“Filistin’e gidiyorum”

blank

TEODORA DONİ
“Filistin’e gidiyorum”
 
“Filistin’e gidiyorum”, kendimi bilmeye başladığımdan, yani iki-üç yaşından itibaren ailemden ve çevremden sık sık duyduğum bir cümleydi bu.  Romanya’da büyükler çocuklara söylerdi bunu. Çocuklar, evin büyükleri nereye gidiyorsa onlarla beraber gitmek isterler. Bunun için ısrar edip,  sızlanmalarına rağmen birlikte gitmeyi başaramadıklarında en azından büyüklerinin nereye gittiklerini öğrenmek isterler ve sorarlar. İşte böyle zamanlarda alırlardı çocuklar büyüklerden “Filistin’e gidiyorum” cevabını.

Elbette ki her seferinde farklı bir ses tonu ve farklı bir yüz ifadesiyle. Büyüklerin ses tonu ve yüz ifadesi daha çok çocukların o anki halleri ve ısrar derecelerine göre değişirdi sanki.  “Filistin’e…” derken bazen “masallar diyarına cennet gibi bir yere”, bazen de “cehennemin dibine” der gibiydiler. Diğer çocukları bilmem ama ben bu “Filistin’e gidiyorum” cümlesini her duyduğumda büyüklerimin söyleyiş tarzından hemen anlıyordum kızgınlık derecelerini. Nasılını ve nedenini tam olarak bilemiyorum ama sanırım dedemin ve babaannemin bizlere anlattığı masallardan dolayı olmalı ki dokuz, on yaşıma kadar Filistin’in hayali bir yer, yani sadece masallarda olan bir yer olduğunu düşünmüştüm.

Evet, dediğim gibi dokuz, on yaşlarındayken Filistin’in gerçek bir yer olduğunu öğrendim. İnsanlar o cümleyi söylerken belki çoğu zaman bir alışkanlıktan dolayı söylüyorlardı ama yine de bir şekilde herkesin bilinçaltında sakladığı daha derin bir anlamı vardı o cümlenin. Yıllar sonra Romanya’daki insanlar için Filistin’in hem Cennet hem Cehennem anlamına geldiğini her iki anlamı da içerdiğini fark ettim. Bu inançlarıyla ilgiliydi sanırım, yani Hz. İsa, Hz. Meryem ve Kudüs ile dolayısıyla Hıristiyanlıkla ilgiliydi ve aynı zamanda büyük bir acıyı hatırlatıyordu onlara.

Yıllar geçtikçe “Filistin’e gidiyorum” cümlesini çok fazla umursamamaya başlamıştım. Artık bu cümleyi her duyduğumda Filistin’i zihnimde ilk yerleştiği haliyle masallar diyarı, cennet gibi bir yer olarak hatırlıyordum. Çocukluğumdan beri duyduğum bu cümlenin zaman geçtikçe ne çok acı barındırdığını fark ettiysem de ben hep gözlerimin gerçekleri görmesine, yüreğimin kinle dolmasına izin vermedim.

Şimdi, bunca ayrıntıyı niçin yazdın veya bize ne diyenler olabilir belki. Anlatayım. Bir süre önce Tahkim Yayınevi’nden çıkan “Söz Çakal Carlos’ta “ isimli kitabı okudum ve kitapta Romanya ile ilgili bir bölüm de var. O bölümde anlatılanlara göre, benim Filistin’i hayali bir yer olarak düşündüğüm çocukluk yıllarımda meğer Romanya üniversitelerinde elli bin kadar Filistinli genç parasız eğitim görmüş. Romanya’nın Filistinlilere desteği eğitimle sınırlı kalmamış, Romen gizli servisi aracılığıyla “eylem” noktasında da Filistinliler desteklenmiş. Carlos, bu konuda bildiklerim var olsa da, bunları yazma hakkı elbette “ilgili” Filistinlilere düşer ve benim konuşmam şu an için uygun olmaz, diyor. Açıkçası oldukça garip bir durum, bunca yıl geçmesine rağmen Carlos’un neden bu kadar çekingen davrandığını anlamak zor. Hem anlattıkları ile Romanya’da “Filistin’e gidiyorum” cümlesinin o kadar sık kullanılması arasındaki bağlantıyı da doğrusu merak ediyorum.

Ben asıl Filistin gerçeğini İslam’ı seçtiğimde ve dolayısıyla Türkiye’de yaşamaya başladığımda öğrendim. Bu benim için hakikaten kabullenmesi zor bir durum oldu. Çünkü Filistin o ana kadar benim için masallar diyarı cennet gibi hayali bir yerdi ve zihnimde öyle kalmasını istiyordum.

Mutlaka duymuşsunuzdur birkaç gün önce Hamas ve El-Fetih, Mısır’ın arabuluculuğunda anlaşmaya vardı. Bu anlaşmanın çok daha önceden olması gerekiyordu. İsrail Filistin’e saldırdığında canımız ne kadar acıdıysa bu iki örgüt arasında yaşananlardan da en az o kadar canımız acıdı. Bugünlerde Ortadoğu’da yaşanan birçok olumsuz gelişmeye rağmen Hamas ve El-Fetih arasında birdenbire böyle bir anlaşmanın olması ve bunun bir de Mısır’ın arabuluculuğuyla yapılması, doğrusu çok düşündürücü bir durum. Herkes biliyor ki Türkiye, uzun süre bu iki tarafın birleşmesi için çok uğraştı ama sonuç alınamadı.

Ambargoyu delmek için, Filistin’e özgürlük için dünyanın dört bir yanından insanlar Mavi Marmara gemisiyle Filistin’e doğru yola çıktılar ve şehitler verildi buna rağmen bu iki taraf o zaman bile oturup bir anlaşmaya varamadı. Şimdi anlaşabildiler ve İsrail’in bu anlaşmadan çok rahatsız olduğu söyleniyor ama Hamas ve El-Fetih’e arabuluculuk eden Mısır’ın şu an ki hükümeti bildiğim kadarıyla eski adamlardan oluşuyor ki bunlar arasında Filistin’ i pek düşünen yok. Elbette Filistin’in Hamas’ıyla El Fetih’iyle bir bütün olması bu örgütlerin tamamen birleşmesi tüm Müslümanların dileği ama şu an görünen o ki sadece bir anlaşma var ortada hem de devamının birleşme olacağını düşünmemize imkân vermeyecek kadar çok “ama” ile birlikte.

Filistin davasına, Hamas’a destek verdiği için Suriye,  çoğumuz orada yaşanan baskıyı, zulmü hep görmezden geldik. Bunun için ayrı bir neden de Türkiye Suriye ilişkilerindeki olumlu gelişmelerdi. Nitekim Türkiye, halk ayaklanmaları ile ilgili olarak Mısır devletine gösterdiği tepkiyi Suriye’ye göstermedi ve Türkiye’de halk da, Mısır’daki gösterilere daha ilk günden verdiği desteği Suriye’deki gösterilere vermedi. Daha üzücü olanı ise Türkiye İslamcılarının özellikle okuyan, yazan, düşünen kesimin bu nedenlerle birbirini suçlamaya başlaması. Peki, böyle yaparak gerçekleşebilir mi İslam Birliği? Kudüs işgal altında da Mekke değil mi? Hangi İslam ülkesinde Müslümanlar özgür ki?

Sordukça öfkemiz artıyor, sordukça kanıyor yaramız. Şimdi ben “Filistin’e gidiyorum” diyeceğim ama artık bize her yer Filistin.
 
2 Mayıs 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir