Ana kucağı, peygamber ocağı…

TEODORA DONİ  Ana kucağı, peygamber ocağı… 

TEODORA DONİ 
Ana kucağı, peygamber ocağı… 
 

Bilemiyorum aranızda hiç dikkat eden oldu mu, sadece Türkiye’de değil dünyada da erkeklerin bir araya geldiklerinde konuştukları ortak bir konu var, askerlik anıları.

Askerlik günlerinin yıllar geçtikçe erkeklerin hafızasında çoğu zaman hoş anılar bırakmış olduğunu görüyoruz.

Askerlikte geçirilen en kötü günler bile belli bir süre sonra çoğu zaman komik anılar olarak anlatılıyor.

Ben askerlik anılarını anlatan çok sayıda insan gördüm ve dinledim.

Bir ailede askere gitmiş olan varsa ki mutlaka var, o kişi askerlik anılarını defalarca anlattığı için belli bir zaman sonra ailenin diğer fertleri de onunla sanki askerliği beraber yapmış gibi oluyorlar.

Zaman zaman biz kadınlar olarak çok sinir oluyoruz bu askerlik anılarına, aynı konuları dinlemekten bıkmış oluyoruz.

Biz hanımlar, hiçbir zaman asker arkadaşımız olmadığı için doğrusu bu duyguyu pek anlayamıyoruz.

Ben küçük çocuklarla bu konuda çok şakalaşıyorum. Bazen çocuklar benimle konuştuklarında veya bana seslendiklerinde sadece ismimi söylüyorlar. Anneleri veya babaları da bunu bir saygısızlık gibi görüp onlara kızınca ben, çocuğu rahat bırakın, o benim askerlik arkadaşım, onun için bana ismimle hitap ediyor, diyorum.

Evet, birkaç gün önce medyada yer alan ve hepimizin içini çokça acıtan bir haberi okuyunca ilk aklıma gelen az önce yazdıklarım oldu.

Ceza olarak pimini çektiği bombayı askerin eline veren komutan, ne yazık ki tam dört cana, dört genç fidanın hayatına sebep olacağını hiç düşünmemişti.

O asker çocuğumuz başka bir şekilde cezalandırılmış olsaydı ve hayatta kalsaydı arkadaşlarıyla birlikte terhis olduklarında muhtemelen komutanları tarafından verilen cezaların komikliğini anlatırlardı ve çok gülerlerdi.

Maalesef o çocuklarımız artık hiçbir askerlik anısı anlatamayacak.

Çünkü insan psikolojisinden bihaber olan komutan o çocuğumuzun eline oyuncak verir gibi bomba verdi ve tam dört çocuğumuzu hayattan kopardı.

Ben de bir anneyim ve ister istemez çocuğum için endişeleniyorum.

Biliyorum ki günün birinde benim de çocuğum büyüyecek ve askere gitmek zorunda kalacak.

Biliyorsunuz biz anneler erkek çocuklarımızı severken başlıyoruz sıralamaya: Oğlum büyücek, sünnet olacak, okula gidecek, askere gidecek, evlenecek ve böyle devam ediyoruz.

Kız çocuklarımızı severken sıralayacak o kadar önemli olay olmadığı için prensesim ve bunun gibi güzel sözler söylemekle yetiniyoruz.

Erkek çocuklarımız daha doğar doğmaz, anneler olarak onlar için çok farklı endişeler taşıyoruz, tabii en baştaki endişemiz kız çocuklarına kıyasla daha çok afacan olmaları. Koşacak, zıplayacak, bir yeri incinecek, dizi yaralanacak, başı kırılacak diye sürekli tedirgin oluyoruz.

Kız ya da erkek bütün çocuklarımızı çoğu zaman zor şartlarda büyütüyoruz.

Hem çocuklarımızı tehdit eden o kadar çok tehlike var ki, hangisini sayayım.

Birçok tehlikeyle karşı karşıya ve zor şartlarda büyüyen çocuklarımıza ülkenin ve milletin geleceği olarak bakıyoruz.

Orduyu ise milletçe bu geleceğin en önemli güvencesi olarak görüyoruz.

Yalnızca Türkiye’de milletinin ordusuna peygamber ocağı dediğini hepimiz biliyoruz. Dünyada ordusuna bu gözle bakan başka bir millet yok.

Sadece düşüncesi bile, yani bir ordunun peygamber ocağı olarak düşünülmesi bile insanı bir hoş ediyor, bu büyük bir sevginin ve güvenin ifadesi.

Ama gerçekten öyle mi? Ordu hala peygamber ocağı mı?

Öyle ise o çocuklarımız nasıl oldu da bir çatışmada vurulmadıkları halde hayatta değiller artık?

Hem sormak istiyorum, çok kısa bir süre verilen askeri eğitim, bir askerin pimi çekilmiş bombayı elinde tutabilmesi için bile yeterli olmuyorsa, çatışmalarda veya savaşta hakkıyla görev yapabilmesi için ne kadar yeterli olabilir?

Hem bırakın insan psikolojisinden haberdar olmayı, daha kendi psikolojisini bile düzeltememiş komutanların olduğunu ve askerimize bunların eğitim verdiğini düşünebiliyor musunuz?

Ürkütücü, tedirgin edici hatta korkutucu gelmiyor mu size de?

Öyle sanıyorum ki, Türkiye’deki birçok anne bu korkuyu yaşıyor. Aslında galiba askerlik çağına gelen bütün erkek çocuklarımız da böyle bir korkuyla yasıyorlar.

Birçoğu büyüklerinden dinledikleri askerlik anılarıyla endişe yüklü olarak gidiyorlar askere.

O davullu, zurnalı asker gönderme törenlerini, hem bu tedirginliğin azaltılması için bir çaba, hem de ordunun yeniden peygamber ocağı olmasına milletin duyduğu özlemin bir yansıması olarak görüyorum.

Umuyorum ki bu son olay, milletin peygamber ocağı olarak gördüğü ordunun içinde bulunduğu durum hakkında herkesin yeniden düşünmesine vesile olsun. Ordunun milletinden daha fazla yalıtılmasına seyirci kalınmasın ve yeniden ordu milletin gözbebeği olsun.

Yine ana kucağı kadar güvenli olsun çocuklarımıza asker ocağı.

Yine anneler, Allah’a ısmarlar gibi Alsancağa teslim etsinler can parçalarını, şu çok eski marştaki gibi:

"Annem beni yetiştirdi,
Bu vatana yolladı.
Alsancağa teslim etti
Allah’a ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi,
Hizmet eyle vatana.
Sütüm sana helal olmaz,
Saldırmazsan düşmana."

03 Eylül 2009 Perşembe / timeturk.com

Ana kucağı Ana kucağı

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir