8 Mart, mazlumiyetimizi haykırmanın günü

TEODORA DONİ  8 Mart, mazlumiyetimizi haykırmanın günü

TEODORA DONİ 
8 Mart, mazlumiyetimizi haykırmanın günü
 

Bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Türkiye’de ne zamandan beri kutlandığını tam olarak bilmiyorum, araştırmadım çünkü zaten bir önemi de yok, diye düşünüyorum.  Tek bildiğim, “Cennet, annelerin ayakları altındadır” inancıyla kadına büyük değer veren, yüzyıllarca kadını baş tacı etmiş bir medeniyetin mirasçısı olan bu milletin ne yazık ki bugün kadınları büyük bir mazlumiyet ve mağduriyet yaşamakta. Aile içi şiddete maruz kalmakta, fuhşa zorlanmakta, eğitim hakkı kısıtlanmakta, başörtülü kızlarımız üniversite kapılarından geri çevrilmekte. En önemlisi de bu milletin kadınlarının kutsal değerlerine, inancına, yaşama biçimine saldırılmakta.

Duymayan kalmadı sanırım, birkaç gün önce Mersin'de “Hilafetin kaldırılışının yıldönümü” nedeniyle toplanan bir grup CHP kadın kolları üyesi, yaptıkları basın açıklamasının ardından yanlarında getirdikleri çarşafları yırtmışlar ve ayakları altına alarak ezmişlerdi. Sık sık yazılarımda tekrar ediyorum, her zaman işin kolayına kaçıyoruz, diye. Bu güzel topraklarda olup biten her yanlışta,  her olumsuzlukta, her musibette, her mağduriyette hep başkalarını suçluyoruz ve hiç ders almıyoruz. Kendimizi sorgulayacak cesaretimiz olmadığı gibi kendimizi sorgulamak işimize de gelmiyor.

Avrupalıların demokratlığından örnekler vermekten hoşlanan biri değilim. Demokratlığı, insanlığı, çağdaşlığı, laikliği, hoşgörüyü, barışı, kardeşliği, kadın haklarını hatta tüm insan haklarını, kısacası iyilik ve güzelliklerin hepsini ancak Avrupalılardan, Batıdan öğrenebiliriz, onlar en iyisini bilir, yapar ve uygular, diyenlerden de olmadım hiçbir zaman. Dünyadaki bütün kötülüklerde Avrupalıların, Batının parmağı var, başımıza gelenlerin hepsinden Batılılar sorumludur diyenlerden de olmadığım gibi.

Ancak, tesadüfe bakın ki bugünlerde Türkiye’de bazı kadınlar büyük bir nefretle kara çarşafları yırtarken Avrupa’da yaşayan bir ateist, kadın değil bir erkek, ülkesinde yaşayan 1 milyona yakın Müslümanı dışlayıcı hareketlere tepki olarak, okula giderken ve mahallede başörtüsü takıyor. Hollanda'nın Eindhoven kentinde Het Plein Kolejinde Hollandaca dersi veren ateist Doç. Dr. Jos Baijens, yerel seçimlerin arifesinde Özgürlükler Partisi lideri Geert Wilders'in başörtüsüne getirmek istediği yasağı protesto etmek için çarşaf giyip başörtüsü takıyor.

Hem ateist hem de erkek birinin alkışlanacak bu insanca tavrına karşılık, burada, bu İslam topraklarında hem de kadın olarak çarşafı yırtıp ayaklar altına alanlara ne diyelim. Şu an “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım” ayetini tekrar etmekten başka bir şey gelmiyor aklıma (A’râf Suresi 155. Ayetin bir kısmı).

Bunların tahammülsüzlükleri sadece çarşafa karşı değil. Ezan sesine bile tahammülü yok bunların. Şimdiye kadar bütün bu ayrımcılığı, bu zulmü, içlerindeki bu nefreti hep kapalı kapılar arkasında, ikna odalarında, özel toplantılarda dile getirdiler. Galiba ilk defa böyle açıkça yol ortasında Müslüman kadınların başörtüsüne, çarşafına, inancına saldıran bir eylemde bulundular. Hiç kimseden tepki almayacaklarından emin bir şekilde pervasızca eylemlerini gerçekleştirdiler.  Ne var ki kendi partileri bile bu saygısızlığı kabullenmedi ve disipline sevk edilen kadın kolları başkanı ve üyeleri kurtuluşu istifa etmekte buldular.

Sıradan bir vatandaş olarak merak ediyorum. Çarşafları yırtanlar o günün akşamında eve gittiklerinde bütün medya haberlerinde, gazetelerde, hatta internet paylaşım sitelerinde kendilerini görünce acaba birbirlerini arayıp ne dediler. Ayol, rezil ettik kendimizi, mi dediler. Yoksa biz böyle eylemleri daha sık yapmalı, tepinmeli, zayıflamalıyız, çünkü TV’lerde ve gazetelerde çok şişman çıktık, mı dediler. Yine bu kadınlar, merak ediyorum, bugün, Dünya Kadınlar Gününü acaba nasıl kutluyorlar. Çarşaf yırtıp üzerinde tepinme eylemini tekrar ederek mi? Yoksa ülkemizdeki kadınların ne kadar büyük bir mazlumiyet içinde olduğu ve kadın haklarının uygulanmayan yasal düzenlemeler olarak nasıl sadece kâğıt üstünde kaldığı üzerinde en azından bugün için biraz da olsa düşünerek mi?

Neyse, inançlı insanlar daima bilirler ki herşeyde bir hayır vardır. Takip edebildiğim kadarıyla gençler, o çarşaf yırtma gösterisinden sonra kadın ve çarşaf bağlantısını araştırmaya başlamışlar. İyi de etmişler. Tarihi kurcalamışlar ve orada çarşafı ayaklar altına alan kadınları değil, başörtülü Nene Hatunları, cephelere mühimmat taşıyan, yaralı askerlerin yaralarına bakan kara çarşaflı kadınları bulmuşlar. Kara çarşaflarına el uzatan düşmana karşı çocuklarıyla, eşleriyle, kardeşleriyle, anne ve babalarıyla can pahasına nasıl savaştıklarını görmüş, bu topraklar altında kefensiz yatanların ne uğruna şehit olduklarını da öğrenmişler. Hala öğrenemeyenler de eninde sonunda öğrenecekler, öğrenmeliler.

En başta da hemcinsleriyle aynı mazlumiyeti yaşamayan kadınlar öğrenmeliler. Çalışkan Anadolu kadınlarının en zor şartlar altında bile ne kadar büyük fedakârlıklarla İslam için, insanlık için nasıl mücadele ettiklerini öğrenmeliler. O zaman belki tiksinirler içlerinde büyüttükleri nefretten ve utanırlar çarşafını ayakaltına aldıkları Anadolu kadınlarından.

Onlarla birlikte bütün erkekler de öğrenmeliler artık ne büyük bir zulüm ve bencillik içerisinde olduklarını ve hatırlamalılar her birini dünyaya bir kadının getirdiğini, bir kadının beslediğini, büyüttüğünü. Ancak o zaman kutlayabiliriz biz kadınlar, yürekten, Dünya Kadınlar Gününü. Ne yazık ki 8 Mart, hala, sadece mazlumiyetimizi haykırmanın günü.

8 Mart 2010 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir