Bir tek gâvurumuz kaldı bize bizi anlatan

TEODORA DONİ Bir tek gâvurumuz kaldı bize bizi anlatan

TEODORA DONİ
Bir tek gâvurumuz kaldı bize bizi anlatan
 

Şimdi duyar gibiyim: Bir tek gâvurumuz kaldı bize bizi anlatan. Bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yok ki, sen git çocuklarına bak, çamaşırını yıka, komşularla dedikodunu yap, ama bizi rahat bırak.

Komşularımın, arkadaşlarımın beni çok sevdiklerini biliyorum ama güne müne katılamıyorum, içim sıkılıyor, çok fazla konuşkan da değilim, konuşurken yorulduğumu hissediyorum.

Geçenlerde kızımın bir arkadaşı geldi, konuşurken çenesini tutarak konuşuyordu:

Ne oldu kızım diye sordum?

Kız bana ne dese beğenirsiniz, teyze benim çenem düşüyor da onun için tutuyorum.

Ben şaka yaptığını sandım çünkü çok konuşkan biriydi, meğer çocuğun gerçekten çenesi düşüyordu.

Yani anlayacağınız bende bazen böyle hissediyorum.

Biz böyle kalabalıklara alışık değiliz.

Mesela benim evime aynı anda birkaç kişi geldi mi benim kafam karışıyor, her şey birbirine giriyor hiç planladığım gibi gitmiyor.

Biri çay içmeden gidiyor biri yemek yemeden gidiyor evimden.

Şimdi bunları niçin anlatıyorum, ben bir türlü şu ev hanımlığına alışamadım.

Bir yazar ?Kitap okumanın zararları? diye bir kitap yazmış.

Ben kitap okumanın bir zararını görmedim çok şükür ama kutsal kitaplar hariç çok fazla bir yararını da görmedim.

Bizim zamanımızda bilgisayar yoktu, televizyonda da sabah iki üç saat, akşam iki üç saat yayın olurdu o kadar.

Sabahları hiç unutmam her gün bir saat diğer dillerde yayın yapılıyordu, hiçbir şey anlamıyorduk ama bön bön bakıyorduk.

Türkiye'ye bir geldim, bu yasak, şu yasak. Şunu konuşma, bunu söyleme.

Ben ilk zamanlarda çok fazla anlayamıyordum, herkese soruyordum.

Hep, alışırsın, demokrasilerde böyle şeyler olur diye cevap alıyordum.

Kardeşim bizde komünizm vardı ama ülkede yaşayan diğer ırkların dilinde de yayın yapılıyordu.

Allah rızası için bana biri adam gibi anlatsın.

Ya ben almayayım şu demokrasiden, fazla ağır geliyor diyordum ama maalesef almak zorunda kaldım, kalıyorum da.

Çok şükür bunu da bulamayan var diye kendimizi avutuyoruz.

Şimdi internet var çoluk çocuk gidiyor Kore'den kendine arkadaş buluyor ve başlıyor sormaya; komünizm ne demek?

Ne cevap vereceğimi şaşırdım.

Bol bol kitap oku ve günün birinde mutlaka cevabını bulursun diyorum.

Çocuk bana; ya anne sen okudun özetini çıkart diyor.

Öyle diyor çünkü şimdi okullarda çocuklara durmadan kitap okutturup özet çıkarttırıyorlar.

Hem bu kitapların Milli Eğitim Bakanlığı'nın belirlediği 100 Temel Eser'den olmasını da şart koşuyorlar.

Güzel kardeşim iyi güzel ama ben de o kadar kitap alacak para var mı? Hadi var diyelim evde kütüphane mi kuracağım.

Ben kiracıyım, her taşındığımda eve gelen hamallar kitap kolilerini gördüğünde:

Abla sen bize bunlardan hiç söz etmedin.

Sen önce ev al sonra bu kadar kitap al.

Bazen de eşime dönüp:

Abi sen bunların hepsini okudun mu, diyorlar.

Şimdi ben bunları nasıl taşırım korkusu ila alamıyorum, hoş ya zaten hepsini alamıyorum onlara sıra gelmiyor ki.

Derslerin ?Yardımcı Kitapları?nı alıyorum sene başında, iki ay sonra çocuk diyor ki bizim işlediğimiz konular bu kitaplarda yok.

Sonra bakıyorum o konu dersin ana kitabında da yok veya var ama hayli eksik.

Tabi bunlardan önce asıl büyük eksik okulda kütüphane yok. Sanırım birçok okulda yok.

Benim gittiğim bütün okullarda kütüphane vardı ve biz oradan alıyorduk kitaplarımızı.

Simdi kesin birçoğu; ama sen büyük şehirlerde okudun ve bunun için kütüphanesi vardı diyecek.

Ben ilk ve ortaokulu bitirene kadar beş tane okul iki şehir iki kasaba değiştirdim. Ailem taşınmayı pek severdi.

Hem kütüphanesi yok dediğim okul Ankara'da. Yani Başkent'te.

Evet, şimdi sizden de duyar gibiyim:

Bir tek gâvurumuz kaldı bize bizi anlatan.

29 Haziran 2009 Pazartesi / timeturk.com
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir