Barışa giden yolun aydınlığı çocuklar

TEODORA DONİ  Barışa giden yolun aydınlığı çocuklar 

TEODORA DONİ 
Barışa giden yolun aydınlığı çocuklar 
 

Geçtiğimiz günlerde önce DTP eski genel başkanı Sayın Ahmet Türk’e ardından Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız’a yapılan yumruklu saldırılar bir salgına dönüşecekmiş gibi yansıtıldı medyada. Şiddetten, gerilimden medet uman bazı kimseler de bunun gerçek olması için büyük çaba sarf etti. Çok şükür ki, insanlarımız tahriklere kapılmadı ve daha büyük olaylar olmadan ortam sakinleşti.

Böyle bir dönemde gazetemiz Yeni Şafak, deyim yerindeyse elini taşın altına koydu ve yeni bir gelenek olabilecek “Buluşmalar” başlatmaya karar verdi. “Daha Güzel Bir Dünya ve Daha Güzel Bir Türkiye” sloganıyla her ay başka illerde paneller düzenlenecek. İlk panel 24 Nisan günü Diyarbakır ilinde gerçekleştirildi. Konu, “Barışa giden yolda demokratik açılım”dı.

Aslında ilk duyduğumda biraz endişelenmiştim, çünkü o yumruklu saldırılar henüz olmuştu ve provokatörler bu paneli sabote edebilirdi. Paneli TV Net’in canlı yayını sayesinde sonuna dek izledim. Bütün Türkiye, ABD Başkanının 24 Nisan’da ne dediğiyle ilgilenirken, ben bu panelde konuşulanlarla ilgilendim. Çünkü sorunlar yerinde ve gerçek muhatapları tarafından konuşuldu ki bu da çözümün ilk şartıdır.

Panelde konuşmacı olarak gazetemizden Ali Bayramoğlu ve Hakan Albayrak, Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu ve Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun vardı. İlk konuşmayı Sayın Galip Ensarioğlu yaptı ve cesaret gerektiren cümleler sarf etti. Söylediklerini, bu günlerde kaç kişi aynı açıklıkla söyleyebilir tam olarak bilemiyorum. Bildiğim şu ki bazen gerçekler acı olabiliyor ve hiç ummadığımız bir anda karşımıza çıkabiliyor.

Sayın Mehmet Emin Akar ise konuşmasında, panelden bir gün önce 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğunu hatırlattı ve dünyada sadece Türkiye’de çocuk bayramının kutlandığını ama belki de aynı zamanda dünyada sadece Türkiye’de bu kadar çocuğun cezaevlerinde bulunduğunu söyledi. Cezaevlerinde bulunan çocukların büyük bir bölümü kamuoyunda ”taş atan çocuklar” olarak biliniyor ve bunlardan taş bile atmadığı halde garip uygulamalar sonucunda gözaltına alınmış, cezaevine gönderilmiş olanlar var. Garip uygulamalar dedim çünkü gösteri yapılan yerlerin çevresinde yakalanan çocuklar, kalp atışları kontrol edilip nabzı yüksekse suçludur denilerek gözaltına alınıyor. Bu nasıl bir mantık anlayamıyorum. Bırakın çocuğu, yetişkin insan bile korkar robotlara benzeyen bir polisin kendisine yaklaştığını gördüğünde ve ister istemez kalp atışı da hızlanır elbette. Ben daha önce “Bütün çocuklar mağdur“ başlıklı bir yazı yazmıştım ve çok tuhaf mailler almıştım. Çocukları canavar gibi gören o mailleri okurken kalp atışlarım öyle hızlanmıştı ki adeta şok olmuştum. Bu ülkenin yetişkin insanları, bir çocuk için nasıl böyle düşünebilir diye. Bir ülke ki, dünyada çocuklara özel bir bayramın olduğu tek ülke ve bunun her 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlandığında gururla tekrar edildiği…

Romanya’da da çocukluğumdan beri Çocuk Günü adıyla Çocuk Bayramı kutlanıyor. O gün tıpkı Türkiye’de olduğu gibi diğer ülkelerden de çocuklar geliyor. Çocukluğumda çok önemsediğim bir gün değildi ama son yıllarda yeğenlerim sayesinde tekrar hatırlamaya başladım. Çünkü Çocuk Günü’nde çocuk olduklarını hatırlıyorlar ve bütün çocuklar gibi annelerinden mutlaka hediye bekliyorlar.

Türkiye’de ise her Çocuk Bayramı’nda hediye yerine çocuklara şiir okutuluyor. Törenlerde tekrarlanıp duruyor “Bugün 23 Nisan / Neşe doluyor insan” dizeleri… Sahi, kimler ve nasıl neşe doluyor 23Nisan’da. Haftalık yayınlanan Özgün Duruş gazetesinin 31. sayısında sokak çocuklarıyla ilgili “Vahşet mi yoksulluk mu” başlığını taşıyan haberin içeriği bu sorunun kısmen cevabı gibi…

Sokak çocukları denince hepimizin aklına önce “tinerciler” gelir ki herkes gibi ben de onlardan korkuyorum. Haberde, 2007 yılında Genar’ın yaptığı bir araştırmanın verilerine de yer verilmiş ve o araştırma sonuçlarının bu ülkeye kesinlikle yakışmadığını düşünüyorum.

Özgün Duruş’un haberine değinmişken aynı zamanda bu gazetenin Genel Yayın Koordinatörü olan şair ve yazar Ümit Aktaş’ın “okurkitaplığı” yayınlarından çıkan “şehri terk etmeden önce” adlı şiir kitabındaki, bu ülkede çocuklara genel bakışın ne olduğunu çok iyi özetleyen “Bir çocuk daha doğar nasılsa“ adlı şiirini de burada özellikle anmak istiyorum:

“Duysam ki bir çocuk doğmuş / Bir çocuk, uzanır elleri ellerime / Daha şimdiden gözleri dolmuş / Kızıl bir güneş ağlar pencerelerde/  Ağlar bir anne, sanki ne varsa / Bir çocuk daha doğar nasılsa, bir güneş daha / Kalır ufukların ardından; derinleşen geceye inat / Dinmez fırtına, kuşların kanatları kırılsa da”. Evet, ne yazık ki genel bakış açısı bu: Bir çocuk telef olsa n’olur ki, “bir çocuk daha doğar nasılsa”.

Bu bakış açısını teyit eden, Çocuk Bayramı’ndan önce medyaya yansıyan Siirt’teki olayları, kız çocuklarına yapılanları sanırım bütün Türkiye duymuştur. Vicdanı olan, utanma duygusunu kaybetmemiş hiçbir insan bu iğrençliklere karşı seyirci kalamaz. Herkes bilmelidir ki,  ister Kürt anne babadan ister Türk anne babadan olsun çocukların ulusu yoktur ve onlar bir toplumun en temiz, en saf, en masum, en değerli ortak yanıdır. Barışın da, özgürlüğün de, geleceğin de, sevginin de, kardeşliğin de, masumiyetin de, samimiyetin de sembolü çocuklardır. Çocukların kalbinden alır barışa giden yol tüm aydınlığını. Bizimse çocuklarımız zindanlarda, çocuklarımız karanlıklarda…

26 Nisan 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

Barışa giden yolun aydınlığı çocuklar  Barışa giden yolun aydınlığı çocuklar

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir