“Şimdi onlarsız bu toprak”

TEODORA DONİ “Şimdi onlarsız bu toprak” 

TEODORA DONİ
“Şimdi onlarsız bu toprak” 
 
Geçtiğimiz hafta 23 Mart Çarşamba günü, Ankara- Keçiören Belediyesi’nin düzenlediği, her defasında bir şairin konuk edileceği Keçiören Şiir Söyleşileri – Bir Şair Bir Şiir Akşamı’nın ilki gerçekleştirildi ve ben de oradaydım. Kayalıklar üzerine kale şeklinde inşa edilmiş Estergon Kültür Merkezinin tepesinde yer alan “Kümbet” kısmında gerçekleştirilen şiir akşamının konuğu şair Arif Ay’dı.  Kendisini yıllardır şiirlerinden tanıyorum ancak o güne kadar yüz yüze tanışmak kısmet olmamıştı. Şiirlerini, yazılarını okudukça hafızama kelimenin tam anlamıyla “Müslüman bir şair” olarak yerleşen Arif Ay için  ‘Yunus yirmibirinci yüzyıla bürünmüş, Arif Ay diye görünmüş’ desem yeterince açıklayıcı olur sanırım. Keçiören Şiir Söyleşileri – Bir Şair Bir Şiir Akşamı’nın sunumunu şair Sıtkı Caney yapıyor. Söyleşi başlar başlamaz Caney konuklara, Arif Ay fazla konuşkan biri değil, inşallah sıkılmazsınız, dedi. Caney’i tanıyanlar bilir, kendisi çok konuşkan biri ama o gece durum tersine döndü. Arif Ay konuşmasının başında, yıllarca konuşmasam konuşma ihtiyacı hissetmem diyerek Caney’i teyit ettiyse de ardından samimi içten ve akıcı konuşmasıyla hepimizi şaşırttı ve tabii ki şiirleriyle de sarstı.
 
Şiir; edebiyatın daha doğrusu hayatın en önemli parçalarından biri, olmazsa olmazlarından… Yüreğini, beynini şiirle beslemeyen bir insan, hayatı daima eksik yaşar, geçmişi ve geleceği anlayamaz.  Arif Ay o gece şiir ile şuur arasında çok sıkı bir bağ olduğunu da özellikle vurgulamış, insanımızın şiire olan uzaklığından yakınmıştı. Evet, bir milletin şiirsiz kaldığı oranda şuursuz kalacağı muhakkak ve yine diyebiliriz ki bir millet ne kadar şiirsiz ise o kadar da geleceksiz… Ne yazık ki insanlarımız şiire genel olarak da edebiyata ve sanata artık pek rağbet etmiyorlar. İşte en çok da bu yüzden  ‘Keçiören Şiir Söyleşileri – Bir Şair Bir Şiir Akşamı’ gibi etkinliklerin olmasını çok önemsiyor, böyle bir çabada payı olan başta Belediye Başkan Yardımcısı Reşat Özcan, şair Mustafa Atiker ve yazar Mustafa Yahya Coşkun olmak üzere Keçiören Belediyesi’nin tüm Kültür-Sanat ekibine teşekkür ediyorum. Yüreklerine sağlık diyorum, tüm edebiyatseverler ve şiir tiryakileri adına, her ne kadar ekipteki arkadaşlara o akşam bir iki aksaklıktan dolayı biraz zor anlar yaşattıysam da… Bu, çabalarını önemsemediğim anlamına gelmiyor aksine çok önemsediğim için küçük eleştirilerim oldu.
 
Evet, yine bahar mevsimine girdik ve yine belediyeler, üniversiteler, valilikler, vakıflar, dernekler çeşitli etkinlikler yapacaklar.  Öyle sanıyorum ki yine yıl boyunca yapılmayanlar bir iki güne sığdırılmaya çalışılacak. Yine bu etkinlikler daha çok ‘dostlar alışverişte görsün’ hesabıyla çok fazla faaliyet var görünsün düşüncesiyle gelişigüzel baştan savma düzenlenecek, yeterince duyurulmayacak, duyurulsa da anlaşılmayacak. Böyle olunca da şairlerin yazarların birçoğu böyle ekinlikler için yapılan davetleri kabul etmekte oldukça zorlanıyorlar. Bu vesileyle ilgililere de hatırlatmış olayım istedim. Kültür sanat etkinliklerinin gerçekten yararlı olabilmesi için yılın bütününe yayılması, her bir etkinliğin gerek içeriği gerekse insanlarla buluşturulması anlamında yeterli hazırlığın, gerekli özenin gösterilmesi şart bence. Bu konulara popülist ya da politik yaklaşmanın hiç kimseye bir yararı olmaz.
 
Şiire rağbetin olmadığı bir zamanda yapılan ‘Keçiören Şiir Söyleşileri – Bir Şair Bir Şiir Akşamı’  gibi etkinliklerin asla popülist ya da politik olduğunu düşünemeyiz elbette.  Yeterince duyurulamaması ve zamanının aynı anda yapılan başka bir etkinlikle çakışmasını saymazsak etkinliğin şiirin hak ettiği yere taşınmasına yönelik çok önemli bir çaba olduğunu özellikle belirtmeliyim. Hem o gece Arif Ay şiirlerini dinledikçe bir kere daha fark ettik ki şiir hayattan önemli bir parça ve şair milletin ortak hafızası; geçmişten geleceğe tüm hayatın, yaşanılan acıların, sevinçlerin en duyarlı tanığı. O gece Arif Ay şiir okumalarına Erzurum’da şapka kanununa muhalefet etmekten idam edilen insanlar anısına yazdığı “Erzurum” şiiriyle başlamıştı, son dizelerini özellikle anmak istiyorum:
 
“…/ palandöken hem yassı hem dik /  bir sabah kepenkleri  / kar tipisi gibi / indirip birden / öpüp yüzünü toprağın / ağır ve derin / bir günü isyana böyle çevirdik / kar palandökenin börkü / bundan gayrısını giymedik / giymeyeceğiz dedik / ve bu söz üzre / başımızı göğe / sakalımızı yele / boynumuzu ipe verdik/ biz erzurumda otuzüç kişiydik / şimdi onlarsız bu toprak / acıdan kıraç /  hüzünden çorak /  kışın dertli, yazın Emrah / ve mevsim, ikimizden biri “
 
Bu dizelerin bana yeniden hatırlattığı Şalcı Bacı’nın şapka kanununa muhalefetten idam edildiğini ve idam sehpasında Erzurum şivesiyle "kadın şapka giye ki asıla" dediğini daha önceki yazılarımdan birinde yazmıştım. Şalcı Bacı’yı kimin idam ettiğini yazmamıştım ki aslında bu olayı ve bu ulvi(!) görevi millet adına kimin yaptığını çok az insan biliyor. İlginç olan şu ki Şalcı Bacı’yı idam ettiren Paşanın torunu olan ve Türkiye’de çok iyi tanınan bir yazar son zamanlarda nedense başörtülülerin haklarını savunmaya başladı. Bu yazar aynı zamanda dedesinin de görev yaptığı TSK’yı çok sert bir şekilde eleştiriyor ve çoğu zaman bütün kurumu hedef alıyor.  Yazarın, büyük bir kin ve nefretle bu kuruma saldırırken her yerde ayrık otlarının olabileceğini, bir kısım yanlış adamlar yüzünden bir kurumun bütünüyle karalanamayacağını da bilmesi gerekmiyor mu?
 
Hem bir yandan bütün kurumu karalayacaksın diğer yandan o kurumun mensubu büyük dedenin Şalcı Bacı’yı idam ettirmesiyle ilgili olarak sadece “dedemiz çok sert bir askerdi” diyeceksin. Neden dilin varmıyor başka türlü ifade etmeye. Tesadüfe bakın ki şimdikiler de yasadışı fillere bulaşanların eşleri çocukları torunları onlar için çok benzer ifadeler kullanıyorlar. Eşimiz, babamız, dedemiz çok otoriter çok disiplinli bir asker, diyorlar. Yoksa böyle derken bir yandan aba altından sopa mı gösteriyorlar. Bu sadece şiirsizlik ve şuursuzluk hali değil çok daha vahim bir durum. Şairin dilinde zalime karşı isyan yüklü şiirler. Ötekinin dilinde zalim:  sadece çok otoriter çok disiplinli bir asker…
 
28 Mart 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

“Şimdi onlarsız bu toprak” “Şimdi onlarsız bu toprak”   “Şimdi onlarsız bu toprak” “Şimdi onlarsız bu toprak”

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir