Orucumuz kabul, Ramazanımız mübarek olsun

TEODORA DONİ  Orucumuz kabul, Ramazanımız mübarek olsun 

TEODORA DONİ 
Orucumuz kabul, Ramazanımız mübarek olsun 
 

Bu yılki mübarek Ramazan ayının, Oruç ayının ilk teravih namazını inşallah bu akşam birçok yeni mümin ile hep birlikte kılacağız.

Geceleyin de ilk sahura kalkacağız inşallah.  Bunun için de tüm büyüklerimiz, annelerimiz, babalarımız, teyzelerimiz, halalarımız gibi heyecanlıyız ve onlar gibi sabırsızlanıyoruz.

Çok şükür ben de heyecanımı hiç kaybetmedim, camilerin minarelerindeki küçücük ışıkların yanmaya başlamasını büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum.

Ramazan ayının, Oruç ayının bende çok ayrı bir yeri var. Ben yıllar önce, Ramazan ayı başlamadan çok kısa bir süre önce şahadet getirmiştim.

Hangi yıl şahadet getirdiğimi tabi ki biliyorum ama gün olarak hatırlayamıyorum.

Günü hatırlamamamın sebebine gelince, hiçbir zaman durmadan bir şeyler kutlayan veya belli tarihleri uğurlu sayan insanlardan olmak istemedim.

Benim için tarihler veya sayılar değil, önemli olan ne yaptığım veya ne yapmadığım.

Ramazan ayı başlamadan önce çoğu insan süresini düşündükçe biraz güvensizlik hissediyor.

O güvensizliği bende hissetmiştim, acaba başarabilir miyim, tüm Ramazan ayı boyunca orucumu tutabilir miyim?

Niye yalan söyleyeyim oldukça endişeliydim, başaramamaktan, orucumu farkında olmadan bozmaktan.

Dediğim gibi ben Ramazan ayından çok kısa bir süre önce şahadet getirmiştim ve ister istemez heyecanım da, endişelerim de fazlaydı.

Ramazan Ayı başlamadan önce aklım fikrim hep oruçtaydı, başka hiç bir şey düşünemiyordum.

Çocukları bilirsiniz, onları ilgilendiren bir olay olunca büyük bir sabırsızlıkla bekliyorlar ya, işte ben de aynen öyle bir çocuk gibi sabırsızlanıyordum.

Çocuklardan tek bir farkım vardı, sabırsızlığımla endişelerim birlikte artıyordu.

Çok farklı bir duygu, daha doğrusu tarifi imkânsız bir duygu bu.

Allah rızasını kazanmak için Allah’ın bir emrini yerine getirmek, Allah’a kulluk etmeye başlamak kelimelerle anlatılması çok zor, bir o kadar da güzel, muhteşem bir duygu.

Benim için çok zor bir dönemdi ilk oruçlu günlerim, yıllarca bana yanlış öğretilenleri unutmak kolay olmadı elbette, ama ben şahadet getirdiğim andan itibaren çok çabaladım.

İslam’ı daha iyi anlayabilmek için çok çabaladım, bana yanlış öğretilenleri unutmak bir yana, bir ara neredeyse anadilimi, Romence’yi bile unutacak gibi oldum.

Hiçbir zaman diğer Müslümanlardan daha özel veya daha üstün hissetmedim kendimi.

Bana durumumu, yani sonradan Müslüman oluşumu hatırlatan çok sayıda insan olmasına rağmen kendimi daima birçok Müslüman’dan daha bilgisiz kabul ettim.

Allah’ın rızasını kazanmak için yaptıklarımın hep yetersiz veya eksik olduğunu düşündüm.

Allah’a kulluk etmek için İslam’ı seçtim, bu seçimimle birlikte aynı zamanda huzuru da bulacağımı düşünüyordum.

İslam’ı daha iyi anlayabilmek için okudukça ve araştırdıkça maalesef bende huzur kalmadı.

Araştırdıkça, Müslümanlardaki bozulmayı fark ettikçe, defalarca büyük bir umutsuzluğa düştüm.

Bu kadar açık bir dinin nasıl anlaşılmaz hale getirildiğini bir türlü aklım almıyordu, hala da almıyor.

Benim gibi sonradan Müslüman olan Avustralyalı bir genç adamın söylediği bir söz Ramazan ayı yaklaştıkça daha çok aklıma geliyor: “Ramazan Müslümanları”. Yani Ramazandan Ramazana, sadece Ramazan ayında Müslümanlığını hatırlayanlar.

Ben bunu yıllardır söylüyorum ama maalesef dinleyen yok.

Ramazan ayının her açıdan, her yönden bir arınma ayı olduğunu bir türlü kavrayamadık.

Ramazan ayı denince çoğumuz bir tek hazırlık yapıyoruz, buzdolaplarımızı, kilerlerimizi çeşit çeşit yiyeceklerle dolduruyoruz.

Dikkat ettiyseniz çoğu market bu dönemde Ramazan ayı başlamadan ve Ramazan süresince sözde indirim yapıyor bazı ürünlerde, maksat insanlar bol bol yesin.

Oruçtan anladığımız bu mu yani, bol bol yemek mi?

Orucu, açın halinden anlamak için bir fırsat olarak görmüyoruz.

Sadece bol bol yemek istiyoruz ve bir an önce iftar saati gelse de yemek masalarına doldurduğumuz yiyecekleri midemize indirsek diye düşünüyoruz.

Mütevazi yer sofraları ise tarih olmak üzere, ne yazık ki.

Müstear isimle yazdığı yazıları ve hikâyeleri bazı dergilerde yayınlanan genç yazar arkadaşım Muhammet Sabit Yakar’ın  “Haşlanmış Mısır Üstüne…” adlı hikâyesini okuduğumda inanın ki gözlerim doldu.

Yazarın çok genç olmasına rağmen böyle bir tespitte bulunması beni çok duygulandırdı.

İşte o küçücük hikâyeden alıntıladığım satırlar:

Bak mısırı koçanından yemek Allah’ı hatırlatır insana. Böyle inci gibi dizilmiştir, sıra sıra, vitamin küpleri. Tadı da nefistir. Tefekkür eder bulursun kendini. Şükredersin.

Sonra da bardakta satılan mısırları kast ederek bakın ne diyor:

-Kopmuş tespihin taneleri gibi. Bir şey ifade etmez, -boncuk işte dersin. Ama imamesiyle sağlam bir tespih öyle değildir? Namaz gelir aklına, zikir, Ayetelkürsi, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber gelir, diye bitiriyor hikâyesini.

Muhammet Sabit Yakar’a çok teşekkür ediyorum, benim ricamı reddetmeyip paylaşım sitesindeki sayfasına da koymuş bu küçük hikâyesini.

 Bir yemeğin tadı veya görünüşü bize bir başka yemeğin tadını veya görünüşünü hatırlatıyor çoğumuza, özelikle iftar sofrasında bunu daha çok yapıyoruz.

Oysa Muhammet Sabit Yakar’ın dediği gibi sofralarımızda ki yemekler, bize Allah’ı hatırlatmalı. Öyle ki tefekkür halinde bulmalıyız kendimizi. Şükretmeliyiz rabbimizin bize verdiği nimetler için.

Oruç müminlere günahlardan arınmak için farz kılındı, fakir insanların ne hissettiklerini anlamamız için, nefsimizi terbiye etmek için, fakir insanlarla bizim olduğunu sandığımız nimetleri paylaşmamız için.

Allah, bütün bu nimetleri bize verdi ki paylaşalım ve paylaştıkça Allah’a daha çok şükredelim. Nefsimizi kalın zincirlerle bağlayalım, kibirden kurtulalım.

Yardımlaşmayı, mazlumlarla dayanışmayı güçlendirelim ve yaygınlaştıralım.

Yardımlaşma demişken İHH İnsani Yardım Vakfı’na burada çok özel bir teşekkür etmeden bu yazıyı bitirmek olmaz.

Yaz boyunca görüştüğüm bütün insanların aynı konuyu birbirlerine hatırlattıklarını gördüm. Her sohbetin bir yerinde mutlaka Ramazan ayının yaklaşmasıyla ilgili birkaç cümle geçiyordu. Ramazan ayının her geçen yıl daha çok Yaz mevsimine doğru kaydığına dikkat çekiliyor ve bunun da susuzluğu akla getirdiği söyleniyordu.

Çoğumuz kavurucu sıcaklarda oruçluyken susuzluğa dayanamayacağız diye endişeleniyoruz. Doğru çok zor olacak ancak bu endişe benim aklıma hemen Afrika’daki insanları getiriyor ve biliyorum ki o insanlar hep susuz kalıyorlar üstelik oralarda kavurucu sıcaklar hiç eksik olmuyor.

İHH İnsani Yardım Vakfı, Afrika’da çok sayıda su kuyusu açmış. Kaç tane açtıklarını veya hangi ülkelerin hangi şehirlerinde açtıklarını bilmiyorum. Ancak bir tek su kuyusu bile açılmışsa ve o kuyudan bir tek insan bile faydalanıyorsa bu çok önemli.

Ben kendi adıma hem İHH İnsani Yardım Vakfına hem de bağış yapan bütün hayırseverlere gönülden teşekkür ediyor, Allah hepsinden razı olsun diyorum.

İnşallah, yanı başımızdan dünyanın bize en uzak köşesine kadar nerede olursa olsun bütün aç ve susuz insanları hep hatırlayarak onlara yardımlarımızı ulaştırmaya çalışarak geçireceğiz bu kutlu oruç günlerini…

Orucumuz kabul, Ramazanımız mübarek olsun.

20 Ağustos 2009 Perşembe  / timeturk.com 

Orucumuz kabul  Orucumuz kabul  Orucumuz kabul  

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir