“Kadınlar / sular dışı balıkları dünyanın”

TEODORA DONİ “Kadınlar / sular dışı balıkları dünyanın”

TEODORA DONİ
“Kadınlar / sular dışı balıkları dünyanın”
 
“Hayata daha sıkı tutunmak adına, kendini geliştirmek için çabalayan kadınlar… Okuma yazma, farkındalık, mesleki eğitimler… Sürekli mücadele eden kadınlar… Eve geldiklerinde, karakola veya mahkemeye gittiklerinde aynı duvara çarpıyorlar. Aynı erkek zihniyeti… Ve her çarpışmada daha çok acı çekiyorlar.” Bu satırlar Ayşe Kesir’in Rotahaber’deki yazısından…
 
Evet, acı çekiyorlar. Onurlu bir hayat kurmak, kendi ayakları üzerinde durmak için var gücüyle direnen kadınlar, direndikçe daha çok acı çekiyorlar. Erkek zihniyetin kendisine biçtiği konumu hiçbir zaman kabul etmeyen, bu yolda karşısına çıkan bütün zorlukların üstesinden gelmeye çalışan kadınlar çok acı çekiyorlar. Öyle hikâyeler dinledim ki öyle hayatlara tanık oldum ki defalarca kendi kendime sordum, bu kadınlar başka bir boyuta mı geçtiler ve gerçekten neler yaşıyorlar diye.
 
Gazetemiz Yeni Şafak’ta yazmaya başladığımdan beri özellikle kadınlar bu konuda çok sık yazmamı rica ediyorlar ve gerçekten de Sayın Kesir’in yazısında belirttiği gibi kadınlar çabaladıkça daha çok acı çekiyorlar.
 
Bunları düşündükçe bazen “uyumak ve unutmak” tek çare ya da tek kaçış yolu olarak geliyor akla ki yazar Merve Koçak Kurt bir konuşmamızdan sonra aynen şöyle yazmıştı: “Uyumak ve unutmak… Ne büyük bir nimet… Ve sen ne güzel bir duasın: ‘Ey Rabbim! Bana unutmam gerekeni unuttur ve işimi kolaylaştır! Kolaylaştır ki anı(m)sayışlarım boğmasın beni kendi karanlığında!’.”
 
Uyumanın ve unutmanın gerçekten büyük bir nimet olduğunu son yıllarda daha iyi anladım. Çünkü ben artık uyumaktan korkar hale geldim. Bazı kadınlar, çok acı çeken kadınlar az öncede de dediğim gibi sanki bir başka boyuta geçtiler ve gözlerimi kapatır kapatmaz garip bir şekilde rüyama giriyorlar, kimi zaman sadece isimleriyle kimi zaman birer suret olarak.  Artık her gün rüyama giren o kadınların hangi gün ve hangi ortamda karşıma çıkacaklarını endişeyle bekler hale geldim.
 
Bu kadınların birçoğu evli ve kendilerini geliştirdikçe, eşleriyle ve ailenin diğer fertleriyle ama özellikle erkeklerle aynı dili konuşmamaya, dünyaya bakışları çok farklı olmaya başlayan kadınlar. Bana ulaştıklarında ne kadarını anlatabiliyorlarsa o kadarını anlatıyorlar. Onlara, sizi tanıyorum, rüyamda gördüm dediğimde onlar da uzun zamandan beri bana ulaşmak için çok dua ettiklerini söylüyorlar. Ulaşmak için o kadar çok dua edenin ulaştığında da mutlaka anlatacak, paylaşacak çok derdi vardır ancak çoğu zaman anlatmak yerine sessiz kalarak durumlarını benim anlamamı istiyorlar. Bu suskunluk yaşanılanların gurur kırıcı yanının ağır basmasından kaynaklanıyor olabileceği gibi yaşanılanların bilinçaltına yerleştirdiği farklı korkulardan da kaynaklanıyor olabilir. Belki de şair Hıdır Toraman gibi söylemek daha doğru: " Kadınlar/ sular dışı balıkları dünyanın".
 
Kadınların hayat dışı bırakılmışlığını böylesine duygu yüklü olarak ve bilgece dizelere döken böyle erkek şairlere karşılık kadınlara, hemcinslerine yazılarında cahilce kin ve öfke kusan kadınlara ne demeli. Anlaşılan o ki bilgeliğin de cahilliğin de cinsiyeti yok.
 
Her ne kadar insanımız söz dalaşını çok seviyor ve bunu yapanlara prim veriyorsa da kendi adıma söylüyorum hep uzak durmaya çalıştım söz dalaşına girmekten. Çünkü ne hayat görüşüme ne hayat tarzıma uyar bu. Ancak şimdi isim belirtmeden bazı haddini bilmezlere cevap vermek zorundayım çünkü birilerine olan kinleri gözlerini kör etmiş. Aile hayatlarımıza, evliliklerimize dil uzatmaya utanmadıkları gibi kinlerini masum çocuklarımıza da kusuyorlar.
 
Kendini yazar sanan o kadınlardan biri Türkiye’deki tüm yabancı kadınları ve onlarla evlenen bu ülkenin tüm erkeklerini hedef alan ithamlarda bulunuyor bununla yetinmeyip bu evliliklerden doğan çocukları da ”kayıp nesil” olarak tanımlıyor. Hanım yazarımızın bu pervasızlığının öncesi var tabii. Daha önce de özellikle bu ülkenin Müslüman insanlarına benim gibi yabancı kadınlar için ima yollu bir çeşit linç çağrısında bulunmuştu.
 
Elbette kişilerle olaylarla değil fikirlerle asıl işimiz. Cevap vermezdim aslında bir kişinin pervasızlığına ancak sinek küçük ama mide bulandırıyor. Kelimelerle oynanıp sözde toplumsal bir “yara” hakkında görüş sunuluyor oysa dert, niyet bambaşka. Sadece yabancılarla evlenen insanlarımız sorun yaşıyormuş, sadece onlar ayrılıyormuş. Zaten yabancılarla evlenen insanlarımızın da onlar gibi dinle bir alakaları yokmuş. Bu evliliklerden uzun süre devam edenler ise yok denecek kadar azmış. Daha neler neler. Bir “aslında bunlar evlilik değil gayrimeşru ilişki” demediği kalmış.
 
Bu nasıl bir pervasızlık, bu nasıl bir bilgisizlik? Yoksa fetva makamında da kendisi bizim haberimiz mi yok? Sormazlar mı insana, bir kere bu ülkede aslında kim yabancı kim yerli. “Türk” kadınlar deyip durmuş hanım yazarımız. Peki, Kürt kadınlar, Arap kadınlar, Çerkez kadınlar, Boşnak kadınlar da yok mu bu ülkede. Bu topraklarda Müslümanların yüzyıllardır “Müslim-Gayrimüslim” şeklinde tek bir sınıflama yaptığı bilinmiyor mu acaba? Gerçekten toplumsal yaralarımıza merhem olmaksa mesele, öncelikle bu toprakların değerlerini bilmek, insanlarımızı hakkıyla tanımak daha da ötesi yürekten sevmek zorundayız.
 
Yok, mesele nalıncı kızının yaptığını yaparak şöhret olmaya çalışmaksa o zaman söylenecek bir söz kalmıyor ne yazık ki. Yine de ben Teodora olarak ve bu ülkedeki tüm Natasha’lar, Carolina’lar adına bize sataşmaktan şöhret umanlara Seyyid Rıza’nın idamından önceki son sözleriyle seslenmek istiyorum: “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun”.
 
21 Mart 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

“Kadınlar / sular dışı balıkları dünyanın” “Kadınlar / sular dışı balıkları dünyanın” “Kadınlar / sular dışı balıkları dünyanın”

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir