Özgürlükler için sormaya devam…

blank

TEODORA DONİ
Özgürlükler için sormaya devam…
 
“Sorular acıtıyorsa suç benim mi?” demiştim bir yazımda. Çünkü birçok insanın hem eleştiriden hem de eleştirel sorulardan pek hoşlanmadığını fark etmiştim. Geçen haftaki yazımın da hem başlığı hem içeriği soru şeklindeydi ve gerçeği söylemek gerekirse yazımda da belirttiğim gibi genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ve tohumlar hakkında daha önce de yazdığım için yazımda ismi geçen kurum ve kuruluşların yöneticilerden sadece bilgilendirici e-mailler bekliyordum.

Yazımda isimlerini zikrettiğim Tarım ve Köyişleri Bakanı M. Mehdi Eker ve Tohum Sanayici ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Başkanı İlhami Özcan Akgün ayrı ayrı beni aradılar ve yazımda yer verdiğim Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın resmi verilerinin gerçeği yansıtmadığını söylediler.

Aslında mesele rakamlardan ziyade Türkiye’nin tohum ithal edip etmediği, ithal ediyorsa o tohumların GDO bakımından ne durumda olduğu bunun ne ölçüde denetlenebildiğiydi ki bunlar yerli üretim için de geçerli…

Bakanlık yetkililerinin, bu konuda önemli bilgiler içeren “Tohumda Yanlış Bilinenler” broşürünü de yazımın ardından bana gönderdiklerini ayrıca belirtmek istiyorum ki kısmen de olsa sorularıma cevap bulabildim bu broşürlerde ve bunun için teşekkür ediyorum.

Geçen hafta tam da bunları düşünürken, bazı uzmanlara göre bu anlamda ciddi sakıncalar içeren Tohumculuk Yasasının Anayasa Mahkemesi tarafından kısmen iptal edildiği haberini aldım.

Evet, Anayasa Mahkemesi, Tohumculuk Kanunu'nda yer alan Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bazı yetkilerini "özel hukuk tüzel kişilerine" devredebileceğine ilişkin hükmü, "denetim" yetkisinin devri yönünden iptal etti.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı resmi gazetede yayınlanmadan önce Bakanlık tartışılan yetki devri konusu hakkında bir açıklama yapmış ve özetle “Tohumculuk Kanunu’ndaki düzenlemelerin yürürlükteki yasalarla birçok sektörde yapılan yetki devri işleminden mahiyet itibariyle hiçbir farkı olmadığını düşünüyoruz. Devletin teknik anlamda çok ayrıntılı, çok uzun süreli, çok büyük bir işgücü gerektiren denetim faaliyetlerini kendisinin yapması mümkün değil” denmişti.

Bu açıklamadan anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi’nin Tohumculuk Yasasını kısmen iptal eden kararına Bakanlık pek sevinemeyecek ve bu karar daha uzun süre tartışılacak gibi.

Çok konuşulan, tartışılan bir mahkeme kararı daha vardı geçen hafta. Danıştay, 2010 ALES Sonbahar Dönemi Kılavuzunda sınava girecek adayların başı açık olma zorunluluğunu ortadan kaldıran düzenlemeye ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Bu yürütmeyi durdurma kararının gerekçesini eminim ki artık çoğunuz biliyorsunuz ama tekrarlamakta fayda var çünkü hakikaten çok ilginç. Başvuruda bulunan adayların fiziksel olarak teşhislerinde güçlük oluşacağı ve sınav güvenliği açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği söyleniyor.

Çoğu insan “ kargalar bile güler “ diyerek bu gerekçeye tepki gösterdi.  İlginç ve de ilgisiz bir gerekçeyle verilen bu kararın ortaya çıkmasında en büyük paylardan biri de bunun için Danıştay’a başvuran Eğitim-İş Sendikası’dır desek haksızlık etmiş olmayız herhalde.

Eğitim-İş'in ALES sınavına girecek adayların başı açık olma zorunluluğunu ortadan kaldıran yönetmelikten kaynaklanan ne gibi bir zararı olur veya hangi menfaati ihlal edilir çözebilmiş değilim.

Elbette ki böyle bir mahkeme kararına (!) her vatandaş gibi öncelikle saygılı (!) olmak gerekir. Ancak saygının eleştiriye ve soru sormaya engel olmadığına inanıyorum, hele ki haksızlık çok açık ve net olarak ortadaysa.

Aslında gündemimde tamamen Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar varken söz konusu kararı duyduğum için Danıştay’ın bu kararın gerekçesiyle bizlerin fark edemediği bir gerçeğe (!) dikkat çekmek istiyor olabileceği geldi aklıma ilkönce.

Zira sırf başörtülü adaylara zorluk olsun veya onların eğitim hakkını gasp etmek için böyle bir karara imza atmak, basitlik olur. Koskoca Danıştay’ın üyelerine ve kurumun saygınlığına yakışmaz.

Yaşam tarzlarımız gerçekten çok değişti, beslenme alışkanlıklarımız, giyim tarzlarımız, beğenilerimiz.  Kendimizi beğenmeyip estetik ameliyatlarla başka birine benzemeye çalışıyoruz, cinsiyet değiştiriyoruz.  İnsanoğlu artık yazı kış gibi, kışı yaz gibi geçiriyor. Gündüzü geceye, geceyi gündüze çevirdik ve daha sayamadığım pek çok değişikliği kimi zaman çağa uygun olsun diye kimi zaman işimize öyle geldiği için yapıyoruz.

Acaba Danıştay söz konusu kararıyla insanoğlunun geçirdiği bu garip mutasyona dikkat çekmeye çalışıyor olabilir mi? Yok, daha neler, dediğinizi duyar gibiyim ama bana da biraz hak verin lütfen. Koskoca yüksek yargı organı Danıştay’ın hukuka ve millete rağmen hukukun ve milletin karşısında olacağını düşünmek istemiyorum.

Öyle olunca da acaba kararın gerekçesinde bizim ilk bakışta fark edemediğimiz çok derin ve büyük bir anlam olabilir mi diye kafa yormadan edemiyorum ister istemez. Hem yaşananlar böylesine karmaşık ve çapraşık olunca sorular da ona göre oluyor ve ben kendi payıma “sormaya devam” diyorum.
 
24 Ocak 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
 
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir