blank

Mecliste “Bayram” olur mu?

blank

TEODORA DONİ
Mecliste “Bayram” olur mu?
 
Geçen hafta bütün işlerimi erteleyip, bütün randevularımı iptal edip, her şeyi bir kenara bırakıp Ankara 2. Bölge başörtülü bağımsız milletvekili adayı Aynur Bayram’la kısa bir görüşme yapabilmenin derdine düştüm.

Ön hazırlık olarak öncelikle randevu talebinde bulundum. Cuma günü sevgili kardeşimiz Aynur Bayram’ı telefonla arayıp Cumartesi günü birlikte bir kahve içmek ve görüşmek istediğimi kendisine ilettim. Kendisi “seçim büromuza gelin”, dedi. Yeri bilmediğimden bulabilmekte zorlanacağımı düşünerek bildiğim merkezi bir yerden söz ettim kendisine,  “orada görüşelim eğer sizin için de uygunsa” dedim ve kendisi de kabul etti. Böylece görüşme gününü ve yerini kararlaştırmış yalnızca saatini belirlememiştik. Aynur Bayram kardeşimiz, “telefonunuzu kaydediyorum ve yarın sizi arayıp saati bildiriyorum” dedi, hala bildirecek. Bunları yazdığım şu ana kadar ki neredeyse iki gün geçti o görüşmemizin üzerinden, hala aramadı.

Benim gibi önemsiz işlerle uğraşmadığı ve de çok yoğun olduğu için buluşma saatini belirlemeyi kendisine bırakmış; öyle ulvi bir davayı savunan, bu uğurda onca zorluğa katlanan bir kardeşimiz için bir günümü feda etmekte sakınca görmemiştim.

Hemen belirtmeliyim ki gazetemiz yazarlarından Hilal Kaplan’ın Diyarbakır AK Parti Milletvekili adayı Galip Ensarioğlu için “vermiş olduğu sözü bu kadar vurdumduymaz bir biçimde tutmamış olması bence halkı temsil etmek için oylarına talip olan bir milletvekili adayına hiç yakışmadı.” diyerek yaptığı gibi Aynur Bayram kardeşimizi suçlamak değil niyetim. Sadece şaşkınlığımı ifade etmek istiyorum.

Nezaket gereği de olsa bir telefon açıp, sizinle görüşmek istemiyorum diyemezse bile çok yoğunum diye bir mazeret bildirebilirdi. Hadi diyelim ki o anda telefonumu kaydedemediği için arayamadı kısa bir e-mail gönderebilirdi ki bunu da yapmadı.

Aynur Bayram’a destek verenlerin çoğu aynı zamanda “Başörtülü aday yoksa oy da yok “ kampanyasına destek verenler. Benimle görüşmek istememesinin sebebi de bu olabilir. Çünkü ben daha önce de “Çözüme bak, "oy da yok"(muş), oy oy oy” başlıklı yazımda yazmıştım o kampanyanın anlamsız olduğunu ve kendimce doğru bulmadığımı.

Bundan da önce “Hiçbir siyasi parti başörtülü kadın aday istemiyor, neden?” başlıklı yazımla da siyasi partilerin başörtülü kadın milletvekili adaylarına listelerinde yer vermeleri gerektiğini yazmıştım. “Milletimizin kendi adına taşıyan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde erkeğiyle, kadınıyla, başörtülüsüyle, baş açığıyla her kesimden insanıyla tam olarak ve hakkıyla temsil edilmesinin artık zamanı gelmedi mi?” diyerek. Özellikle seçim barajını aşma ihtimali olan partilerin bu konuda adım atmamaları hakikaten en azından ciddi bir sorumsuzluk. Daha ağır ifadeler de kullanılabilir belki ama benim tarzım değil.

O yazımda adı geçen AK Partinin kurucu üyelerinden Fatma Bostan Ünsal hanımefendi kendisiyle yapılan bir röportajda “Siz değil de başörtülü başka kadın adaylar gösterilse bu yeterli olur mu?” sorusuna “Bu konuyu gündeme getiren kişiye vefa olarak açıkçası ben beklerim” diye cevap vermesine de şaşırdığımı ayrıca söylemek istiyorum. Bir de “Ya başörtülü aday gösterin ya da ben bağımsız aday olacağım" dediği halde bağımsız aday olmamasına ne demeli. Yoksa son anda bundan vazgeçip “bu sorunu ben çözeceğim” diyen Aynur Bayram’ı bağımsız aday olması için ikna etmeye ve onu desteklemeye mi karar verdi de bu yüzden mi kendisi bağımsız aday olmadı acaba.

Peki, Aynur Bayram kardeşimiz milletvekili seçilmek için yeterli oyu aldığı takdirde gerçekten de iddia ettiği gibi tek başına başörtüsüne özgürlük sorununu tamamen çözmüş olacak mı? Hem gerçekten de yalnızca bu niyetle mi aday oldu. Elbette hiç kimse için beyanlarının aksine niyetler taşıdığını düşünemeyiz. Ancak o kimsenin eylemleri kendisi hakkında bize büyük ölçüde fikir verir ki bu da beyanlarına ilişkin ya güvenimizi ya da kuşkularımızı pekiştirir.

Ben kendi payıma Aynur Bayram kardeşimizin bu meseleye ve bu süreçteki eylem ve beyanlarına ilişkin sorularımı doğrudan kendisine yöneltip cevaplarını aldıktan sonra sağlıklı bir değerlendirme yapabileceğimi düşünüyordum ama bu mümkün olmadı ne yazık ki.

Soracaklarımı tahmin edip cevaplamakta zorlanacağını sanarak mı görüşmekten kaçındı bilemiyorum. Tek bildiğim bunun hoş bir tavır olmadığı.

Kendisini başörtüsüne özgürlük sorununu çözmeye adamış başörtülü ve gazeteci biri böyle bir davranışı öncelikle kendisine ve bu konudaki mücadeleye göstermesi gereken saygıyla nasıl bağdaştırabilir onu da bilemiyorum.

Saygı demişken hatırlatmakta yarar var, başörtüsüne özgürlük sorunundan da önce asıl konuşulması, tartışılması gereken başörtüsünün temsil ettiği değerler bütününe saygının toplumda büyük ölçüde, hızla kaybolmaya başlaması, saygının yerini istismarın alması ve bu konuda herkesten çok söz hakkı olan Şule Yüksel Şenler hanımefendinin de tespitiyle “tesettürün içinin boşaltılması”.

Anlayan anladı sanırım ne demek istediğimi…

Son bir cümle de İbn-i Haldun’dan gelsin "Soylular için her zafer yeni sorumlulukların başlangıcı, sonradan görmeler için ise sonun başlangıcıdır."

Öyle değil mi Hilal Kaplan kardeşim…
 
23 Mayıs 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir