“Sayın Başbakan benim de sesimi duyar mı?”

TEODORA DONİ “Sayın Başbakan benim de sesimi duyar mı?”

TEODORA DONİ
“Sayın Başbakan benim de sesimi duyar mı?”
 
28 Şubat sürecinde hiçbir somut delil olmamasına rağmen terör örgütüne üyelik suçlamasıyla tutuklananlardan biri de Yakup Köse. Mağduriyeti diğerlerinden daha büyük çünkü Yakup Köse o zaman henüz 14 yaşında. İdam talebiyle yargılanan, hayatının ilkbaharını demir parmaklıklar arkasında geçiren, 10 yıl cezaevinde kalan Yakup Köse şimdi dışarıda ancak gençliğini karartan o günlerin artık geride kaldığını düşünüyorken hakkında açılmış bir dava daha olduğunu, davanın uzun süredir devam ettiğini öğreniyor. 29 Haziran’da duruşma var ve dava karar aşamasında. Yani Yakup Köse’nin yeniden demir parmaklıklar arkasına gönderilme ihtimali var. Hukukun üstünlüğüne bağlı bir yargı yerine hukuktan bağımsız bir yargının örneklerinden biri denilebilecek bu trajedi için saatlerce konuşulabilir, sayfalarca yazılabilirse de ben bunun yerine Yakup Köse’nin bana gönderdiği mektubu burada paylaşmanın daha doğru ve yeterli olacağını düşündüm. İşte o mektup:
 
"Sayın Teodora Hanım. 28 Şubat zulmü ve hayata dönüş (tufan)operasyonu  mağduru olarak yazdığım bu mektupta size zamanın hususiyetine göre ve şartların oluşmasına dair bir kaç  kelam yazacağım. Ki ses seda gelirse ne ala gelmese de özgür bir toplum için daha çok yol kat edeceğimizi  görürüm kendimce ki şu anki durumumun psikolojisiyle bunu düşünebiliyorum. Evet, ben 28 Şubat'ın sillesini yiyen hala da bu hadiselerin izlerini taşıyan bir ferdim ve benim gibi milyonlarca fert var. Evet, ben hayata dönüş operasyonunun korkunç yüzünü görmüş, yaralanmış ve Guantanamo'yu aratmayacak devrelerden geçmiş, birçok acı gerçeğe şahit olmuş biriyim ve benim gibi hala binlerce insan var.
 
Toplum, ötekileştirmeden bıktığı için ve Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in sık sık hatırlattığı "vatan sevgisi imandandır” hassasiyetini hala koruduğu için Ak Parti'yi % 50 oranıyla bir kez daha iktidara getirdi. Kanımca, yanlışsam uyarın, toplumun bu tercihinden ben şunu anlıyorum. Toplum dedi ki, 28 Şubat'lar bir daha olmasın. Birilerinin kapı arkalarında  aldıkları ıslak imzalı katliam operasyonu kararlarının halkımıza hayata döndüren operasyon olarak ilan edilmesi gibi birçok yalandan, halk düşmanı girişimlerden bıktık. Şimdi buyurun Ak Parti; siz yolda, hastanede, eğitimde, birçok hizmette bulundunuz, bu hizmetleriniz gereği Türkiye'nin yarısından çoğunun sevgisini kazandınız,  şimdi de hayat yolumuzda, yaşam yolumuzda, özgürleşme yolumuzda hizmetlerinizi bekliyoruz dedi toplum ve Ak Parti'yi zirveye taşıdı. İnanıyorum ki Sayın Başbakan da  diğer Ak Parti yetkilileri de  toplumun bu derin feryadını duydu ve gerekenin gerektiği yerde yapılması ölçüsüne riayet ederek harekete geçeceklerdir. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak şimdi sizin vesilenizle Sayın Cumhurbaşkanıma ve Sayın Başbakanıma sesleniyorum.
 
Ben 14 yaşında 28 Şubat'ın karanlık mihrakları tarafından terörist ilan edildim. 146/1 maddesiyle idam cezası aldım. 25 yaşıma kadar türlü türlü  hadiselerle boğuştum. Onların isyan dediği benim de baskın dediğim bir olaya tanık oldum, yaralandım, devletin güvenliği altındaydım ve altındaydık, yaralandık, öldürüldük, ailemizden uzaklaştırdılar. Kendilerini marifetmiş gibi "Yeşil'in adamı" olarak tanımlayan kişiler tarafından linç edildik. 28 Şubat bin yıl sürecek düşüncesine inanan bir komutan tarafından 15 yaşımda Nazilli Cezaevi'nin  büyük avlusundaki darağacının yanına götürüldüm. Başörtüsüyle Meclis'e girmek isteyip de giremeyen vekile geçmiş olsun diye mektup yazdığım için disiplin cezaları aldım. Bandırma Cezaevi'nde baskının sona erdirilmesi için çağrıda bulunan Başbakan Bülent Ecevit'e, bu Genel Kurmay'ın işidir Başbakan karışamaz cevaplarına kadar duydum, duyduk.
 
Sayın Başbakanım, Mustafa Pehlivanoğlu'nun mektubunu okuduğunuzda sizin kadar ben de duygulandım. İnsan olan herkesin vicdanına hitap eden o mektubun bugün benim gibi  birçok yaşayan canlı tanıkları vardır hem de çok yakın tarihin, 28 Şubat'ın tanıkları. Acaba ben de feryat etsem yaşıyorken, Sayın Başbakan benim de sesimi duyar mı diye düşündüm. İnananlar üstündür inanıyorum ki benimde sesim duyulacak. Onlar bastılar, onlar yaraladılar, onlar öldürdüler, demiştim. Onlar derken bu ülkenin Başbakanını hastanede öldürmeye çalışan 28 Şubat Organizasyonu'ndan bahsediyorum. Ben şimdi bir de şu 2000'li yıllarda bu zihniyetin hakkımda açtığı dava nedeniyle cezaevinde isyan çıkarmak suçundan özel yetkili İstanbul Beşiktaş Adliyesi'nde 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyorum ki tarihte bir ilktir böyle bir davadan dolayı  Asliye Ceza'da yargılanacağıma Özel Yetkili  bir mahkemede yargılanıyor olmam. Hakkımda 20 yıla yakın ceza istiyorlar isnat edilen suçlar  o kadar komik ki  inanıyorum bağımsızlaştığına inanan yargı bu davada beraat verecek, ya vermezse beraatımı, bu ihtimali düşünecek durumda bile değilim.
 
Sesleniyorum, sadece sesleniyorum çünkü elimden başka bir şey gelmiyor. Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Başbakanımıza, Değerli Ceza Hukukçularımıza, Sivil Toplum Kuruluşlarımıza sesleniyorum. Temiz bir toplum, huzurlu bir yaşam için 29 Haziran'da İstanbul Beşiktaş Adliyesi'nde beni yalnız bırakmayın. Saygılarımla. Sayın Teodora Hanım, cümle düşüklüklerini ve imla hatalarını heyecanıma verin tekrar size çok teşekkür ederim. Allah'a Emanet Olun. Yakup Köse"
 
Evet, Yakup Köse hepimize, tüm Türkiye’ye sesleniyor. Aslında “Sayın Başbakan benim de sesimi duyar mı?” derken sesini hepimizin duymasını istiyor. Umuyorum ki Yakup Köse’nin bu çığlığını inşallah hepimiz yüreğimizde duyarız ve yine umuyorum ki 29 Haziran’da davanın karar duruşmasında inşallah hukukun üstünlüğüne bağlı bir yargılamaya tanık olur, Yakup Köse’nin beraatına hep birlikte seviniriz. “Pınar Selek ve adaleti beklemek” başlıklı yazımda da dediğim gibi hukuka, adalete inancını yitirmeyen herkes gibi ben de adaletin tecelli etmesini bekliyor, bunun aksini, büyük bir hayal kırıklığı yaşamayı aklıma getirmek bile istemiyorum.
 
20 Haziran 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir