Gönül kardeşliğinden haberdar olmak

TEODORA DONİ Gönül kardeşliğinden haberdar olmak

TEODORA DONİ
Gönül kardeşliğinden haberdar olmak
 

Bana e-mail gönderen okuyucular biliyor ki gelen bütün e-maillere cevap veremiyorum. Çünkü hepsine cevap vermeye kalksam bütün günümü, zamanımı başka bir iş yapmayıp sadece buna ayırmak zorunda kalacağım. İnşallah okuyucular haklarını helal eder, yazılarımdan da anlaşılacağı gibi bana gelen bütün e-mailleri tek tek okuyorum, bazı okuyucular destan gibi uzun uzun yazsa da. Mübarek Ramazan ayının başlamasıyla bazı garip sorulardan kurtulduğum için çok sevinmiştim. Müslümanlar, İslamcılar nerede tatil yapmalı, nasıl tatil yapmalı gibi, sinir bozucu sorular gelmiyor artık. Ne var ki o soruların yerini başka sorular almaya başladı, en çok da Kürt sorunu ve bu bağlamda TMK mağduru çocuklarla ilgili sorular var, her ne kadar bu konuda TBMM’den yasa çıktıysa da sorular gelmeye devam ediyor.

Art arda aynı konu hakkında sorular sorulunca bir süre sonra insan ister istemez bunalıyor. Kimileri illa ki cevap istiyor. Geçenlerde bir arkadaş “Ne mutlu Türküm demek vatanseverlik…, Ne mutlu Kürdüm demek bölücülük mü” diye sordu. Taklitlerden hiç hoşlanmam, dedim. Her iki cümlenin de aslında aynı olduğunu, ikisin de kavmiyetçilik olduğunu anlamamakta ve benden cevap beklemekte ısrar etti. Bir başka arkadaş ise; “Kürt kökenli ses sanatçısı bir hanım, Kürt sorunuyla ilgili otuz maddelik bir rapor hazırlayıp AK Parti’ye ilettiğini ama Sayın Başbakandan ve partinin diğer kurmaylarından aylardır cevap gelmediğinden yakındığını medya aracılığıyla açıklamış” bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, dedi. O arkadaşa verdiğim cevabımı burada yazmazsam daha iyi olur.

İşte bu bunaltıcı sorularla ve ısrarlarla boğuşurken Ahmet Ünal Çam’dan da benzer sorularla, benzer bir e-mail geldi.  Ahmet Ünal Çam bir öykü yazarı ve kendisiyle yanlış hatırlamıyorsam bir yıl kadar önce hepimizin çokça şikâyetçi olduğu ancak bazen gerçekten iyi ve güzel olaylara, tanışmalara vesile olan, internetteki paylaşım sitelerinden birinde karşılaştım. Mavi Patikler öyküsünü okuduğumda ağladığımı hatırlıyorum ve bir daha ismini unutmadım. Daha sonraları yazarın öykülerine birileri tarafından televizyonda seslendirilirken rastladım. Bu seslendirilmiş öykülerin paylaşım sitelerinde de videolarını gördüm. Evet, öykü yazarı Ahmet Ünal Çam’la tanışmamız böyle oldu ve sanırım kısa bir süre öncesine kadar kendisi beni sadece bir okuyucusu olarak biliyordu ve gazete yazılarımdan haberdar değildi.

Gönderdiği e-mail, bir edebiyatçıdan geldiği için değil, bu soruları bir baba olarak sorduğunu düşündüğüm için köşemden cevap vermeyi uygun gördüm ve inşallah bundan dolayı bana kırılmaz. ilk sorusu şöyle: “Bir konuda fikrinizi merak ediyor, öğrenmek istiyorum. Polise, askere taş atan çocukların ceza alması konusunda benim de vicdanım sızlıyor ama belki uzakta olduğumdan, detayları yeterince bilemediğimden net bir çözüm bulamıyorum. Bu nedenle sizin de ilgi sahanız olan konuda çözüm önerinizi merak ettim. Çocuklar cezalandırılmasın (En azından çocukların hepsi vb. gibi içimizi sızlatan bir şekilde olmasın). Fakat (Geçen hafta bir milletvekili çocukları organize ederken görüntülenmişti) bu çocukları teşvik eden, bir bakıma ateşe atanlar olsun cezalandırılmamalı mı? Bazı büyüklerin haberi yok (Özellikle anneler çocuğunu tehlikeye atamaz) ama sonuçta kendisi kenara çekilip çocukları polise, askere karşı sürenler var. O polislerden, askerlerden biri arkadaşının ağır yaralanmasıyla kendini kaybedip (Allah korusun) çocuklardan birine önemli bir zarar verirse kim sorumlu olacak.”

Hemen belirtmeliyim ki TMK mağduru çocuklar için yeni düzenlemeler değişiklikler içeren yasa teklifinin TBMM’de kabul edildiğini çoğu insan artık biliyor. O değişiklikler yapıldıktan sonra cezaevlerindeki çocukların birçoğu serbest bırakıldı. Takip edebildiğim kadarıyla medya bu konuda da sorumsuzca davrandı ve cezaevinden çıkan çocukların bazı sözlerine yer verdi. “İşte görüyorsunuz, pişman değillermiş bunlar, serbest bırakılmamalıydılar” dercesine. Oysa bu durum Çocuklar İçin Adalet Çağırıcılarının “çocuklar cezaevinde kaldıkça dağa çıkmaya hazır hale gelir” tezini kanıtlıyordu sadece.

Ben, TMK mağduru çocuklarla öncelikle bir anne olarak ve bölgeyi, bölge insanını iyi tanıyan sorumluluk ve vicdan sahibi bir insan olarak ilgilendim. Bu konuda birçok köşe yazarı gibi ben de birkaç kez yazdım. Bu çocukların “çocuk” olarak kabul edilmesi gerektiğini her birimiz tekrar tekrar ifade ettik, tıpkı kendi çocuklarımızı “çocuk” olarak kabul ettiğimiz gibi. Ahmet Ünal Çam, öyle anlaşılıyor ki konuyu takip etmiş ama ilgili yazıları takip edememiş. “Bütün çocuklar mağdur” başlıklı eski bir yazımda “Suç işleyen çocuk yoktur; suça itilen, suça sürüklenen çocuk vardır” demiştim. Elbette suça itenler cezasız kalmamalı.

Ahmet Ünal Çam’ın bir diğer sorusu da, bazılarının “Güneydoğuyu veya doğuyu versek ne olur” önerisi hakkında. Bu önerinin ”sinema oyuncusu ve ses sanatçısı bir hanım” tarafından da dile getirildiğini söylüyor ki ben o sanatçının adını hiçbir yazımda zikredemem, kimse kusura bakmasın. Başörtülü hanımları, rahibelerle karıştıran, dinimizin önemli vecibelerden biri olan kurban kesmeyi kendince reddeden ve daha sayamadığım birçok saçma fikri ve öneriyi hiçbir muhakeme yapmadan dillendiren birinin adını zikredemem.

Öneri hakkında ne düşündüğüme gelince, kötü niyetli değilse eğer,  bu toprakların tarihinden, sosyolojisinden, kültür ve medeniyet birikiminden en önemlisi de Türk’le Kürt’ün bin yılı aşkın gönül kardeşliğinden habersiz bir öneri diyorum ve bütün bunlardan hakkıyla haberdar olunabilmesi için de Üstad Sezai Karakoç’un eserlerinin tekrar tekrar okunmasını öneriyorum.

16 Ağustos 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

Gönül kardeşliğinden haberdar olmak  Gönül kardeşliğinden haberdar olmak

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir