Darbecilere ders olsun diye…

TEODORA DONİ Darbecilere ders olsun diye…

TEODORA DONİ
Darbecilere ders olsun diye…
 
“Bir dağ başında, beş on aile ile birlikte yaşayan, Dünya’da olan bitenden hemen hemen habersiz bir insanın yirmi dört saati; o, sabah güneşinin doğuşuna bakarken bir toprağa, bir ufka açılan gözlerindeki taze ifade, o, ikindiye, akşama kadar yapılacakların asla kabarık olmayan listesindeki maddeler huzur ve sükûn içinde gerçekleşirken vücudunun yenilenişi, o, günışıklarını gönderip akşamı, sonra da geceyi teslim alırken ilk iş olarak göklerdeki aya, yıldızlara yönelme itiyadındaki ruhunun saffetini, evet, böyle bir insanı anlayabilir miyiz milyonların yaşadığı şehrin kişileri olarak, hatta kıskanabilir miyiz?“
 
Şair, yazar Necat Çavuş, “Güle bakacaksan, dikenlerden bir diken seç” başlıklı yazısında böyle diyordu ki ben bu yazıyı geçen hafta boyunca sık sık hatırladım. Hatırladım çünkü tam bir hafta önce yeni bir eve taşındım. Böylece büyük sıkıntılar yaşadığım oldukça sorunlu bir evde yaşamaktan ve kapıya gelen, işini, haddini, konuşmayı bilmeyen insanlarla muhatap olmak zorunda kalmaktan nihayet kurtuldum.
 
“Milyonların yaşadığı şehrin kişilerinden biri olarak çok iyi biliyorum ki, bir dağ başında, beş on aile ile birlikte yaşamanın, Dünya’da olan bitenden hemen hemen habersiz bir yaşam biçiminin bizim için hayal olduğu bir gerçek. O şekilde yaşayanları, tam olarak anlayabiliyor muyum, kıskanıyor muyum onları bilemiyorum ama inşallah onlar bizi kıskanıp bozmazlar rahatlarını, diye dua ediyorum.
 
İki, üç günlüğüne de olsa geçen hafta Dünya’da olan bitenden hemen hemen habersiz yaşadım. Dünyayla bütün bağlarım kopmuş gibi oldu. Yeni eve taşınma nedeniyle zorunlu olarak televizyondan, internetten iki üç gün uzak kaldım. Kitaplar kolilerden çıkartılmayı bekledi. Bu süre içerisinde gazetelere bakmaya bile pek fırsatım olmadı.
 
Yine de sonradan bakabildiğim gazetelerdeki haber ve yazılardan, telefonla hal hatır sormak için arayan bazı dostlardan öğrendim ki ülke gündeminde önemli bir değişiklik yok. Son Yüksek Askeri Şura sürecinde yaşananları saymazsak eğer.
 
Gerçeği söylemek gerekirse bu ülkede olup bitenler artık beni hiç şaşırtmıyor. Beni asıl şaşırtan ve biraz da sinirlendiren, bazı insanların bu ülkede yıllardır yaşananları sanki yeni öğreniyormuş gibi davranması…
 
Bugün için aslında gazetemizden izin almayı, sadece bu hafta için yazmaya ara vermeyi düşünüyordum. Çünkü gerçekten yeni eve taşınma nedeniyle çok yorgundum. Ancak hem e-mail göndererek referandumla ilgili ne düşündüğümü ısrarla soranlara buradan cevap vermek hem de tüm Müslüman kardeşlerimin Ramazan ayını kutlamak için kısa da olsa yazmak istedim.
 
Evet, önce referandumla ilgili gelen sorulara kısa bir cevap vermek istiyorum. Benim söyleyeceklerim neyi ne kadar değiştirir bilemem ama en azından İbrahim peygamberin atıldığı ateşe su taşıyan karınca misali ben de tarafımı belli etmiş olurum.
 
Bu Referandumla, bildiğim kadarıyla 12 Eylül Darbe Anayasası’nın bazı maddelerinde yapılan değişiklikler halkın onayına sunuluyor. Yani “yeni bir Anayasa” değil evet ya da hayır diyeceğimiz, sadece bazı değişiklikler…
 
Daha önce “Yepyeni bir anayasa mümkün, yeter ki” başlıklı yazımda “Adaletin olmaması en temel sorundur. Çünkü adalet mülkün (toplumun, devletin, ülkenin) temelidir ve adalet hukukçular için değil hukukçular adalet için vardır. Adalet yoksa ne özgürlüğümüz vardır, ne can güvenliğimiz, ne de emeğin karşılığı. Adalet yoksa sadece zulüm vardır, sömürü vardır. Umuyorum ki, tüm ilkeleriyle öncelikle toplumun, devletin, ülkenin adalet temelinde yükselmesini amaçlayan yepyeni bir Anayasanın yürürlüğe girdiği günleri milletçe en kısa zamanda görürüz inşallah. Bu mümkün. Yeter ki milletin vekilleri güçlüden değil haktan, adaletten, milletten yana olan böyle bir tavrı cesaretle ortaya koyabilsinler.” demiştim.
 
Ne var ki Anayasa tümüyle değişmedi. Şair, yazar ve hukukçu Sıtkı Caney’in Timeturk’teki “Bir Barış Cumhuriyeti Anayasası yapılsa…” başlıklı yazısında önerdiği gibi bir anayasa da yapılmadı. Birçok insanın hayalindeki köklü anayasa değişikliği bir başka bahara kaldı. Ki zaten bugünlerde referandumla ilgili en çok ön plana çıkan slogan bunu çok iyi anlatıyor: “Yetmez ama EVET”. Ben de “Yetmez ama EVET” diyorum. Yürürlükteki anayasa oylaması yapıldığında ben bu ülkede yaşamıyordum ama o dönemde yaşananları sonradan da olsa öğrendim. O dönemin tanıklarından birçoğu hala hayatta ve yeni nesille birlikte hepimiz artık demokrasi ve darbeler hakkında birçok bilinmeyeni biliyoruz.
 
En azından darbecilere ders olsun diye, gelecekte yepyeni bir anayasanın yapılması için umut ve cesaret olsun diye, barışa, özgürlüğe açılan bir yol olsun diye ben de “Yetmez ama EVET” diyor ve kutlu oruç günlerine başlamak üzere olmanın heyecanını değerli okuyucularımla paylaşıyor, tüm Müslüman kardeşlerimin mübarek Ramazan ayını kutluyorum.
 
9 Ağustos 2010 / Yeni Şafak

Darbecilere ders olsun diye…

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir