Kadını korumak için önce “zihinsel devrim”

TEODORA DONİ Kadını korumak için önce “zihinsel devrim”

TEODORA DONİ
Kadını korumak için önce “zihinsel devrim”
 
Bugün 12 Eylül ve bedenini biçtiği gençlerle birlikte birkaç neslin ruhunu da biçen darbenin yapıldığı 12 Eylül 1980 günü doğan bebekler bugün 31 yaşında. O günden bu yana birçok hükümet gelip geçti iktidar sahnesinden ama darbeyle oluşturulan yeni düzen hiç değişmedi. Bir daha darbelerin olmaması için önlem alınsın, darbeciler yargılansın diye çok konuşuldu ama sadece konuşuldu.
 
Bunları düşünürken gazetemiz yazarlarından Osman Özsoy’un “Işık Paşa gülüşümü kahkahaya çevirdi” başlıklı yazısını hatırladım birden özellikle de "Darbeyi yasayla mı önlemek, güldürmeyin adamı. Darbeleri önleyecek olan yasal fren değil, zihinsel devrimdir. Darbeye bu kadar çanak tutan bir güruhun bulunduğu bir ülkede çomak sallayan elbette bulunacaktır." cümlelerini.
 
Bu cümlelerde vurgulanan “zihinsel devrim” ihtiyacı, Türkiye' de adeta kangren haline gelmiş pek çok sorun için geçerli aslında. Yasal düzenlemeler de elbette gerekli ancak bundan önce ve olmazsa olmaz denilecek kadar şart olan asıl gereklilik “zihinsel devrim”.
 
Bu günlerde yeniden konuşulmaya başlanan ki benim de o satırları okuduğumda ilk aklıma gelen “kadına yönelik aile içi şiddet” sorununun çözümü için de bu “zihinsel devrim” şartı geçerli diye düşünüyorum.
 
İlk aklıma gelen dedim çünkü kadına yönelik şiddet öyle çok arttı ki; şiddete maruz kalan, bu yüzden yaralanan, ölen kadın haberleri öyle çoğaldı ki…
 
Kısa bir süre önce bir televizyon kanalında izlediğim Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin, bu konuda çok ciddi çalışmalar başlatılacağını söyledi ki bu bana göre oldukça sevindirici bir haber. Devletin bu konuda öncü girişimlerde bulunması, hükümetlerin yaraya merhem olacak sosyal politikalar geliştirmesi önemli. Daha da önemlisi ve sevindirici olanı siyaset alanındaki mücadelesinde hiçbir zaman kadın ve anne kimliğini unutmayan kadın ve aile sorunlarıyla her zaman ilgilenen Sayın Fatma Şahin’in şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak sorunların çözümü için somut adımlar atması ve aynı sorumluluk bilinciyle şimdi bir yetkili olarak çaba göstermesi…
 
Üç hafta önceki yazımdan dolayı kendileri beni bizzat aramışlardı o zaman. Bunun için bir kez daha kendilerine teşekkür ediyorum. O gün kendilerine de ifade ettiğim gibi Sayın Fatma Şahin uzun yıllardır ilgiyle takip ettiğim ve takdir ettiğim bir siyasetçi ve önümüzdeki günlerde hepimiz için çok daha sevindirici yeni adımlarına tanık olacağımıza inanıyorum. Rabbim, yeni görevinde kolaylıklar versin…
 
“Kadına yönelik aile içi şiddet” yıllardır çözüm bekleyen ve giderek kangrenleşen sorunlardan biri sadece ve kadını aile içi şiddete karşı korumak için Amerika'da uygulanan “tanık koruma” sistemine benzer çözümler düşünüldüğü söyleniyor.
 
Bu "tanık koruma" sistemine benzer bir uygulama Türkiye’de ne kadar işe yarar bilemiyorum. Bu bataklığı değil ama sadece sinekleri yok etmeye yönelik bir çözüm olabilir belki. Hem Türkiye’nin Amerika’dan farklı olduğunu, Türkiye’deki gibi aile veya aşiret kararıyla bir kadının ölümüne karar vermenin ve bunun infazı için kadını bütün ülkede aramanın hiçbir Batı ülkesinde ve Amerika’da söz konusu olmadığını da unutmayalım. Ayrıca köklerinden uzaklaşmış olsa da büyük çoğunluğu Müslüman olan bu ülke insanlarının değer yargılarıyla Amerikalıların değer yargılarının aynı olmadığını da.
 
Sorunun çözümü için öncelikle nedenlerini aramak ve bunu da işte tam da burada, Müslüman insanımızın köklerinden, değerlerinden uzaklaşmış olmasında aramak gerekir diye düşünüyorum. Kadına yönelik şiddet konusunda neredeyse bütün İslam dünyasında adeta cahiliye dönemindeki zihniyet aynen dem ediyor ne yazık ki. Oysa Kur’an-ı Kerim’de hüküm gayet açık:  “…erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır…” (Bakara–228). Evet, “kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır” ama ne yazık ki bu Müslüman toplumun Müslüman erkekleri bunu unutmuş gibi.
 
Son yıllarda Sayın Başbakan’ın konuya verdiği özel önem doğrultusunda hükümetin attığı olumlu adımlar elbette bazı yararlar sağlıyor. En azından kadına yönelik şiddet artık gizli saklı kalmıyor, kadınlar haklarını aramaya seslerini yükseltmeye cesaret edebiliyor. Ancak şiddete maruz kalan kadınların çığlığı vicdan sahibi bütün muhataplar tarafından duyulmadıkça; egemen erkek zihniyeti kadınlardan önce erkekler tarafından sorgulanmadıkça; devletin, hükümetin bu çabalarının tek başına hiçbir zaman yeterli olmayacağı da çok açık. Sadece kadınları eğitmek (ne demekse)  ve yasal haklarını öğretmekle sorun ortadan kalkmıyor çünkü.
 
Benim en çok üzüldüğüm medyanın özellikle de Müslüman’ım diyen birçok erkek yazarın bu konuda sessiz kalması ve bir de iş dünyasında Müslüman’ım diyen birçok iş adamının bu konudaki belirgin duyarsızlığı… Bu sessizlik, bu duyarsızlık suça ortak etmez mi insanı, daha ne kadar ve nereye kadar bu vurdumduymazlık.
 
Kadına yönelik şiddet sorununu da diğer sorunları da temelinden çözebilecek her yönüyle tam bir “zihinsel devrim” için başta erkekler olmak üzere herkesin artık inancının, değer yargısının, sevgisinin, nefretinin, bağlılıklarının, düşmanlıklarının, bir Müslüman olarak hayatın neresinde durduğunun muhasebesini yeniden yapması ve “insan” olduğunu yeniden hatırlaması gerekmiyor mu? Hem de hemen şimdi.
 
Evet, kadını şiddete karşı korumak için de darbelerin bir daha olmaması için de önce “zihinsel devrim” hem de hemen şimdi.
 
12 Eylül 2011 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir