Diktatörlerin gitmesiyle her şey güzel olacak mı?

blank

TEODORA DONİ
Diktatörlerin gitmesiyle her şey güzel olacak mı?
 
Son günlerde Türkiye medyasının Romanya’ya, daha doğrusu yıllar önce yapılan devrime ve bu devrimi gerçekleştiren Romen halkına olan aşkı gözlerimi yaşartıyor. Bu aşkın Tunus’ ta gerçekleştirilen devrimden sonra başlaması doğrusu çok ilgimi çekti çünkü nedense son aylarda yine Türkiye medyasında Romanya hakkında pek hoş olmayan haberler ve yorumlar okudum. Bu haber ve yorumların ne yazık ki gerçek olmadığını söyleyemem. İsrail’le askeri anlaşmalar, CIA'nın gizli uçuşları ve o uçaklarla kaçırılan insanlara işkence etmek için kurulan merkezler, vergiye bağlanan falcılar, büyücüler ve daha birçok olumsuz haber ve yorum. Zaman zaman bu yorumlar çok aşağılayıcı biçimde olabiliyor ve hatta bunu anlayışla (!) karşılayanlar bile var. Öyle ki CIA'nın gizli uçuşları ve o uçaklarla kaçırılan insanlara işkence etmek için kurulan merkezlerin işleyişinde Romanya’nın aktif rol oynamasını hiç de şaşırtıcı bir durum olarak değerlendirmiyorlar. Nasılsa Romanya eski Demirperde ülkelerinden biri, yani onlardan başka ne beklenir ki, der gibiler. Onları asıl şaşırtan insanoğluna demokrasi ve özgürlük vaat eden AB ülkelerinin bu kirli işlerin içinde aktif rol oynaması.

Tunus halkının diktatörünü kovmasıyla başlayan Türkiye medyasının Romanya aşkı, Mısır ve diğer Ortadoğu ülkelerinde çıkan halk isyanları yorumlanırken daha sık dillendirilir oldu. Ortadoğu halklarının Türkiye medyasını ilgiyle takip ettiği biliniyor ve Romanya’nın adı özellikle zikrediliyor çünkü Nikolae Çavuşesku birçok diktatör kadar şanslı değildi ve beş dakika süren bir yargılamadan (!) sonra eşiyle birlikte kurşuna dizilerek öldürülmüştü. Ortadoğu halklarına “ diktatörlerinize git demeyin, böyle bir seçenek de var” der gibi. Evet, doğru Nikolae Çavuşesku ve eşi kurşuna dizilerek öldürüldüler ancak şimdi yeni nesil dâhil çok az insan buna seviniyor. Romanya çok kısa bir sürede AB üyesi oldu, demokrasi (!) ve özgürlük (!) geldi ama insanlar perişan, kapitalizm en acımasız haliyle uygulanıyor.

Tunus halkı diktatörünü kovaladıktan sonra, Türkiye’de çıkan haberler doğruysa, Tunus televizyonlarında ilk kez ezan ve namaz görüntülerinin yayınlandığı söyleniyor ki bu çok ilginç. Romanya’da da devrimden sonra ilk yapılanlardan biri büyük katedrallerde yapılan ayinlerin canlı olarak televizyonlarda yayınlanmasıydı. Her yerde kilise inşa edildi, küçücük şehirlerde bile sayısız kilise var ve son ekonomik krizden sonra halk kiliseye karşı hayli öfkeli. Halk perişan haldeyken kilise mensuplarının deyim yerindeyse krallar gibi yaşamalarına karşı bu tepki gösteriliyor. Dahası var, üçüncü dünya ülkelerinde bile insanlar falcılara ve büyücülere itibar etmezken Romanya’da devlet bunları meslek sahibi kabul edip vergiye bağlıyor. Nereden nereye… Yirmi yılda büyük devrim coşkusundan tek kıpırtı bile kalmadı.

Şimdi de büyük bir coşkuyla birkaç gündür hop oturup hop kalkıyor herkes, Hüsnü Mübarek gitti gidecek, halk Saray’a doğru ha yürüdü ha yürüyecek, destek mitingleri düzenleniyor, az önce de dediğim gibi sık sık Romanya devrimi ve Çavuşesku ön plana çıkartılıyor, bu işi artık bitirin, hemen şimdi dercesine. Olmadı, onursuzluğa mahkûm edilen, zorlanan, mecbur bırakılan halk, gibi ifadeler kullanılıyor bunun kışkırtıcı olacağı umularak ki bence çok aşağılayıcı kelimeler bunlar. En son geçen hafta Cuma günü, Mübarek devrilecek, deniliyordu. Günlerdir ilgili ilgisiz birçok insan televizyonlarda boy gösterdi, saatlerce Mısır’dan canlı bağlantılar yapıldı ve görüldü ki Cuma günü Mısır halkı daha fazla kan dökülmemesi için bütün olumsuzluklara rağmen, dışarıdan verilen deyim yerindeyse gaza rağmen şimdilik başladıkları gibi barışçı bir şekilde gösterilerine devam ediyorlar.

Cuma günü geç saate kadar Türkiye’deki televizyonlar yoğun bir şekilde Mısır’daki olayları hem tartıştı hem de sık sık Kahire’deki Tahrir meydanından canlı yayınlar yapıldı. Beklenen olmayınca Mısır’daki olaylar televizyonların haber bültenlerinde sıradan birer haber olarak yer almaya başladı.

Mısır’daki olayların başlangıcı ve sebepleri hakkında çeşitli rivayetler var ama Türk medyasına bakacak olursak Ortadoğu halkları, bu isyanları Türkiye gibi bir ülke olmak istediği için yapıyor. Garipliğe bakın ki çok kısa bir süre önce Avrupalı düşünürlerden Alain Touraine’nin bir gazeteye verdiği röportajı da Türk düşünürler Avrupa'yı çöküşten ancak Türkiye kurtarabilir şeklinde yorumlamıştı. Avrupa’nın aslında yıllardır devam eden ve son ekonomik krizle birlikte iyice artan yabancı düşmanlığını kimse hesaba katmıyor her nedense. Ki bu yabancılar arasında ilk sırada Türkler dolayısıyla Müslümanlar var ve baskılar gün geçtikçe yoğunlaşıyor, aşırı sağcı, ırkçı söylemler hızla çoğalıyor.

Mısır'lı ünlü gazeteci Fehmi Huveydi de Türkiye’nin kendilerini kurtaracağını söyledi ki bu elbette Türkiye’nin Avrupa’yı kurtarmasından farklı bir konu. En azından aynı inançtan aynı kaynaklardan beslenen ortak bir tarih var, ortak bir kültür ve medeniyet birikimi var, her ne kadar Arapların Osmanlıyı değil bugünkü Türkiye’yi daha çok sevdiği söylense de.

Tunus devrimiyle başlayan Ortadoğu halklarının isyanı bu ortak tarih, kültür ve medeniyet birikimini ne oranda yeniden diriltebilecek bunu zaman gösterecek. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in ön plana çıkmasından Amerika’nın da Avrupa’nın da endişe ettiği söyleniyor. Ancak Müslüman Kardeşler’in temsilcilerinin “ Mısır halkı işsiz ve aç iken Filipinliler ülkemizde çalışıyor” şeklindeki açıklamalarına bakılırsa endişeler yersiz gibi.

Müslüman Kardeşler’in de diğerlerinin de Mübarek rejiminden kurtulmak istemelerinin temel nedeni bu gibi görünüyor. Yani işsizlik ve açlık… Peki, sadece Mübarek’in gitmesi işsizlik ve açlıktan kurtulmaya yetecek mi? Hatta tüm Ortadoğu’da sadece diktatörlerin gitmesiyle her şey güzel olacak mı? Yoksa Romanya’da olduğu gibi vahşi kapitalizm bütün acımasızlığıyla boy gösterecek mi?

7 Şubat 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir