Şiirden şahadete, Suriye’den Bosna’ya…

TEODORA DONİ Şiirden şahadete Suriye’den Bosna’ya…

TEODORA DONİ
Şiirden şahadete, Suriye’den Bosna’ya…
 
Geçtiğimiz hafta sonu Cumartesi günü İhtiyar Kitap-Kahve’de sekiz yıl önce aramızdan ayrılan şair Alaaddin Özdenören‘i, ikiz kardeşi aynı zamanda gazetemiz yazarlarından Rasim Özdenören’den dinledik. Bizlerle anılarını paylaşan Rasim ağabeyin güzel anlatımından mı, kimi zaman gözlerinin nemlenmesinden mi, yüreğindeki acıyı orada bulunanlara hissettirmesinden mi veya bunların hepsinden mi tam olarak bilemiyorum, tek bildiğim uzun zamandan beri ilk defa bir insanı konuşmasının sonuna kadar tüm benliğimle dinlediğim. Öyle ki neredeyse hiçbir kelimesini kaçırmadım.
 
Mekânı cennet olsun Alaaddin Özdenören’in inşallah. Yıllar önce yazdığı bir şiirinin “Çocuk uykusunda gülüyor / Yılların acı çığlığından habersiz / Elleriyle oynuyor karanlıklar / Sessiz sessiz” dizelerini içimden defalarca tekrar ettim.  Şimdi ne yazık ki çocuklar “yılların acı çığlığından habersiz” değiller artık. Hayatın en acımasız yanlarıyla daha çok küçük yaşlardan itibaren yüzleşmek zorunda kalıyorlar, katlediliyorlar, tecavüze uğruyorlar, cezaevlerine atılıyorlar. Zulüm her yerde öncelikle çocukları katlederek korkutmaya çalışıyor büyükleri, direnişçileri. Bunun son örneği ise halen Suriye’de yaşanıyor. Zulme karşı savunmasız çocuklar ve kadınlar evlerini yurtlarını terk ederek Türkiye’ye sığındığı gibi direnişçiler de mücadelelerine Türkiye’den destek bekliyor.
 
Bu başta olmak üzere İslam coğrafyasında ve tüm dünyada yaşanan benzer trajedilere dikkat çekmek, mazlumlara en azından manevi destek vermek için Türkiye’de çok sayıda gencin bir araya gelip oluşturduğu “16 Temmuz Gençlik Hareketi”ni birçoğunuz duymuşsunuzdur sanırım. Hareketin öncülerinden olan Samet Doğan manevi desteğimizi beklediğini söyledi. Her ne kadar “Gençlik Hareketi” demişlerse de onların deyişiyle “ihtiyarların” da manevi desteğine ve dualarına ihtiyaçları var. Hareketin bir diğer öncü ismi ise bir yazısında “Çocukluk yıllarımda Müslümanları hep zalimlere karşı çıkan, her kim olursa olsun mazlumları koruyan kimseler olarak hayal ederdim. Çocuk dünyamda İslami kesim kötülere karşı verilen mücadelede iyileri temsil ediyordu ve iyiler de bir gün mutlaka galip gelecekti” diyen Adem Köse.
 
Müslüman’a yakışır bir şekilde, çocukluklarından itibaren inandıkları ve sımsıkı sarıldıkları hayallerini gerçekleştirmek için yola çıkan bu kardeşlerimizin başlattığı 16 Temmuz Gençlik Hareketi’nin bir de manifestosu var. Gelin bu sese kulak verelim. Elimizden, gönlümüzden, dilimizden gelen ne varsa yapalım. İşte gençlerin o yürekli çağrısı, işte 16 Temmuz Gençlik Hareketi’nin Manifestosu:
 
“Suriye'de 48 yıldır iktidarda olan baskıcı yönetime karşı gençlerin öncülüğünde Suriye halkı ayaklandı. Der'a şehrinde 15 Mart 2011 tarihinde başlayan protesto gösterileri ülkenin dört bir tarafına yayıldı. Yüz binlerce insan "hürriyet" diyerek sokaklara indi. Baas yönetimi halkın hürriyet talebine sert bir şekilde müdahale ederek, resmi rakamlara göre şu ana kadar 3000'den fazla insanı katletti. Hayatını kaybedenler arasında 90 tane de çocuk var.
 
Suriye'de her geçen gün ölü sayısı artıyor. Baas yönetimi Suriyeli kardeşlerimizi sadece hürriyet istedikleri için sistematik bir soykırıma tabi tutuyor. Türkiye'nin yanı başında adeta yeni bir Srebrenitsa yaşanıyor.
 
Türkiyeli gençler olarak yaşanan bu vahşete seyirci kalmamak adına 15 Temmuz'da Türkiye'nin dört bir tarafından hareket edip, 16 Temmuz'da Hatay'da olacağız. Suriyeli kardeşlerimize destek için sınırlara dayanacağız. Suriye'deki vahşetten kaçıp Türkiye'ye sığınan misafirlerimizi ziyaret edeceğiz. Kardeşlerimizin acılarını bir nebze olsun dindirmek için elimizden geleni yapacağız. Bir asır evvel aramıza çizilen ve zihinlerimize psikolojik barikatlar kuran sınırların bir önemi olmadığını dile getireceğiz. Sınırların değil, kalplerin bir anlamının olduğunu haykıracağız.
 
Dünya tarihine baktığımızda her bir özgürlük hareketinin gençlerin omuzlarında yükseldiğini görüyoruz. Suriye'deki özgürlük ateşini Der'alı çocuklar yaktılar. Türkiyeli gençler olarak bizler, Suriyeli kardeşlerimizin sadece bayramlarda değil, bu zor günlerinde de yanlarında olduğumuzu göstereceğiz. Suriyeli kardeşlerimizin mutluluklarını paylaştığımız gibi, acılarını da paylaşacağız. Onların yalnız olmadığını tüm dünyaya ilan edeceğiz.
 
Ortadoğu'nun yolunu Ortadoğu halkları çizer. Bizler de bu coğrafyanın bir parçasıyız. Ve Ortadoğu'nun kaderine Türkiyeli gençler olarak biz de ortak olacağız. Dengeler adına değil, insanlık adına hareket edeceğiz.
 
16 Temmuz 2011 Cumartesi günü seni de sınırlara dayanmak için Hatay'a bekliyoruz. Unutma, birileri aramıza sınır koyabilir ancak hayallerimize asla sınır koyamazlar.”
 
“Türkiye'nin yanı başında adeta yeni bir Srebrenitsa yaşanıyor” denirken elbette “Srebrenitsa soykırımını, o büyük katliamı, o büyük acıyı, o binlerce şehidi hiçbir zaman unutmadığımızı, unutmayacağımızı da tüm zalimlere tekrar tekrar hatırlatmak gerekiyor. Tam da böyle bir hatırlatma için Türkiye’de eğitim alan Boşnak öğrencileri, Bosna’ya gönül veren Türkiye vatandaşları, ya da bir şekilde Türkiye ile ilişkileri bulunan Boşnakları bir araya getiren Genç Boşnaklar Derneği’nin öncülük ettiği “8372…” projesine de maddi manevi destek verelim. “Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Toplumun suçunun da hatırlatılması için İstanbul Taksim Meydanı’nda 9-10 Temmuz 2011 tarihleri arasında “UN” şeklinde sergilenecek olan 8372 çift ayakkabının içerisinde sizin de sevdiğiniz kullanılmış bir çift ayakkabınız olsun.”
 
Ve beni bağışlayın sevgili okuyucular; yine parça parça dağılan, çığlık çığlık savrulan bir yazı oldu mecburen şiirden şahadete, Suriye’den Bosna’ya…
 
4 Temmuz 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

Şiirden şahadete

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir