Yeni trend sahurlar, trend dışı çığlıklar

TEODORA DONİ  Yeni trend sahurlar, trend dışı çığlıklar 

TEODORA DONİ 
Yeni trend sahurlar, trend dışı çığlıklar 
 

Şimdiye kadar biriyle dertleşmeye ihtiyaç duyan çok sayıda dertli insanla tanıştım. Sıkıntılarını paylaşmaya çalıştığım bu insanların çoğu artık Timeturk’te yazdığımı biliyor ve benimle dertleşmekle yetinmeyip; mutlaka sana anlattıklarımızı Timeturk’te yaz, olur mu, diyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse insanlar bana çoğu zaman gerçekten çok ciddi sorunlar anlatıyorlar ama hangi birini yazayım ki.

Biliyorum benim için çok zor olacak şimdi bunlardan birini kaleme almak. Ancak söz verdim arkadaşıma, anlattıklarını yazacağım diye.  Çünkü arkadaşımın anlattıkları sadece kendisini değil hepimizi ilgilendiriyordu ve acil yazılması gerekiyordu. Onun için zor da olsa yazmak zorundayım.

Evet, bir kadın arkadaşımın, bir annenin çığlıklarını aktaracağım sizlere.

Ramazan ayı dolayısıyla birkaç hanım her gün birlikte Kur’an okumak için bir evde buluşmak üzere sözleşmişler ve Ramazan ayı başladığından beri her gün Kur’an okuyorlar.

Bu hanımlardan biri, birkaç gün önce Kur’an okuma toplantısından sonra internetten benim yazımı okumak istemiş. Benim yazımı Timeturk’te okuduktan sonra diğer haberlere de bir göz atmak istemiş ve bir haber dikkatini çekmiş.  “İslami kesimde sahur davetleri” diye bir haber okumuş. Haberin alt başlığını buraya aktarıyorum biraz açıklayıcı olur diye: Yeni trend sahur davetleri. Dindar muhafazakârlar artık sahurda da buluşuyor. Davetler, evlerde ya da lüks otellerde; bazen açık büfe. İşte bu buluşmalara örnekler…

Diğer hanımlar fark etmesin diye bu haberi okuduktan sonra aceleyle kendi evine gitmek için çıkmış Kur’an okudukları evden.

Eve kavuşunca hep ağlamış. Aynı gün benimle karşılaştı ve az önce yazdıklarımı ve az sonra anlatacaklarımı büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle bana anlatmaya başladı:

İki tane çocuğum var, küçük çocuğum oruç tutacak yaşta değil ama büyük çocuğumun yaşı müsait.

Büyük çocuğum her yıl Ramazan ayı başlamadan önce çok hevesleniyor, bende sizinle oruç tutacağım, sakın beni sahura kaldırmamazlık etmeyin yoksa aç karnına oruç tutarım, diyordu.

Her yıl büyük bir sabırsızlıkla Ramazan ayının başlamasını bekliyor. Bu yıl göreceksiniz ben de tutacağım, diyordu.

Evet, diyordu kadın, çocuğum her yıl gerçekten bir iki gün çok güzel oruç tutuyordu ama üçüncü gün hastanelik oluyordu. Büyük çocuk hastalanınca küçük de psikolojik olarak etkileniyordu ve böylece son birkaç yıldır bütün Ramazan ayları tam bir eziyet haline geliyordu benim için.

Ben çocukların hastalıklarıyla uğraşmaktan son birkaç yıldır Ramazan aylarında sadece orucumu tutabiliyordum ve namazlarımı kılabiliyordum. Ne bir teravih namazı kılabiliyordum ne de Kur’ an okuyabiliyordum.

Bu yıl böyle olmadı, büyük çocuğum günlerce hiç hastalanmadan oruç tuttu. Büyük çocuğum hastalanmayınca küçük de çok şükür hastalanmadı. Ben ise uzun yıllar sonra ilk defa Ramazan ayında daha fazla ibadet etme fırsatı bulabildim.

Evet, aslında bütün bunlar beni çok mutlu ediyor, Allah’tan başka ne isteyebilirim ki. Ama işte bu kadar basit değil, diyordu kadın.

Ramazan ayı başlayınca oruç tutan çocuğumun aklına taze pide ve onun çok sevdiği tulumba tatlısı geldi. Ramazan ayı başladığı gün iftarda pide ve tulumba tatlısı olmadığını görünce yüzünden anlaşılıyordu çok üzüldüğü ama hiç bir şey diyemiyordu. Bir iki gün bir şey diyemedi çünkü durmadan bir şeyler isteyen çocuklardan değil. Ancak üçüncü gün; anne bu Ramazan çok farklı, dedi.

Ben anlamazlıktan geldim, evet çocuğum çok şükür bak sen oruç tutuyorsun ve iyisin, dedim. Hayır, anne ben bunu demek istemedim, bir şeyler eksik demek istedim.

Kadının gözleri yavaş yavaş ıslanmaya başlamıştı, ben diyordu, çocuğumdan ne hissettiğini duymak istiyordum ama o kadar gururlu bir çocuk ki bana bile anlatmıyor, iftarda istediği tek şey vardı, taze pide ve tulumba tatlısı. Bunları bile söyleyemiyor. Diğer yandan söylerse ben çok üzülürüm diye endişe ettiğini biliyorum. Aslında çocuğum benimle dertleşmek istiyor ama diğer yandan sabahları ekmek parası bulabilmek için yatakların altlarına bile bakıyoruz ve ancak halk ekmeği alacak kadar para buluyoruz. Bu Ramazan ayı şimdiye kadar neredeyse her gün bu şekilde geçti. Sabahları ekmek parası bulabilmek için evin her yerini arıyoruz, hatta çocuğumun okul kitapları ve defterlerinin arasına bile baktık.

Bütün bunları görünce çocuk bir pide bile isteyemiyor çünkü pide taze olunca daha çok yiyecekler hem de pidenin halk ekmekten daha pahalı olduğunu biliyor.

Ben, diyordu kadın, çok uzun zamandan beri çocuklarıma hep bağırıyorum. Çocuklarımı kendimden uzaklaştırmaya çalışıyorum, hep sinirli gibi görünmeye çalışıyorum, böylece korkacaklar ve bir şey isteme cesaretleri kalmayacak diye.

Sadece namaz kıldığımda rahatlıyorum çünkü çocuklar başka odada duruyorlar o sırada. Bütün namazlarımı gözyaşları içinde kılıyorum. Çocuklarıma bunları yaşattığım için kendimden nefret ediyorum.

Ben bütün bunları yaşarken “İslami kesimde sahur davetleri” diye bir haber okuyunca insan ne hissedebilir ki. O haberin fotoğrafında birçok erkek görünüyordu. Hepsi sözüm ona “İslami kesim”deki insanlar. Ben çocuğuma bir pide bile alamıyorken onların boğazından nasıl o yemekler geçebiliyor, diye düşündüm.

Böyle haberleri, böyle davetleri, böyle insanları görmek bizim gibi çaresizlere neredeyse Allah korusun, imanımızı bile kaybettirebilir. Ben çocuğuma yıllardır İslamı öğretmeye çalışıyorum ve Müslümanların “garip” olduklarını anlatıyorum. Oysa “İslami kesimde sahur davetleri” veren insanlar hiçte “garip” gibi görünmüyorlar.

Yıllardır evliyim ve iki dakika içinde kendime ne kadar kıyafet aldığımı sayabiliyorum, hatta çoğunu hala giyiyorum.

“İslami kesim” tatil yapıyor, diye haberlerde geçiyor. Ben tatil matil yapmak istemiyorum. Sadece çocuğumun delik çorapla dolaşmasını istemiyorum. Ramazan ayında çocuklarıma en azından bir pide ve tulumba tatlısı almak istiyorum.

Telefon veya kapımızın zili çalınca çocuklarımın korkmamalarını istiyorum. Ev sahibi, banka veya daha birçok yerden arıyorlar ve geliyorlar.

Çocuklarımı, icra memurlarının korkutmamalarını istiyorum. Anne, benim yatağımı da götürürler mi, diye sormamalarını istiyorum.

Bu borçlardan ben ve çocuklar sorumlu değiliz çünkü bu borçlar yapılırken bizim haberimiz yoktu. Bize sorulmadı. Bankadan arıyorlar ve eşimi soruyorlar, bana söyleyin diyorum. Hayır, ancak hesap sahibi ile konuşabiliriz, diyorlar. Peki, o zaman niçin evimi arıyorsunuz, icra diyorsunuz. Bu icra benim evime gelecek, hangi banka olduğunu bile söylemiyorlar.

Sokakta kart dağıttılar, hanımların ve çocukların onayı alınmadan bütün bunları yaptılar. Birkaç yıl önce aftan yararlandık ve ne zorluklarla o borçları ödedik. Aftan yararlananlar aynı zamanda kara listeye alındılar. Ben çok rahatlamıştım, artık eşim kredi kartı alamayacak veya kredi çekemeyecekti. Bir süre önce galiba kara listeye giren insanların sicilini temizlediler ve böylece yine bizden, yani hanımlardan ve çocuklardan izin alınmadan kredi veya kredi kartı verildi.

Çocuklar hastalanınca çoğu zaman tek başıma hastaneye götürüyorum çünkü eşim çalışıyor. Peki, bu kredi kartları veya krediler nasıl ve ne zaman alındı, anlayamıyorum.

Sayın Başbakan televizyona çıkıp, bize mi sordular bu borçları yaparken, diyor. Size sormadı Sayın Başbakan ama siz izin verdiniz, ben veya çocuklarım değil, diyordu kadın.

Kadın anlatmaya devam ediyordu, senin yazını okumak için Timeturk’e baktığımda birçok yardım kuruluşunun reklamını gördüm.

Hayırseverler fakir insanlara yardım dağıtılsın diye bağış yapıyorlar. Peki, Timeturk’te reklamı yapılan yardım kuruluşları ne yapıyorlar. Gidiyorlar dağın başındaki insanlara ihtiyaçlarını soruyorlar. İnsanlar saf, düşünmeyebilirler. İlk anda çok masum isteklerde bulunuyorlar ama yardım kuruluşundan gelenler ısrarla, daha daha ne istiyorsunuz deyince insanlar ne yapsın, akıllarına gelen her şeyi sayıyorlar.

O yardım kuruluşlarındaki insanlar topladıkları paralarla dağın başındaki insanlara bulaşık makinesi bile veriyorlar. En kötüsü, bazı köylerde su bulunmuyor ama oradaki insanlara çamaşır makinesi veya bulaşık makinesi dağıtıyorlar.

Ben hep şehirde yaşadım, diyor kadın, uzun yıllardır evliyim ve evimde bulaşık makinesi yok. Bu yardım kuruluşlarına başvursam bana yardım etmezler çünkü ben bir yardım yapılırsa İslama göre yapılmasını istiyorum.

Başım örtülü olduğu için yeri gelince “İslami kesim”in yaptığı hatalardan, yolsuzluklardan ve daha sayamayacağım kadar çok yanlıştan dolayı ben de suçlanıyorum. Neden, başımı örttüğüm için.

İşittiğim hakaretlere dayanarak ve yaşadıklarımdan dolayı bu “İslami kesime” soruyorum:  Hesap gününde nasıl cevap vereceksiniz, diyordu kadın.

Elbette, o büyük hesap günü kimi için kolay kimi için de çok çetin olacak. Ben herkesi bu çığlıkla ve şair İlhami Atmaca’nın bu çığlığı çok iyi seslendirdiğini düşündüğüm bir şiiriyle baş başa bırakıyorum.  İşte o şiir:

Kalmamışsa insanın onuru, yoktur o insana göre insanlık sorunu

Ne bir bilge sözünün kıymeti kaldı,
Ne şair sözünün.
Çakma kralların şefkatsiz sofralarında
ziftlenmek işi çoğunun;
Onursuzca bu yüzden suskunlukları,
Onursuzca konuştukları da.
Ne çok yafta, Ne çok demagog,
ne çok soytarı, ne çok vaveyla, ne çok alkış.
Tam bir kaos, tam bir kargaşa.

Ne bir lider var ortalıkta, ne kahraman.

Birinin doğrusu ötekinin cehennemi.
Birinin cehennemi, ötekinin eğlencesi

Kalmamışsa insanın onuru
Yoktur o insana göre insanlık sorunu

Bu yüzden halkın iktidarsızlığıdır
Yönünü yitirmiş bir halkın iktidarı

14 Eylül 2009 Pazartesi / timeturk.com

Yeni trend sahurlar  Yeni trend sahurlar  Yeni trend sahurlar  Yeni trend sahurlar 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir