Bilge şair konuşunca…

TEODORA DONİ Bilge şair konuşunca...

TEODORA DONİ
Bilge şair konuşunca…
 
"Bilge şair konuşsa, yeniden dirilişe çağırsa…"başlıklı  25 Ocak 2010 tarihli yazımda, o günlerde yapılan "Gün Doğmadan"  adlı Sezai Karakoç belgeseliyle ilgili olarak " Üstad Sezai Karakoç'un bu belgeselde yer almasını, hayallerini, düşüncelerini, duygularını ve o muhteşem şiirlerinden en azından birini nihayet kendisinden dinleyebilmeyi çok istiyordum ve bir de galaya katılıp oradaki Diriliş nesli adayı gençlere, yazarlara, hükümet temsilcilerine ve oradan herkese bütün millete seslenmesini, bilge şairin konuşmasını, yürekleri sarsmasını, yeniden dirilişe çağırmasını" demiştim.

O yazımdan yaklaşık iki buçuk ay sonra "Üstad Sezai Karakoç meydanlara iniyor, ilk miting İzmir'de" haberini okumamın hemen ardından yazdığım "Ben İslam milletindenim" başlıklı yazımda da " Zaman zaman küçük bir çocuk gibi hissediyorum kendimi, gerçekleşmesini hayal ettiklerimden biri bile gerçek olunca. Çünkü çocukların duasının kabul edildiğine inanıyorum, bencillik yoktur çocukların dualarında. Üstad'ın kalabalıklara konuşacağını duyunca da böyle hissettim kendimi, duaları kabul olan çocuklar gibi. Rabbim Üstad Sezai Karakoç'a sağlık, uzun ömür, güç, kuvvet versin ki ufkunu, düşüncelerini, duygularını bizimle daha nice yıllar paylaşabilsin. Üstad bu meydanlara çıkıp kalabalıklara seslenme kararıyla bir kez daha ne kadar ve nasıl sorumluluk sahibi bir öncü olduğunu göstermiş oldu." demiştim.

Bazı nedenlerle o miting gerçekleşmemişti  ve ben  "vardır bunda da bir hayır, daha zamanı değil, günü gelince Üstad mutlaka ama mutlaka  konuşacak" diye düşünmüştüm. Evet, kesinlikle hep böyle düşünmüştüm ki zaten yazılarımda sık sık şiirlerinden alıntı yaparak o hayalimi, duamı hep tekrar etmiş, umudumu  hiç kaybetmemiştim ve  geçtiğimiz hafta  Üstad Sezai Karakoç  tam da zamanında; düşünebilen, akıl ve yürek sahibi herkesi derinden sarsan o tarihi konuşmayı yaptı. Bana göre adeta bir manifesto , yeni bir Diriliş Çağrısı olan, sadece Türkiye'ye değil tüm İslam Milleti'ne  seslenen o konuşmayla işaret edilen, dikkat çekilen tüm İslam Milleti'nin geleceğidir.

Çünkü Üstad diyordu ki: "Yüzyıldır ve hatta daha fazla zamandan beridir ki bitmeyen tek gündemimiz vardır; O da İslam ülkelerinin ve İslam Milleti'nin dağınıklığıdır. Bu başına gelen en büyük felakettir ve bundan sonra meydana gelen felaketlerde ancak bu felaketin uzantıları ve detayıdır.

Artık Müslümanların geçmişteki gibi ayrılmalarının ve birbirleri ile kavgalarının mazeretleri yoktur. İslam Âlemi’nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur.

İslam Âlemi ya topyekûn birleşecek ya da topyekûn esarete düşecektir. Kişiler ya da zümreler arası kavgalar bir yana bırakılmalıdır. Asıl mesele üzerinden, bütün İslam Âlemi’nin derlenip toparlanması üzerinden düşünmek ve bunun çarelerini aramak gerekmektedir.

İran – Türkiye – Suriye çatışması büyük bir tuzaktır. Suriye İran ve Türkiye bu oyuna gelmemelidir. Aksi halde hepsi mahvolacaklardır. Bu tuzağın arkası istiladır. Bugün Türkiye ile İran’ı Suriye’yi çarpıştırmak istiyorlar. Çok açık. Eğer bu oyuna gelirlerse, Suriye de, Türkiye de, İran da mahvolacaktır. Bunun arkası da tüm İslam âleminin istilasıdır."

Karar vericiler ne kadar dikkate alır bilemem ama o yazılarımdan birinde "Üstad'ın her konuşmasından yalnızca bir insan etkilense ve kendini yeniden gözden geçirse, bu bile çok büyük bir kazanç sayılır, İslam ülkesi ve İslam milleti için" demiştim.

Üstad Sezai Karakoç'un son konuşması  bir değil binlerce insanı derinden etkiledi ve  tam da sığ tartışmaların zirve yaptığı bir zamanda böyle bir etki gelecek adına yeniden beni umutlandırdı.

Bazı yazar, akademisyen ve Sivil Toplum Kuruluşu temsilcilerinin artık  ciddi bir sorgulama içerisinde olmaya başladıklarını görüyorum ki bunu çok sevindirici bir gelişme olarak değerlendiriyorum.

Diğer yandan o konuşmayı kendilerince ve sığ bir mantıkla yorumlayıp Üstad Sezai Karakoç'u akıl almaz ithamlarla eleştirmeye başlayanlar var ki bunu da son derece üzücü buluyorum.

Oysa Üstad Sezai Karakoç'un dediği gibi "Kişiler ya da zümreler arası kavgalar bir yana bırakılmalıdır. Asıl mesele üzerinden, bütün İslam Âlemi’nin derlenip toparlanması üzerinden düşünmek ve bunun çarelerini aramak gerekmektedir."

Bunun için de tabii ki bütün İslam Ülkeleri gibi Türkiye'nin de öncelikle  geçmişiyle yüzleşmesi , hesaplaşması  gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında kısa bir süre önce  12 Eylül davasının görülmeye ve geçtiğimiz hafta  28 Şubat postmodern darbesinin soruşturulmaya başlanmış olması elbette çok önemlidir ama bu, her şeyin artık hallolacağı anlamına gelmiyor ve bu yüzden dikkatler dağılmamalı,  olumlu ya da olumsuz diğer bütün gelişmeler gibi bu da  büyük resmin içinde görülmeli ve birlikte değerlendirilmelidir.

Evet, Üstadın dediği gibi "İran – Türkiye – Suriye çatışması büyük bir tuzaktır". Sadece bu tuzağın değil bütün tuzakların farkında olmadan, birbirimizle didişmeyi bırakmadan başta Suriye olmak üzere tüm İslam topraklarında  ne akan kanı durdurabilmek için, ne zulme karşı durabilmek için, ne de İslam Milleti'nin birliği için  doğru adımlar atabiliriz. Geç kalmadan hemen fark etmeliyiz ki tüm İslam Milleti için gün, kardeşlik günüdür, birlik günüdür, dayanışma günüdür. Gün, Diriliş günüdür.

16 Nisan 2012 Pazartesi / Yeni Şafak

Bilge şair konuşunca…Bilge şair konuşunca…

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir