Yanlış giden bir şeyler var…

TEODORA DONİ  Yanlış giden bir şeyler var… 

TEODORA DONİ 
Yanlış giden bir şeyler var… 
 

Bugünlerde Türkiye’de olup bitenleri düşünürken birden 20 yıl geriye gittim. 21 Aralık 1989 gününe. Bu tarih, benim gibi her Romanyalıya, zalim Demirperde rejiminin yıkılmasını ve diktatör Çavuşesku’nun alaşağı edilmesini hatırlatır.

Ben o gün tesadüfen başkent Bükreş’te bulunuyordum.  Büyük bir miting vardı. Bükreş’in bütün caddeleri, sokakları insanlarla doluydu ve hiçbir ulaşım aracı görünmüyordu ortalıkta. O gün Başkente komşu şehirdeki evime akşam çok geç saatlerde varabildim ve hemen uyudum. Sabah dışarıdan gelen korna sesleriyle uyandım. Gözümü açtığımda annemi gördüm. Odamın penceresinden dışarıya bakarak ağlıyordu.

Kalkıp ben de dışarıya baktım. Bisikletli, motosikletli ve arabalı gençler ellerinde Romanya bayrağıyla kornalar ve sloganlar eşliğinde yavaş yavaş caddede ilerliyorlardı. Annem bir yandan ağlayıp bir yandan da; çok kötü şeyler olacak, yazık bu çocuklara, diyordu. Annemin endişesini çok iyi anlıyordum çünkü çocukluğunun, Çavuşesku’nun en acımasız yıllarına denk geldiğini ve o neslin aynı acıları tekrar yaşamamak için yıllarca hep sustuğunu biliyordum. O gün de gençlerin boşuna haykırdığı, başkaldırının başarısız olacağı ve halkın bu defa daha büyük zulümlere maruz kalacağı düşünülüyordu.

Türkiye’de ise tam aksine, insanlar her zaman direnmişlerdi zulme. Türkiye’ye geldikten çok kısa bir süre sonra öğrendim ki bu ülkede askeri darbeler geleneksel hale gelmiş. On yılda bir darbe oluyormuş hep. Buna o kadar alışılmış ki benim Türkiye’ye yerleşmemin ilk yıllarında, herkes her an yeni bir darbe olabilir diyordu. Çünkü son darbenin üzerinden 10 yılın geçtiği söyleniyordu.

Bense belki fazla iyimserdim ve hep inşallah bir daha darbe olmaz diyordum.  Zira son darbeden sonra dünya ve Türkiye çok değişmişti, yıkılmaz gibi görünen Demirperde bile yıkılmıştı.

Ancak her ne kadar topla tüfekle bir daha darbe yapılmadıysa da hepimiz biliyoruz ki yeni, modern hatta postmodern yöntemlerle, yeni darbelere tanık oldu bu ülke.

Tam da burada bu ülkenin insanlarına hayran olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Çünkü bunca karışıklığa rağmen, darbelere, teröre, sık sık tekrar eden ekonomik krizlere rağmen bu güzel ülkenin güzel insanları hiçbir zaman pes etmediler. Bu da beni çok mutlu ediyor ve bu insanları, bu ülkeyi çok seviyorum.

Eğer insanlar çok çabuk pes etselerdi ve bir gün mutlaka hak ettikleri gerçek demokrasiye kavuşacaklarına inanmasalardı, bunun için mücadele etmeselerdi, Romanya’daki insanlar gibi kırk yıl boyunca hallerine razı olup seslerini çıkarmasalardı, belki de bu kadar darbe olmazdı, birilerinin keyfi bozulmazdı, darbeye gerek kalmazdı. Oysa bu ülkenin insanları her askeri darbeden sonra tekrar toparlandılar ve her defasında haklarını daha güçlü bir şekilde aramaya devam ettiler, devam ediyorlar.

Ancak son aylarda Türkiye’de yeniden çok tuhaf olaylar yaşanmaya başlandı. Bu olaylar karşısında sanırım herkes çaresiz durumda, çünkü tam olarak ne olduğunu kimse bilmiyor. Daha tuhaf olan ise, Demokratik Açılım ülkenin ana gündemiyken bu olayların olması.

En son olayda, adı gibi Ceylan, masum bir kız çocuğumuz hayatını kaybetti ve hiç kimse bilmiyor tam olarak ne olduğunu, yığınla soru işareti, yığınla çelişki, elinde bomba patlayan asker olayındaki gibi…

Yine geçen gün acılı bir annenin feryatları yansıdı medyaya. Anne, asker oğluyla vefat etmeden iki saat önce görüştüğünü ve oğlunun kurtarın beni dediğini, söylüyordu. O anne bir yandan o büyük acıya dayanmaya çalışırken diğer yandan cenazeye katılan askerlere tepki gösteriyordu.

Bütün bu olayların art arda ve “Demokratik Açılım” ülkenin ana gündemiyken olması bir rastlantı mı? Hiç sanmıyorum. Kirli oyunlar, karanlık senaryolar yeniden sahneleniyor. Ben hala iyimser olmak istiyorum, tabi bu garip olaylar karşısında bir insan ne kadar iyimser olabilirse.

Şu çok açık ki yanlış giden bir şeyler var ve galiba çok uzun zamandan beri. Zira planlama hatası yüzünden yıllar önce sekiz askerin korucular tarafından öldürüldüğü haberi bile daha yeni yansıdı medyaya. O da üç hâkimin birlikte hazırladıkları bir kitapta konuyu yazmaları sayesinde. Terörist sanılıp öldürülen çobanlar da olmuştur herhalde.

Yıllardır olanlar hep kaza, yanlış planlama veya eğitim eksikliği yüzünden mi? Yıllardır birçok asker ve sivil hayatını neden kaybetti?  Gerçekten bir “Demokratik Açılım” yapılacaksa öncelikle bu soruların cevapları bulunmalı, gereği yapılmalı.

Bunun için de; partisinin son büyük kongresindeki konuşmasında cesurca yeni bir Türkiye tablosu çizen Sayın Başbakan’ın aynı cesaretle bu konuda da atacağı yeni adımlara, hukuk ve adalet sevdalısı cesur savcılara, hâkimlere, doğru bildiğini haykırmaktan korkmayan araştırmacı gazetecilere ve yazarlara ihtiyaç var. İktidarın adaletine değil; adaletin iktidarına ihtiyaç var. Hakkın, hukukun iktidarına ihtiyaç var.

Ki bu ülkenin tüm güzel insanları artık yeni yeni sorularla çıldırmanın eşiğine gelmesin ya da büyük şüphe ve endişelerle Çavuşesku dönemindeki Romanya halkı gibi umutsuzluğa kapılmasın, korkuya teslim olmasın. Ki, bu ülkenin ceylan kızları, aslan yiğitleri, bir daha kurban edilmesin o kirli oyunlara.

 12 Ekim 2009 Pazartesi / Yeni Şafak 

Yanlış giden bir şeyler var…   Yanlış giden bir şeyler var…

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir