“Minarenin Kılıfı”

TEODORA DONİ “Minarenin Kılıfı”

TEODORA DONİ
“Minarenin Kılıfı”
 
Her ne kadar “Minarenin Kılıfı” deyince ilk aklımıza gelen “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” sözü olsa da yazımın konusunun bu olmadığını öncelikle belirteyim.
 
Peki, nedir bu “Minarenin Kılıfı” diye soranları daha fazla merakta bırakmadan hemen söyleyeyim. Gazetemiz Yeni Şafak yazarlarından Ömer Lekesiz'in Profil Yayıncılıktan çıkan kitabının adı.
 
Yazarın gazetede yayınlanan “edebi polemik” yazılarından oluşan kitap, "Ahmet Kekeç'e açık mektup" başlıklı yazıyla başlıyor ve daha ilk satırlarda "Sen de bir edebiyatçısın ve benim derdimi en iyi sen anlarsın. Bu satırları okuduğun köşeyi bana "edebi polemik"ler yazmam kaydıyla verdiler. Elbette konu edebiyat olunca ve yedi ceddini, kişiliğini, aklını, izanını peşkeş çekerek köşe yazarı olanlar kendilerini bir de edebiyatçı sanınca malzemeden yana sıkıntı çekilmez…" denilen ilk satırlarda bir okur olarak nasıl bir edebi polemik ustasıyla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz.
 
Ki ben de bir okur olarak, hem de iyi bir Ömer Lekesiz okuru olarak yazıyorum bu yazıyı.
 
Bana bu yazıyı özellikle şimdi yazdıran asıl neden daha çok, hepimizin zihninde, yüreğinde apayrı bir yeri olan, ömrünü Diriliş Nesli’nin yetişmesine adayan Üstadımızın bir şiirinin geçen hafta popüler kültür malzemesi yapılmasıydı. O şiirle ilgili bir insanla yapılan söyleşi bahane edilerek sosyal paylaşım sitelerinde bana göre oldukça üzücü, saygısız dedikoduların, seviyesiz değerlendirmelerin yer almasıydı. Daha da üzücü olanı ise bunu edebiyatçı sıfatını taşıyanların ya da kendine bu sıfatı yakıştıranların da yapmasıydı.
 
Sözle yapılabilecek zulmün birer örneği olan o yorumları okudukça Ömer Lekesiz’in kitabıyla aynı adı taşıyan “Minarenin Kılıfı“ başlıklı yazısının şu son cümlelerinin tekrar tekrar hatırladım: “ … bozulmuş bir idrake ve dile yaslanmamız, ondan doğan perdelerin arkasına saklanarak konuşmamız gerekmiyor. Minareyi çaldığımızı ama ona kılıf bulamadığımızı söylemek de bir erdemdir. Ki günah işlemek de dine dâhildir. “
 
Evet,  “bozulmuş bir idrake ve dile yaslanarak, ondan doğan perdelerin arkasına saklanarak konuşmak” en yaygın üslup haline geldi ve Ömer Lekesiz bu üslubu kullananlara karşı edebi polemikleriyle de edebi eleştirileriyle de en güzel cevabı vermiş Minarenin Kılıfı’nda yer alan yazılarıyla.
 
Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2011 Yılı “Yılın Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları” ödülleri kapsamında “Özel Yayıncılık“ ödülünü alan  "Profil Yayıncılık" bana göre yalnızca “Minarenin Kılıfı” kitabını yayınlamakla bile ödülü hak ediyor. Söz ödüllerden açılmışken  “Basın-Fıkra” dalında aynı ödülü alan gazetemiz yazarlarından Salih Tuna’yı da ayrıca anmak istiyor, ödül alan herkesi tebrik ediyorum.
 
Ya anladık, sadede gelin artık dediğinizi duyar gibiyim. Laf lafı açıyor gibi konudan konuya geçtiğimin, meselenin aslına bir türlü giremediğimin farkındayım. Sanırım bilerek lafı biraz uzatıyorum çünkü Ömer Lekesiz ve kitabı hakkında yazmak benim için kolay değil. Her ne kadar okuru olarak yazıyorum desem de bu, hakkında yazmaya çalıştığım kitabın yazarının her kelimeyi didik didik eden bir usta eleştirmen olduğunu bana unutturmaya yetmiyor.
 
Evet, bu yazıyı bir okur olarak yazmaya çalışıyorum. Gerçek yazarın okur bulmakta zorlandığı, diğer yandan daha okur bile olamamışlara yazar sıfatının kolayca kazandırıldığı bir ülkede yaşıyoruz.  Böyle olunca kültür sanat ve edebiyat ortamındaki yanlışlıkları, olguları ve yaşanan olayların iç yüzlerini görünür kılmak, bunun için Ömer lekesiz gibi gece gündüz demeden bir ömrü harcamak ve dosttan çok düşman kazanmak kolay değil elbette. Çünkü eleştiri de polemik de “düşman kazanma sanatı” ne de olsa.
 
Kitapta yer alan yazıların birçoğunun doğrudan muhataplarının canını sıktığını tahmin edebiliyorum. Ancak benim için oldukça iç açıcı ve gülümsetici olan bu yazıları özellikle bu günlerde okumayı, ülkemizin yoğun ve karışık gündeminden bunalan, sağlıklı düşünmek ve gülümsemek isteyen herkese öneriyorum.
 
İlk kez şimdi değil uzun zamandan beri, Ömer Lekesiz’in ismiyle ilk karşılaştığımdan ve okumaya başladığımdan beri yazılarını, herkese öneriyorum,  "Ömer Lekesiz ne yapmaya çalışıyor" diye sitem edenlere bile. Birçok yazarın Ömer Lekesiz tarafından okunmak ve bir yazısında üç beş kelam ile de olsa anılmak istendiğini biliyorum. Çünkü edebi değerlendirmelerine itibar edilen,  yazdıkları önemsenen bir yazar Ömer Lekesiz. Ancak değerlendirmenin bir parçası olan eleştiriye ise kimsenin tahammülü yok.
 
Hiç kimse onun eleştirilerine açık olmasa da, Ömer Lekesiz “Sizi rahatsız etmeye geldim” diyen Ali Şeriati gibi; “Bir ‘köşe sever’ değilim, haftada birkaç gün gündemdeki en gündemli olandan hareketle olaylar köftesine maydanoz eklemek benim işim değil. Ben mümin olarak yaşadığım dünyadan rahatsızım ve rahatsız olmayanları da rahatsız etmek istiyorum. Yoksa niye yazayım." diyor.
 
Ben de tam da bu yüzden yazdım bu yazıyı. “Yoksa niye yazayım”.

 

9 Ocak 2012 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir