“Karizma zamanları” ve kurtuluş ezanları

TEODORA DONİ “Karizma zamanları” ve kurtuluş ezanları

TEODORA DONİ
“Karizma zamanları” ve kurtuluş ezanları
 
“Erdoğan bütün bu örnekler üzerinden sürekli tekrarlayan başarılarıyla, karizmatik özelliğini korumaya ve yeniden üretmeye devam ediyor. Ne var ki, kendi kişisel çizgisinde bu karizmatik niteliği rutinleşmekten çok uzaktaysa da parti teşkilatları ile milletvekillerinin önemli bir kısmının halkla organik ilişkisi alabildiğine azalmıştır. Hâlbuki AK Parti’yi siyasal tarihimizde en belirgin kılan özelliklerinden birisi halkla ”organik ilişki ve iletişim kanalları” olsa gerek. Birçok yerde parti teşkilatları ile halk arasında bu kanallar şaşırtıcı derecede inorganik bir hal almaya yüz tutmuştur. Birçokları için, partinin Türkiye’de demokratikleşme, özgürleşme, insan haklarını iyileştirme, uluslararası düzeyde itibar ve açılım gibi idealist misyonları olan bir hareket olmasının hiçbir anlamı olmayabiliyor. Bunlar için partinin de Erdoğan’ın da karizması daha ziyade klientalist bir tarzda uygulanıp dağıtılan bir iktidar imkânından ibarettir.”
 
Bu satırlar, Prof. Dr. Yasin Aktay’ın Timaş Yayınları’ndan çıkan “Karizma Zamanları” isimli kitabından. Yasin Aktay; hem Kürşat Bumin’in deyişiyle “ezbere konuşan” bir bilim adamı değil, hem benim deyişimle “bizim(kiler)’den biri (kiler’i parantez içinde yazdım çünkü o an, kulakları çınlasın, Hasan Boynukara ağabeyin bizimkiler yerine bizim-kiler demesini hatırladım). Bizimkiler diye bir ayrım yapmaktan pek hoşlanmıyorum ancak sayıları çok az da olsa mahallemizdeki entelektüellerden de mevcut iktidarı uyaran, özeleştiri yapmaya davet edenlerin olduğunu belirtmek istedim.
 
Sayın Aktay’ın tespitleri ne yazık ki doğru ve son aylarda Tunus’tan başlayan “devrimleri” de, aylardır dillendirilen “Türkiye gibi olmak istiyorlar” söylemini de öncelikle bu açıdan değerlendirmeli. Devrim isteyenlerin “biz de AK Parti gibi bir parti kuracağız, onların deneyimlerinden yararlanacağız” gibi açıklamalarını hatırlayalım… Yasin Aktay kitabında, “Erdoğan bütün bu örnekler üzerinden sürekli tekrarlayan başarılarıyla” derken de 28 Şubat’tan 27 Nisan’a AK Parti’nin sürekli yükselen başarı grafiğinin temelinde tamamen lider karizmasının olduğuna dikkat çekiyor ki bir siyasi hareketin ve buna paralel olarak ülke geleceğinin kaderi yalnızca liderin karizmasına emanet edilmişse işte o zaman bunun üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir.
 
Bu bağlamda Yasin Aktay’ın kitabından defalarca tekrar ettiğim bir cümleyi de burada ayrıca anmak istiyorum: “Karizma denilen meleke ile entelektüel donanım arasında zorunlu bir ilişki olduğuna dair hiçbir veri yoktur”.
 
Peki, liderin karizması tek başına her şeyi halleder mi? Lider karizmayı çizdirmeden ne kadar ayakta kalabilir ve nereye kadar gidebilir? Şimdi AK Parti’nin her iki kişiden birinin oyunu aldığı ve yine iktidar partisi olarak seçildiği seçimlerden henüz çıkılmış olmasına rağmen herkesin önümüzdeki günlere ilişkin soruları hızla artıyor.
 
Cezaevinde tutukluyken aday olan ve şimdi milletvekili seçildiği halde serbest bırakılmayanların akıbeti ne olacak? Bu durumu protesto eden milletvekilleri bunu ne kadar ve ne şekilde sürdürecek? İstifalar olacak mı, olursa Meclis bu istifaları onaylayacak mı? Böyle bir tablo karşısında AK Parti oyların yarısını almış olmayı doğru anlamlandıracak mı? Gerçekten yepyeni, özgürlükçü bir Anayasa yapılacak mı?
 
Yoksa Yasin Aktay’ın dediği gibi birçok AK Partili için, Türkiye’ de demokratikleşme, özgürleşme, insan haklarını iyileştirme, uluslararası düzeyde itibar ve açılım gibi idealist misyonlar hiç bir şey ifade etmemeye devam mı edecek?  Aynı şekilde muhalefet partileri de bu konularda geçmişte olduğu gibi yine hep çözüm yerine çözümsüzlük için çaba gösterip işi yokuşa sürmeye devam mı edecek?
 
Bilmiyorum siyasi partilerin sadece başörtülü kadın milletvekili adayı konusundaki tavrını hatırlamak bu soruların cevabını bulmak için yeterli olur mu? Eğitime bütçeden en büyük payı ayırmaktan başka ne katkının yapıldığını, yeni nesilleri geleceğe her yönüyle hazırlayacak öğretmenler yetiştirmenin nasıl ihmal edildiğini, ilim ve irfan yuvası üniversitelerin YÖK eliyle ne hale geldiğini de konuşmalıyız belki; milyonlarca işsizimizi, yoksulumuzu, gelir dağılımındaki adaletsizliğimizi de.
 
12 Haziran’ da Sayın Başbakan Balkon Konuşması’nda beyaz bir sayfa açtıklarını söylemişti ancak bunun o kadar da kolay olmayacağının habercisi gibiydi geçen gün Türkiye İhracatçılar Meclisi Genel Kurulu'ndaki konuşmasının şu cümleleri:
 
"Bugünlerde yaşanan tartışmalar da bir kez daha göstermiştir ki Türkiye, yeni bir anayasaya, yasaların da çok ciddi bir reforma artık her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Açıkçası, geçtiğimiz 8,5 yıl, bu noktada AK Parti'nin adeta tek başına mücadele verdiği bir süreç oldu. Her reformda, her düzenlemede, her değişiklikte engellerle, engellemelerle, akıl almaz ithamlarla karşılaştık. Dün, bizim tek başımıza yürütmek zorunda kaldığımız reformlara karşı çıkanların, bugün işin ucu kendilerine dokununca hukuku ve demokrasiyi hatırlamaları manidardır."
 
Evet, Sayın Başbakan “bugün işin ucu kendilerine dokununca hukuku ve demokrasiyi hatırlamaları manidardır." gibi cümleleri tekrar ettiği, ithamlarını artırdığı oranda beyaz sayfanın beyaz kalması zorlaşacaktır.
 
Oysa aynı konuşmasında bir de “biz yüzde 100'ün mutluluğu için varız” demişti Sayın Başbakan ki doğru olan da bu ve bu yüzde 100’ün, tüm Türkiye’nin Başbakanı için hiç kimse “öteki” olamaz, olmamalı. Hele ki şimdi çevremizdeki dost ve kardeş halklar karizma zamanlarının büyüsüyle kalmamak, bu topraklardan yükselecek kurtuluş ezanlarını duymak için özgürlük ve adalet umuduyla gözünü Türkiye’ye çevirmişken.
 
27 Haziran 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

“Karizma zamanları” ve kurtuluş ezanları

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir