Adaletin müebbet özgürlüğü için…

blank

TEODORA DONİ
Adaletin müebbet özgürlüğü için…
 
Post modern darbe olarak da adlandırılan 28 Şubat‘ın üzerinden yıllar geçti.  Ancak bunun neden olduğu mağduriyetler, bundan dolayı çekilen acılar hala geçmedi. 28 Şubat’ın ardından gözaltına alınan, tutuklanan ve idamına karar verilen, idam cezası kalktığı için müebbet hapse mahkûm edilen ve yıllardır cezaevinde bulunan 50’yi aşkın eserin sahibi şair, yazar Salih Mirzabeyoğlu bunun örneklerinden biri.

Bazıları, 28 Şubat süreci bin yıl sürecek, dedi. 28 Şubat, daha çok dönemin iktidar partilerinden Refah’ı ve temsil ettiği kesimi hedef almıştı ancak yaklaşık 5 yıl sonra Refah’ın bünyesinden çıkan yeni siyasi oluşum iktidar olmuştu ve hala da iktidarda. Yalnızca bu yüzden 28 Şubat sürecinin sadece 5 yıl sürdüğünü söyleyebilir miyiz, söyleyemeyiz elbette. Ak Parti’nin kapatılması davasını, Cumhurbaşkanının seçilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin “367” kararını,  “Ak Parti’nin iktidar olduğu ama muktedir olamadığı” söylemlerini hatırlayalım.

Elbette bugün durum farklı gibi görünüyor. Özgürlüklerin, hukuk devletinin tam anlamıyla var olabileceği bir yeni anayasanın geniş bir mutabakatla yapılması gündemde. Yapılır, yapılmaz ayrı mesele ama en azından bu yüksek sesle konuşuluyor. 28 Şubat soruşturması da başlatıldı. Dersim’de 1938’de olanlar,  bir isyanın bastırılması mıydı, yoksa bir büyük katliam mıydı, artık cesurca tartışılabiliyor. Sayın Başbakan bunun için çok açık ve net bir şekilde devlet adına özür de diledi.  Peki, şimdi bu yeni tabloya bakarak, 28 Şubat sürecinin artık sona erdiğini söyleyebilir miyiz?

Sayın Başbakan’ın “Dersim” bağlamında andığı “Son Devrin Din Mazlumları” kitabının yazarı Necip Fazıl Kısakürek’i,  birçok yazar gibi Salih Mirzabeyoğlu’nun da Üstad kabul ettiği, izinden gittiği, hangi eserine bakılırsa bakılsın açık ve net olarak hemen görülür.

Şimdi, Necip Fazıl’ı tarihe bakışında referans olarak anan devlet, onun öğrencisi ve bağlısının yalnızca yazdıkları yüzünden ve 28 Şubat sürecinin tipik bir mağduru olarak hala cezaevinde olduğunu da artık hatırlayacaktır herhalde… Dönemin yargılamayı yapan hâkimlerinden biri şimdi kararın hatalı olabileceğini söyleyebildiğine ve yargılamanın, hâkimleri baskı altında tutan 28 Şubat şartlarında yapıldığı açıkça ortada olduğuna göre iade-i muhakeme için Adalet Bakanlığı da artık harekete geçecektir herhalde…

Böyle bir beklentiyle düşünmemin nedeni, başta Sayın Başbakan olmak üzere bütün devlet yetkililerinin “insan”ı önceleyen özgürlükçü ve adaletten yana söylemleri. Bunda samimi olmadıklarını ben kendi payıma değil düşünmek aklıma bile getirmek istemiyorum. Hem Türkiye’de vicdanının sesini dinleyen, güçlü adalet duygusuna sahip hâkimlerin savcıların da hala var olduğuna her zaman da var olacağına inanmak istiyorum. Her ne kadar N.Ç.  tecavüz davasında verilen karar herkesin vicdanını derinden yaralamışsa da, futbolda şike suçuna verilecek ceza TBMM’de elbirliğiyle yapılan yasa değişikliğiyle büyük ölçüde indirilmişse de…

Eğer Salih Mirzabeyoğlu davasına yönelik iade-i muhakeme umudu boşa çıkarsa işte o zaman o vahim “28 Şubat bin yıl sürecek” cümlesini hep birlikte tekrar ederiz ki bu gerçekten korkunç olur. Sadece, Salih Mirzabeyoğlu’nun yargılamasının yeniden yapılmasına başlanmasıyla birlikte tahliyesine karar verilmesi bile hükümetin, devletin 28 Şubat sürecini kesin olarak sona erdirdiğinin kanıtı olacaktır. Umulur ki böyle bir sonuç 28 Şubat 2012 tarihine kadar oluşur da biz de o gün 28 Şubat’ın 15. yıldönümünde 28 Şubat sürecinin kesinlikle sona erdiğini sevinçle haykırırız.

Elbette sevenlerinin yürüttükleri “Salih Mirzabeyoğlu’na Özgürlük” kampanyası ve çok yönlü çabaları olmazsa birçoğumuz çoktan unutmuştuk Salih Mirzabeyoğlu’nu. “Gözden ırak, gönülden ırak” derler ki bu büyük ölçüde doğru. Ancak Salih Mirzabeyoğlu sevenlerinin, bağlılarının bu süreçte yapıp ettiklerine ilişkin de birkaç sözüm var. Uzun süredir özellikle dikkatimi çeken, Salih Mirzabeyoğlu’nun yüzünde yaralar ve kan lekelerinin olduğu bir fotoğrafının her yerde öne çıkarılması. Mirzabeyoğlu’nu suçlu göstermek isteyenler özellikle o fotoğrafı seçiyorlar çünkü o fotoğraf böylesi bir yönlendirmeye müsait.

Sevenleri ise Mirzabeyoğlu’nun cezaevinde, devlet koruması altındayken işkence gördüğünün kanıtı olarak her yerde aynı fotoğrafı kullanıyorlar, kitaplarının kapaklarında bile. Oysa bunu yaparak Mirzabeyoğlu’nun işkence gördüğünü kanıtlamış olmuyorlar aksine farkında olmadan diğerlerinin amacına uygun davranmış oluyorlar.

Bir de içlerinden bazıları “Salih Mirzabeyoğlu’na Özgürlük” sürecini adeta baltalarcasına çözümü olumsuz yönde etkileyebilecek söylemlere ısrarla devam ediyorlar. Çözüm mercilerini düşman olarak göstermek böylece durumu çözümsüzlüğe mahkûm etmek çabasındalar sanki…

Yazdıklarımdan gocunarak işlerine geldiği gibi ithamda bulunanlara da birkaç sözüm var. Her yeni yazımdan sonra birileri tarafından bir başka ithama muhatap oluyorum. Bir yazımdan sonra kolayca feminist, bir yazımdan sonra komünist, bir yazımdan sonra iktidar yanlısı, bir yazımdan sonra iktidar karşıtı, bir yazımdan sonra akıncı, daha sayabilirim…

Hangi ideolojiden, hangi dinden, hangi siyasi partiden olursa olsun herkes bir gün haksızlığa uğrayabilir, Salih Mirzabeyoğlu’nun şimdiki durumunda olabilir ve yalnızca vicdanının sesiyle hareket eden, adaletin müebbet özgürlüğü için her zaman kalemini haktan, mazlumdan yana kullananların desteğine ihtiyaç duyabilir. Demedi, demeyin…

28 Kasım 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir