“Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım”

TEODORA DONİ “Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım”

TEODORA DONİ
“Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım”
 
Birçoğunuz duydu sanırım, geçen hafta sonu Sayın Başbakanın Kuzey Afrika'daki "tarihi ziyaret"  diye adlandırılan ziyaretini takip eden gazeteciler arasında bulunan gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni  Yusuf Ziya Cömert’in kalp krizi geçirdiğini, hastaneye kaldırıldığını ve şu anda durumunun çok şükür iyi olduğunu… Rabbim acil şifalar versin diyor ve bir an önce sağlıkla Türkiye'ye dönmesini diliyorum. Her ne kadar yabancı bir yerde değil Müslüman bir ülkede, Tunus’da olsa da ailesinden uzakta böyle bir kalp krizi geçirmek, böyle büyük bir hayati tehlike atlatmak öncelikle hem kendisi hem ailesi için hakikaten zor bir durum. Farklı zamanlarda iki kez kalp krizi geçiren, nasıl olduğunu bizzat yaşayan biri olarak söylüyorum bunu.
 
Haberi duyduğumda öncelikle çok üzüldüm ardından çok şaşırdım da. Çünkü yazılarından tanıdığım kadarıyla çok sakin, sinirlerine hâkim bir insan nasıl aniden kalp krizi geçirebilir demiştim kendi kendime. En son "İKÖ İİT olmuş aman dikkat!" başlıklı yazısını sonuna kadar tebessüm ederek okumuştum ve gazetemiz ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamadı demiştim kendi kendime. O yazıyı okumuş olanlar hatırlayacaklardır konunun, özellikle kabulü zor bazı tavırların nasıl büyük bir sakinlikle anlatıldığını. Bu sakinliğe hayran olmamak elde değil.  Oysa birçoğumuz böyle durumlarda yazarken ya da konuşurken hiç de sakin kalamıyoruz ve maksadını aşan cümlelerle tepkimizi ortaya koyuyoruz. Bunun örneklerini özellikle son günlerde daha çok görmek mümkün. Bunun için sadece Birleşmiş Milletlerin Mavi Marmara Raporu’yla ve bunun ardından Türkiye’nin aldığı kararlarla ilgili yazılanlara, konuşulanlara bakmak yeterli. Resmi bütünüyle gören ve nesnel bir bakış o kadar az ki.
 
Tam da bu yüzden Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerine ilişkin aldığı yeni kararlar için bu karmaşa ortamının dışında berrak bir değerlendirme alabilirim umuduyla Prof. Dr. Necati Polat’ı aramanın tam zamanı dedim ve aradım. O da kim, diyenler için söyleyeyim. Aynı zamanda hukukçu olan Sayın Necati Polat bir Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve bu alanda birçok eser ve makalesi var. Şiir severlerin sadece şair olarak bildiği Necati Polat uzun yıllar önce şiiri bırakacak kadar hatta bir şiirinde “kabulüm unuturum bir zamanlar şair olduğumu bile” dediği gibi bir zamanlar şair olduğunu unutacak kadar tüm çalışmalarını uluslararası ilişkiler alanında yoğunlaştırmış ve bence bu alanda yazdığı, söylediği her zaman dikkate alınacak birisi.
 
Evet, aradım kendisini ve sordum. Uzun süredir yurt dışında bir üniversitede ders vermekte olduğunu, Türkiye’ye yeni döndüğünü, apar topar buradaki gündemi değerlendirmesinin çok sağlıklı olamayacağını, hem epeydir medyadan uzak durmayı tercih ettiğini söyledi, sadece Uluslararası Hukuk açısından birkaç cümleyle genel değerlendirmede bulundu. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Kısacası şimdi size ayrıntılı ve farklı bir değerlendirme aktaramayacağım için üzgünüm.
 
Mecburen dönüp karmaşa ortamına yeniden bakıyorum. Doğrusu son alınan kararlardan ve bununla ilgili yaşanan tartışmalardan sonra insan düşünmeden ve sormadan edemiyor; hayırdır, neler oluyor. Neden bu kadar insan öksüzler korosu gibi durmadan aynı şeyleri tekrar edip duruyor ve neden en nesnel art niyetsiz sorular karşısında bile soruyu soranı dövmekten/dövülmekten beter ediyoruz. Bunun gerçek sebebi ne? Açıklanan rapor gerçekten kimse için sürpriz oldu mu ki bu fırtına koptu. Fırtına diyorum çünkü baksanıza söz meydanı toz duman içinde… Ben Mavi Marmara gemisinin yola çıkış amacının, hedefinin en başından beri İsrail'in Filistin'e uyguladığı ambargoyu kırmak ve zalimlikteki sınır tanımazlığını bir kez daha tüm dünyaya göstermek olduğuna inandım. Dokuz insanımız şehit oldu, onlarca insanımız yaralandı ama böylece hem bütün dünya İsrail’in zalimliğini hem de bütün mazlumlar yalnız olmadıklarını gördü.
 
Ambargo tam olarak kaldırılamadı ama Hakan Albayrak kısa bir süre önce yayınlanan, Ramazan ayındaki Filistin ziyaretini anlatan yazılarından birinde, çok dikkatimi çekti, şöyle diyor: "Gazze'de dükkânlar envai çeşit ürünlerle dolu." Benim açımdan bu güzel bir haber çünkü nedense o cümleyi okuduğumda Ramazan ayında şair İlhami Atmaca’nın internette bir sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı bir anısını hatırladım: "Hakan Albayrak ile yürüyorduk. ‘Dostum’ Dedi: ‘Ne zaman hırsızlık yaparsın?’ Beklemediğim bir soruydu. Sustum, düşündüm ve ‘Çocuklarımın açlıktan ağladıklarına şahit olduğumda… O da bir fırıncının tezgâhından kapıp kaçacağım bir ekmek olur, o kadar…’ dedim  ‘Ben de ancak bunu yapabilirdim’ Dedi. Düşündüm bunu yapamayacak babalar var… AFRİKALI BABALAR… " İlhami Atmaca’nın bu anısını tekrar okurken Somali’deki son gelişmeleri düşünerek Mavi Marmara gemisinin aslında hedefine ulaştığını bir kez daha anladım. Evet, “Mavi Marmara”nın hedefi bir yolu tamamlayıp bir yere varmak değil, yeni bir yol açmaktı, hepimize yola çıkmayı öğretmekti ve bunu başardı.
 
Şimdi bize düşen açılan yolda ilerlemekken biz ne yapıyoruz hala? “Mavi Marmara”yı tartışıyoruz veya birilerinin bunu tartışmasına imkân veriyoruz. Yol açıldı ama biz yine de yola çıkmadık mı yoksa. Hala eski uykularımızda mıyız? Yeni Anayasa meselesi tam konuşulacaktı ki unutuldu nedense. Kürt Sorunun çözümünde yıllar öncesine geri dönüldü adeta.  Kardeşkanı akmaya devam ediyor. Bir eğitim öğretim yılı daha başlıyor, bugün okullar açılıyor ama eğitim sorunlarında da bir değişiklik, bir azalma yok. Yine Türk’üm diye başlayan antlar, yine üniversite kapılarından içeri alınmayan başörtülü kız öğrenciler, yine ağır para cezası gibi harçlar… Ekonomide de durum aynı, yine eşit işe eşit değil farklı ücret, yine faiz pençesinde can çekişen bir ekonomi… Bunları konuşalım. Türkiye’nin bölgesindeki ülkelerle dayanışması ve bir birlik oluşturması için öncelikle iç sorunlarını kökten çözmesi gerekmiyor mu? Bunlar için de öncelikle başta bu toprakların insanları olmak üzere tüm mazlum İslam Milletinin artık uyanması, birbirine ihanet etmemesi, kenetlenmesi gerekmiyor mu? Bunları konuşalım.
 
Şair Necati Polat “Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım” demiş yıllar önce şiirinde. Ben şimdi bu kadar derdi üst üste düşünürken aslında konuşmaktan çok tam da o durumdayım. Ama yine de bana “Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım” dedirten bunca derdi konuşalım, olmaz mı?
 
19 Eylül 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

“Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım”“Bana şimdi dokunmasalar da ağlarım”

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir