Müslümanca yaşamayı mı, haşemayı mı?

TEODORA DONİ  Müslümanca yaşamayı mı, haşemayı mı? 

TEODORA DONİ 
Müslümanca yaşamayı mı, haşemayı mı? 
 

Nihayet sonbahar mevsimine girdik. Ben sonbahar geldi diye çok seviniyorum. Kaç kişi daha benim gibi sevindi bilemiyorum ancak sevinenler varsa da sevinme sebeplerinin benimle aynı olduğunu hiç sanmıyorum.

Elbette sonbahar güzel bir mevsim, birçok insan için yeni başlangıçların zamanı.

Çocukların Eylül ayına ve dolayısıyla sonbahara girdiğimize çok sevindiklerini biliyorum. Bayramdan sonra okullar açılacağı için sabırsızlanıyorlar. Bazıları okul arkadaşlarını, bazıları da öğretmenlerini çok özlediği için.

Ama ben Eylül ayının bir an önce gelmesini, hiç tahmin edemeyeceğiniz çok farklı bir sebepten dolayı bekliyordum.

Kimseyi daha fazla merakta bırakmadan anlatayım.

Yaz mevsimi boyunca defalarca çok ilginç bir konuda bir sürü haber, yorum ve köşe yazısı okumak zorunda kaldım.

Haşema giyen Müslüman bir hanımın havuza girmesine izin verilmediği haberlerinden, haşemanın tangadan çok daha rahat olduğuna dair köşe yazılarına kadar sayfalarca yorum, değerlendirme okumak zorunda kaldım.

Zorunda kaldım diyorum, en azından benim için öyle oldu, çünkü konu doğrudan Müslüman kadınları ilgilendiriyordu.

Haşema giyen Müslüman bir hanımın havuza girmesine izin verilmediği haberlerinde kimi zaman özel sektöre ait bir yerden kimi zaman kamuya ait bir yerden söz ediliyordu.

Çeşitli nedenlerle öyle çok tartışıldı ki bu haşema meselesi, konunun geçmiş yıllarda bu denli tartışıldığını hatırlamıyorum.

Hepiniz biliyorsunuz kim olduğunu, şöhretine şöhret katmaya gerek yok, ismini yazmayacağım ünlü bir hanım gazetecimizin tespitleri ise bu tartışmaların üstüne iyice tuz biber ekti.

Bu öylesine mühim bir konu haline getirildi ki bilmeyen biri veya haydi daha açıklayıcı olayım, Müslüman olmayan biri bütün bu tartışmaları okusa zanneder ki haşema veya burkini İslam’da olmazsa olmazlardan.

Burkini de ne, diyeceksiniz, söyleyeyim haşemadan daha farklı tasarlanmış ancak haşema gibi o da güya bir çeşit Müslüman kadın mayosu.

Tartışmaların son günlerinde iş dönüp dolaştı bazı giyim firmalarının birbirine hakaret etmesine kadar vardı.

Yanlış hatırlamıyorsam haberlerin birinde bu haşemaların Türk icadı olduğuna dikkat çekiliyordu.

Tamam, çok güzel, girişimci ruhu diyelim ama icat edecek başka bir şey bulamadılar mı?

Adam icat etmiş, çok güzel para kazanmış ve hala da kazanmaya devam ediyor, iyi, hoş da, olan Müslümanlara oluyor. Ne mi oluyor, söyleyeyim ne olduğunu.

Bütün yaz mevsimi boyunca şu haşemaları savunmak zorunda bırakıldı Müslümanlar.

Savunma ne kelime adeta büyük bir insan hakları ihlali sayıldı Müslüman kadınların haşemayla denize ya da havuza girmesinin engellenmesi.

Başkalarını bilmem ama ben yaz mevsimi boyunca bu tartışmaları okudukça sinir oldum.

Hiç kimse kusura bakmasın, kimse benden haşemayı veya burkiniyi savunmamı beklemesin.

Savunmak isteyen buyursun savunsun lakin haşemayı veya burkiniyi savunanları anlamakta zorlanıyorum.

Müslümanca yaşamayı mı, haşemayı mı savunuyorlar?

Ben Müslüman bir kadının o kıyafetlere neden ihtiyaç duyduğunu da bir türlü anlayamıyorum.

Daha da anlamadığım, Müslümanım diyen her kadın o haşemaları giymiyor aksine dini duygularının daha fazla olduğunu iddia eden ve İslam’ın emrettiği gibi yaşamaya çalışıyorum diyen hanımlar giyiyor.

Soruyorum o zaman, şu herkesin girdiği havuzlara İslam’ın emrettiği gibi yaşamaya çalışan bir Müslüman kadın neden girmek ister. O havuzlara bikinili veya mayolu insanların girdiğini bile bile.

Bir Müslüman kadın kendine nasıl yakıştırabiliyor bunu ve en önemlisi kendini nasıl rahat hissedebiliyor öyle bir yerde.

Haydi diyelim ki kendisini meraklı bakışlarla süzen bir sürü gözden rahatsız olmuyor, peki kendisi çıplak denecek kadar açık o insanları görmekten rahatsızlık duymuyor mu?

Hayır, yanlış anlaşılmasın, ben o havuzlara mayo veya bikiniyle giren o insanları ayıplamıyorum. Aksine, o insanların, haşemayla o havuzlara girmeye çalışan Müslüman hanımlardan çok daha tutarlı olduklarını düşünüyorum.

Bikiniyle veya mayoyla denize veya havuzlara giren insanların dindarlık konusunda iddiaları yok ki zaten.

Varsa bile en azından yaşama biçimleriyle, umuma açık bir havuza ya da denize mayo veya bikiniyle girmeleriyle, dinin edep konusundaki emirlerini pek de umursamadıkları anlaşılıyor.

İslam dininin emrettiği gibi giyinen ve yaşamaya çalışan kadınlar için ise en ufak bir umursamazlık söz konusu olamaz, tam aksine onlar hayatlarının her anında ve özellikle toplum içindeyken bütün hal ve tavırlarıyla İslamı temsil ettiklerini, birer İslam elçisi olduklarını unutmamalıdırlar.

Ancak ne yazık ki, bu anlamda zaman zaman hataları ve yanlışları dolayısıyla uyarılan Müslüman kadınlarımızın bazılarının verdiği cevaplar karşısında dehşete düşmemek mümkün değil.

Hangi birini anlatayım.

Her koyun kendi bacağından asılır, diyenini mi?

Bir daha mı geleceğiz dünyaya, diyenini mi?

Günah benim, sevap benim, kime ne, diyenini mi?

Yaşlanınca hacca gider, tevbe ederim, diyenini mi?

En dehşeti de bazılarının “hayatın güzelliklerini yaşamaya, Allah’ın nimetlerinden yararlanmaya Müslümanların da hakkı yok mu?” diyerek, duruma kendince fetva çıkarması.

Hak talep etmeye kimsenin bir diyeceği yok. Peki, işin helali, haramı ne olacak.

Kandırmayalım kendimizi.

Adına HA-ŞE-MA (Hakiki Şeriat Mayosu) denmiş ya, bu bile yeter, oldu sana güya İslami mayo. İsme bakın ya, Hakiki Şeriat Mayosu, gülelim mi, sinirlenelim mi?

Bir şöyle manşet okumadığımız kaldı; Tesettür modasında son aşama: Haşema.

Kandırmayalım, ne kendimizi, ne de birbirimizi.

Tercihimizi açıkça yapalım.

Ya havuzlara, plajlara ve haşemaya veda edeceğiz.

Ya da hayatı Müslümanca yaşamaya veda edeceğiz.

Hem Müslümanca yaşama iddiasında bulunacaksın, hem de haşemayla havuza, denize dalacaksın.

Yok öyle yağma.

07 Eylül 2009 Pazartesi / timeturk.com 

Müslümanca yaşamayı mı Müslümanca yaşamayı mı

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir