlığın unutulmadığını görmenin mutluluğunu hep birlikte yaşarız.

 24 Eylül 2009 Perşembe / timeturk.com

Borca af mı Bolca gaf mı  Borca af mı Bolca gaf mı  Borca af mı Bolca gaf mı  Borca af mı Bolca gaf mı

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir