Şiddete sıfır tolerans! İnşallah…

blank

TEODORA DONİ
Şiddete sıfır tolerans! İnşallah…
 
Geçtiğimiz Nisan ayının ilk haftasında  “Romanya’dan yazıyorum bu hafta” demiştim. O yazımı okuyanlar hatırlayacaktır, çok kısa süren bir ziyaret olmasına rağmen çok yoğun geçen o birkaç günün sadece duygusal yanını yansıtmıştım o yazımda. İnsanların  “sizin oralarda…” diye başlayan sorularla beni nasıl yorduklarına ve niçin sinirlendirdiklerine ise hiç değinmemiştim. İçimden gelmemişti, bunu yazmaya ancak şimdi karar verebildim.

Evet, burada Türkiye’deyken insanların bana karşı nasıl ”sizin oralarda (yani Romanya’da…” diye başlayan soruları oluyorsa aynı şekilde Romanya’dayken de Türkiye ile ilgili olarak “sizin oralarda…” diye başlayan sorulara muhatap oluyorum. Bu ve benzer vesilelerle fark ediyorum ki meğer ben Türkiye’de Romanyalıyım, Romanya’da Türkiyeli… Yani her iki ülkede de yabancı…

Beni görmeye gelen, arayan, ziyaretine gittiğim veya karşılaştığım insanların bana yönelttiği sorulardan şu ikisini unutmak mümkün değil. Biri “ sizin oralarda da o savaşlardan var mı?”. Ne savaşı diye sormama gerek kalmadan anladım ki savaştan kast ettikleri dünyanın gündeminde olan şu “devrimler”(!). Ancak diğerini  “sizin oralarda insan öldürene ceza vermiyorlar mı?” sorusunu anlamak o kadar kolay olmadı. Şimdiye kadar çok fazla saçma sapan soruyla karşılaştım inşallah daha beteriyle karşılaşmam.

Her ne kadar Romanya’daki insanlar Türkiye’de insan öldürene ceza verilmediğine tam olarak inanmamışlarsa da defalarca aynı soruyla karşılaştığıma göre demek ki insanların zihninde bir “ acaba” kalmış. Bunun Romanyalıların gündeminde olmasının nedeni de Romanya’da Rumen eşiyle birlikte yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının; karısını ve çocuğunu öldürmesinin ardından mahkemeden Türkiye’ye iade edilmesini ve Türkiye’de yargılanmasını talep etmesi. Kendisini aldattığı için karısını öldürdüğünü söyleyen, Türkiye’de yargılanırsa ceza almayacağını iddia eden böyle bir adamın yaptığı insanlık dışı davranışı sonrasında kendini kurtaracağını sanarak bu uğurda hem eşini kötülemesi hem de Türkiye’yi yanlış tanıtması gerçekten büyük bir densizlik.

Daha önce farklı sebeplerden dolayı kadınlarla ilgili birçok kere yazdım. Her defasında Türkiye’deki kadınların her alanda verdikleri mücadeleyi anlatmaya çalıştım. O yazılarımdan dolayı beyler biraz kızmışlar hatta beni feminist ilan edenler bile olmuş. Aslında neredeyse her gün eşlerinden şikâyet edenlerle karşılaşıyorum. Bunların büyük çoğunluğu kadın olmakla birlikte eşlerinden şikâyet eden, şiddet gördüğünü iddia eden erkekler de var ve bu konuda birçok e-mail de alıyorum. Bu e-maillerden biri çok dikkatimi çekmiş, beni çok şaşırtmıştı. E-maili okurken yer yer bazı cümleler beni gülümsetmiştiyse de gönderen beyefendi için uzun süre çok üzülmüştüm.

“ ‘Kadınlar mücadele içinde’ diyorsunuz. Ne mücadele ama! Benim eşimde mücadele içinde; kiminle? Benimle.” diye başlayan “Hakkımı helal etmiyorum. Bu dünya sizin, Peygamber efendimiz(SAV)  sizin imtihanınız kadınla olacak, buyuruyor bir hadisinde. Bu dünyanın polisi, mahkemesi, kanunu, yazarı… hep kadınların yanında” diye devam eden oldukça uzun ve sitem dolu bir e-mail.

Bütün bunları nereden öğreniyorlar bu beyefendiler doğrusu merak ettim. Eğer polisi, mahkemesi, kanunu, yazarı kısacası herkes kadını korumak için ittifak içindeyse nasıl hala kadına karşı her türlü işkence, taciz, tecavüz ve öldürme bu kadar mümkün olabiliyor.

Geçen hafta 12 Mayıs 2011 günü Ayşe Paşalı cinayeti davasının karar günüydü. Karısını 11 yerinden bıçaklayarak öldüren ama buna rağmen son duruşmada “Onu çok seviyorum. Pişmanım” diyen kocaya, mahkeme heyeti “ tahrik veya iyi hal “ gibi insanın vicdanını sızlatan bahaneler bulmadan en ağır cezayı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını verdi.

Kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin ilk zaferi sayılabilecek bu karar; hakikaten ibretlik oldu. İnşallah bundan sonra kadına şiddet uygulama eğilimindeki erkekler için caydırıcı olur bu karar.

Romanya’daki olayda, karısını ve çocuğunu öldüren adamın “Türkiye’ de yargılanırsam ceza almam” sözü elbette dayanaksız. Ancak şu da bir gerçek ki Türkiye’de kadına karşı her türlü işkence, taciz, tecavüz ve öldürme suçlarında, suçluya verilen cezalarda hiçbir bahane bulunmazsa iyi hal veya pişmanlıktan(!) dolayı gerçekten ciddi indirimler yapılıyordu. Bunun ilk istisnası, Ayşe Paşalı cinayeti davasının kararı ve umuyorum ki bu karar bundan sonra bu konudaki davalarda bütün mahkemeler için örnek olur.

Mahkemenin hem çok kısa bir süre içinde hem de kadına yönelik şiddete sıfır tolerans anlamına gelecek bir karar vermesinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 121. toplantısı çerçevesinde bugünlerde imzalanan "Avrupa Konseyi Kadına Karşı ve Ev İçi Şiddetle Mücadele ve Bunun Önlenmesi Sözleşmesi” etkili oldu mu bilemiyorum.

Ancak fiziksel ve cinsel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti ve namus cinayetleri gibi konularla ilgili hükümler içeren sözleşmenin, devletin kadına yönelik şiddet konusunda sorumluluktan muaf tutulamayacağını özellikle vurguladığını biliyorum.

Ne dersiniz, bu sözleşmeden sonra devlet ve millet yapacaklarıyla “Bu dünyanın polisi, mahkemesi, kanunu, yazarı… hep kadınların yanında” diyen beyefendiyi doğrular mı acaba.

İnşallah…
 
16 Mayıs 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir