Devrim mi, postmodern işgal mi?

blank

TEODORA DONİ
Devrim mi, postmodern işgal mi?
 
Tunus’la başlayan ve Mısır’la devam eden isyan sürecine ait birçok bilgiyi, alt alta, üst üste, yan yana koyuyorum, topluyorum, çıkarıyorum, çarpıyorum, bölüyorum ama vardığım sonuçlar karşısında bir türlü bu gerçekten bir devrimdir diyemiyorum. Bu kadar tesadüfün bir araya gelmesi çok rahatsız edici bir durum.

Elbette, Hüsnü Mübarek’in gitmesine Mısır halkıyla birlikte hepimiz sevindik, ne olursa olsun sembolik de olsa bir başarı elde edildiğini kabul etmeliyiz ve bununla belki de birçok insanın hayatı kurtulmuştur. Ancak, dünyanın her yerinde halkların her türlü baskıya, zulme karşı artık bir bir, art arda isyan etmeye başlayacağını gören uluslararası egemen güçlerin; sömürünün, zulmün devamı için yöntem değiştirdiğini, yepyeni ve bir o kadar da karmaşık, fark edilmesi zor bir aldatmacayla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.

Nasıl oluyor da mazlum Ortadoğu haklarının yıllarca “ kahrolsun” dediği Amerika şimdi bu halkların hamisi rolünü oynayabiliyor. Nasıl oluyor da Irak’ı kan gölüne çeviren, oralardaki işgalini sürdüren Amerika Mısır için görünürde tamamen farklı bir tavır takınabiliyor ve Hüsnü Mübarek’e Mısır halkının isteğini yerine getirmesini söyleyebiliyor.

Açıkçası ben, bu isyanların öyle birkaç gencin bağımsız olarak internette, paylaşım sitesinde grup kurmasıyla falan başlamadığını düşünüyorum. Görünürde öyle bir durum söz konusu ama bu gençler hem yıllardır protesto gösterileri düzenliyorlar hem de hiç takip edilmiyorlar. Hiçbir tuhaflık yok mu bunda, bu kadar çok üyesi olan bir grup istihbarat tarafından nasıl hiç takip edilmez.

Mısır’daki son gelişmeler üzerine Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun söylediği “Yetki Süleyman’a ya da mevcut siyasi aktörlerden birine devredilmiş olsaydı, Mübarek’in etkisi devam edecek diye düşünürlerdi” “Ortadoğu’daki toplumların uluslararası topluma güveni sarsıldı” cümleleri sanırım her şeyi açıklıyor.

Evet, konu aslında Ortadoğu halklarının ve genel anlamda tüm dünya mazlumlarının ABD, AB ve bunların pazarlığını yapan uluslararası kuruluşlarına güveninin kalmamasından ve bunlardan nefret etmesinden kaynaklanıyor.

Bir kere daha tekrar etmek istiyorum Sayın Davutoğlu’nun “…Mübarek’in etkisi devam edecek diye düşünürlerdi” cümlesini. Mübarek’in etkisi demek, Amerika’nın etkisi demek ve Mübarek’ten kurtulduğunu düşünen halk Amerika’dan da kurtulduğunu düşünür diye planlamış olsa gerek ki Amerika, isyanın hedefinde Mısır’daki zulüm sistemi ve onun sahibi Amerika’nın olması gerekirken bunun yerine sadece kukla Mübarek’in olduğunu görüyoruz.

Geçen haftaki yazımda da sorarak söylemiştim: “ Diktatörlerin gitmesiyle her şey güzel olacak mı”? Evet, Mübarek gitti. Peki, şimdi Mısır halkı için her şey güzel olacak mı? Yoksa Tahrir yani Özgürlük meydanındaki milyonların çığlığı boşuna mı? (O meydanda ne zaman özgürlük oldu, meydan nerden aldı bu ismi o da ayrı bir konu ya ).    Yoksa Mübarek’in gitmesi de,  Mısır ordusunun halkına yakınlığı da, gençlerin büyük dayanışması da birer aldatmacadan mı ibaret.

Trajikomik duruma bakın ki bir de Mısır ordusunun Türk ordusuna çok benzediği söyleniyor. Son olaylarda gerçekten rüştünü ispat ettiği, denge unsuru olduğu, halk nezdinde itibar kazandığı, dolayısıyla halkın gücün orduya devrini istediği, ordunun düzenli bir geçiş sağlayabilecek meşruiyete ve güce sahip olduğu söyleniyor. Ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa başka bir yanlışlık mı var?  Daha bir iki gün önce Türkiye’de sayısız emekli ve muvazzaf asker tutuklanmamış mıydı? Veya eskilere gidelim, 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat tarihleri artık kimseye bir şey hatırlatmıyor mu?

Şimdi Mısır ordusuyla Türk Ordusunu karşılaştırmak hele hele Mısır’ın geleceği için oradaki orduya görev yakıştırmak niye? Hem ordu Mısır’da gerçekten demokrasiye(!) düzenli bir geçişi sağlayabilecek mi? Böylece halkın içinden liderlerle özgürlük gerçekten gelecek mi?  Yoksa sistem de sömürü de aynen devam mı edecek. Yoksa Amerika’nın postmodern işgal yöntemleri mi devrede artık. Yoksa Mısır, İsrail’i korumaya devam mı edecek. Yoksa vitrindeki liderlerin daha doğrusu beyinsiz kuklaların sadece isimleri mi değişecek.

Günlerce Türkiye televizyonlarında konuşan“ Müslüman Kardeşler”den olduğu söylenen Dr. Eşref Abdülgaffar’ı  ben de dinledim ve izledim. Her defasında “Mübarek gitmiyor, gitmezse ne olacak?” sorusuna insanı çıldırtacak bir sakinlikle ve kendine aşırı güvenen bir edayla, “gidecek, gidecek” diye cevap veriyordu. Mısırlıların düşük ücretle çalıştırdığı Filipinliler, Mısırdaki işsizliğin tek nedeniymiş gibi her defasında buna dikkat çekiyor, küresel sermayeye karşı tek söz söylemiyordu, adam Filipinlilerle kafayı bozmuş gibiydi. Duyan da sanacak ki tüm Mısır’ı şu Filipinliler sömürüyor.  Eğer “Müslüman Kardeşler’in bütün mensuplarının düşünce ve algı düzeyi böyleyse Mısır’ın vay haline. Daha üzücü olanı da bunların yanlışlarının bütün Müslümanlara mal edilme ihtimali…

Daha daha üzücü olanı; başkent Kahire’nin, gelen yabancılar görmesin diye yüksek duvarlarla etrafı çevrilmiş mezarlıklarında insanların, çok sayıda ailenin hayatını sürdürüyor olması.

Şimdi herkes birbirine, Mübarek’ten kurtulan o insanlar mezarlıklarda yaşamaktan da kurtulacak mı diye soruyor ve yine herkes birbirine aynı cevabı veriyor: Hayır kurtulamayacaklar ama artık özgürce oy kullanabilecekler…

Az şey mi? Amerika’nın postmodern işgal yöntemleri devredeyse artık,  e mecburen, o kadar da olsun yani.
 
14 Şubat 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir