“360 derece Türkiye”

TEODORA DONİ  “360 derece Türkiye" 

TEODORA DONİ 
“360 derece Türkiye" 
 

Çok uzun yıllar önceydi. Kızım daha yeni yeni yürümeye başlamıştı ve ben Romanya’ya gitmek zorundaydım.

Defalarca ertelediğim o yolculuğu tekrar ertelemem mümkün değildi, pasaportumun süresi bitmişti ve ben giderken kızımı babasıyla bırakmak zorunda kaldım.

Büyütülmesi zor bir çocuktu, en büyük sorunu yemek yememesiydi. Romanya’da kaldığım süre içerisinde aklım hep kızımdaydı.

Bir akşam babasıyla beni aradıklarında çok güzel bir haber verdiler bana. Evimize eşimin iki arkadaşı gelmiş ve beraber çorba yapmışlar. Gelen iki misafir oyunlar oynayarak kızıma nihayet bir şeyler yedirebilmişlerdi. Abur cubur dışında eşim kızıma iki gün bir şey yedirmeyi başaramamıştı.

Çok merak ediyordum bu iki arkadaşı. Bir annenin çocuğuna yemek yedirebildiği gün çok mutlu ve huzurlu bir gün geçirdiğini kendimden biliyorum. Bu duyguyu ben her zaman yaşadım, çok sayıda annenin de aynı duyguları yaşadığına şahit oldum. Dolayısıyla bir anne için çocuğuna başka birilerinin yemek yedirmesinin asla unutamayacağı bir iyilik olduğunu söyleyebilirim.

Türkiye’ye döndükten sonra kızıma yemek yedirmeyi başaran eşimin arkadaşlarının kimler olduğunu öğrendim, Bülent Sağlam ve İmdat Demir. İkisinin de üniversiteyi henüz bitirdiği ve bitirmek üzere olduğu yıllardı. Öğrenci evinde bir süre birlikte kalmışlardı.

Edebiyat Fakültesi mezunu olan ancak öğretmenlik yerine müzikle, televizyonla uğraşan, unutulmuş  birçok güzel türküyü arayıp bulan, gün yüzüne çıkaran ve güzel sesiyle seslendiren Bülent Sağlam ile yüz yüze hiçbir zaman tanışma fırsatı yakalayamadım.

Bülent Sağlam’la aynı fakültenin sosyoloji bölümünden mezun olan, ancak televizyonla, reklamcılıkla web tasarımıyla uğraşan ve de şair olan İmdat Demir’leyse yüz yüze tanıştım. Gerçeği söylemek gerekirse kızıma yemek yedirdikleri için hiçbir zaman teşekkür edemedim onlara, ne Bülent Sağlam’a, ne de İmdat Demir’e, ama kızıma hep anlattım bu iki amcasını. Kızım da tıpkı benim gibi sadece İmdat Demir’le tanışabildi.

İmdat Demir’i her gördüğümde veya bizi ziyaret ettiğinde büyük bir gururla gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği bazı projeleri anlatırdı, ancak itiraf etmeliyim ki hiç ilgilenmezdim. Hep çok karışık konular gibi gelirdi bana.

Birkaç ay önce kızım bilgisayarda bir şeylere bakıyordu, yanına gittim ve ne yaptığını anlamaya çalıştım. İlk anda oyun oynadığını sandım. Birkaç dakika sonra dikkatlice bakınca öyle olmadığını anladım, bilgisayar ekranında Mevlana Müzesi vardı.

Kızımın büyük bir dikkatle incelediğini görünce ben de merak ettim ve sordum o görüntüleri nereden bulduğunu.

Kızım çok rahat bir şekilde: İmdat amcanın yaptığı “360 derece Türkiye” var ya, işte Mevlana Müzesi de onun parçalarından biri, dedi

Doğrusunu söylemek gerekirse çok utandım. Ben de birçok insan gibi yanı başımızda bulunan insanların güzel şeyler yapabileceğini fark edemiyormuşum ve daha kötüsü defalarca duyduğum halde bir kez olsun merak edip bakmamışım.

Oysa harika bir çalışmaydı  o an gördüğüm, üç boyutlu görüntülerle hazırlanan sanal bir ortamda Mevlana Müzesinin her tarafını sanki oradaymışım gibi görüp gezebildim.

Biliyorsunuz okula giden çocuklarımız okulun düzenlediği bazı gezilere katılıyor.  Bu gezilerde gidilecek yerlerin önemli bir kısmı da Müze ve tarihi yerler oluyor.

Gelecek hafta pazartesi günü  ilköğretim okulları birinci sınıf öğrencileri ve ana sınıfı öğrencileri okula gitmeye başlayacak. İşte bu sebeple hemen içimi bir endişe kapladı.

Şimdiye kadar defalarca bu endişeyi yaşadım ama bir önceki öğretim yılında bu endişeyi daha çok yaşadım.

Sözünü ettiğim okul gezileri daha ana sınıfından başlıyor. Büyük şehirlerde yaşayan çocuklar ve veliler için bu geziler tam bir eziyet haline geliyor çünkü çocuklar uzun yolculuklara katlanmak zorunda kalıyor.

Bu tür geziler mecburi değil tabii ancak eğer çocuklarımız bu gezilere katılmazlarsa üzülüyorlar ve biz veliler de kendimizi suçlu hissediyoruz.

Çocuklar çok küçük oldukları için hem çok fazla merak ediyorlar hem de korkuyorlar.

Öğretmenler gidecekleri yere gitmeden önce çocuklara, nasıl davranmaları ve nelere dikkat etmeleri gerektiğini anlatıyorlar ancak bu, çocukların merakını daha çok uyandırmakla birlikte endişelerini de artırıyor. Bu durumda çocuklar çoğu zaman gittikleri yerden bir şey anlamadan geri dönüyorlar çünkü bir sürü kurala uymak zorundalar ve o kuralları yeni öğrenmiş oluyorlar.

Bu yazıyı sırf çocukların, velilerin ve öğretmenlerin çektikleri eziyeti anlatmak için yazıyorum. Bir kaç gün önce bu pazartesi miniklerin okula başlayacaklarını  duyunca hemen aklıma bu sorunlar geldi ve ister istemez İmdat Demir‘in projeleri, yani “360 derece Türkiye”.

Kendisine bir mail gönderdim ve Milli Eğitim Bakanlığıyla ortak bir çalışmaları var mı, diye sordum.

Hatırladığım kadarıyla geçtiğimiz yıl, Sayın Başbakan ilköğretim haftası açılış konuşmasında her yıl bütçeden en büyük payı eğitime ayırdıklarını, bütün okulları bilgisayar ve Internet ağıyla donattıklarını söylüyordu.

Biraz da bu bilgiye dayanarak ve daha bir umutla sordum İmdat Demir’e. Ancak proje öneri dosyasının bir örneğini birlikte gönderdiği cevap maili karşısında hayal kırıklığına uğradım ve çok üzüldüm.

Evet, Milli Eğitimi Bakanlığı’na bir proje önerisinde bulunmuşlar, ancak olumsuz sonuç almışlardı.

Oysa Milli Eğitimi Bakanlığı’na önerilen bu oldukça ilginç projenin eğitim sistemimizde yeni bir aşama olacağına ve  çocuklarımızın yetişmesine önemli katkılarda bulunacağına inanıyorum.

Bu proje, özel bir teknoloji olan 360 derece, üç boyutlu panorama çözümü ile eğitim ve öğretim çalışmalarının daha etkili ve verimli hale getirilmesi için geliştirilen kolaylaştırıcı bir öneri.

Sosyal bilimler alanında sürdürülen eğitim ve öğretim çalışmalarında teknolojiden veya bilgisayar destekli eğitim ve öğretimden yeterince yararlanamama hususunda oluşan ihtiyaçtan hareketle tasarlanmış.

Proje kapsamında, resmî kurum ve kuruluşlara bağlı tarihi, kültürel mekânların, ayrıca, müzelerin ve müzelerde sergilenen eserlerin, sosyal bilimlere ilişkin bazı konu ve içeriklerin; gerekli eğitim ve öğretim kolaylıklarını içerir bir tasarımla hazırlanıp Milli Eğitim Bakanlığı’nın kurumsal web sitesinde ve CD ortamında doğrudan eğitimcilerin ve öğrencilerin hizmetine sunulması öngörülmüş.

Tamam, belki ben çok geç farkına vardım bu önemli çalışmaların, belki bir az bencilik de sayılabilir. Yani işimiz düştü de onun için bu konu hakkında yazı yazmak zorunda kaldım, diye düşünülebilir.

Ancak inanın ki durum hiç de öyle değil.

Ben geçen öğretim yılında bu müze gezileri yüzünden kalp krizi geçirmek üzere olan birkaç kişiyi gördüm.

Sadece birini anlatacağım.

Bir gezi öncesi okulun bahçesinde çocukların gitmesini beklerken bize komşu olan bir teyze torunuyla yanıma geldi. Teyze neredeyse nefes alamıyordu ve titriyordu.

Ne oldu, diye sordum. Teyze, kızım ben çok kötüyüm, torunum heyecandan bu sabah çok erken uyandı, dedi ve kendisinin birkaç dakika yataktan kalkmak istemediğini gören torununun kendisine, anneanne, insan kalkar, torunuyla vakit geçirir, biliyorsun ben bugün geziye gidiyorum, belki otobüs kaza yapar ve ben ölürüm, dediğini anlattı.

Düşünebiliyor musunuz küçücük bir çocuğun aklına neler gelebiliyor.

Ben sadece o çocuğun böyle düşündüğünü  sanıyordum, meğer aynı ruh halini taşıyan çocuklar birçok ailede var.

Gitmeden önce saatlerce o küçücük  çocuklar bekletiliyorlar, çocuklar terliyor ve o durumda saatlerce kalıyorlar.

Her geziden sonra hastalandıkları  için birkaç gün okula gidemiyorlar.

Bu proje eğer desteklenirse, çocuklarımız hem birçok yeri oturdukları yerden bilgisayar başında görme ve gezme fırsatını yakalamış, hem de bir tür pratik yapmış olurlar.

Diğer türlü yani şimdiki durumda, hiçbir sorun olmasa bile ancak yaşadıkları şehirdeki yerleri gezebiliyorlar ki zaten dediğim gibi çocuklar birçok kurala uymak zorunda kaldıkları için çoğu zaman nereye gittiklerini veya ne gördüklerini unutuyorlar.

Oysa bu projenin uygulanması  halinde çocuklar Türkiye’nin birçok yerini oturdukları yerden gezebilecek, görebilecekler ve daha birçok konuda da görüntülü  eğitim almış olacaklar, böylece hem kitabi bilgilerini pekiştirecek, hem de bu bilgilerine yeni bilgiler katmış olacaklar.

Ben kendi payıma 360 derece projesinin yalnızca eğitim konuları için değil Türkiye’nin her yönüyle tanıtımı için de çok büyük bir imkân olduğunu düşünüyorum.

Hem sonradan öğrendim ki, “360 derece Türkiye” projesi kapsamında birçok tarihi mekân ve müze sanal ortama aktarılmış. İşte gerekleştirilen projelerden bazıları:

İstanbul (Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi, Şemsipaşa Camii, Üsküdar Sahili, Valide Sultan Camii, Boğaziçi Panoraması, Yuşa Tepesi, Fener Rum Patrikhanesi, Sarıkamış Şehitleri Sergisi, Kaşgari Murteza Efendi Dergâhı, Galatasaray Lisesi, Kızkulesi), Bilecik (Ertuğrul gazi Müzesi, Söğüt), Bursa (Yeşil Cami, Şehir Merkezi), Çanakkale ( Tarihi Gelibolu Yarımadası, Şehitlik Abidesi), Denizli (Pamukkale), Amasya (Şehri ve Nehri), Konya (Mevlana Müzesi), Antalya (Şehir Müzesi), Kars (Tabyalar, Batı Kışla Şehitliği), Şanlıurfa (Balıklıgöl)…

Umarım, Milli Eğitim Bakanlığı  “360 derece Türkiye”  kapsamında eğitim için önerilen proje üzerinde tekrar düşünür ve bu projenin hayata geçirilmesi için gereğini yapar. Böylece, okullardaki binlerce bilgisayar atıl durumdan kurtulur da bilişim çağında olduğumuzu yeniden hatırlarız.

Umarım, artık devlet olarak da, millet olarak da meselelere tek açıdan baktığımız günleri geride bırakırız.

Çünkü 360 derecelik bakış açısına bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

 10 Eylül 2009 Perşembe / timeturk.com
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir