“Bu kalbi sökülmüş çağda”

blank

TEODORA DONİ
“Bu kalbi sökülmüş çağda”
 
Birkaç gündür döne döne okuduğum bir kitap var elimde. Geçtiğimiz 2010 yılının 17 Mayıs’ında Afganistan’ın Kunduz bölgesinden Kabil’e dönerken yolcusu olduğu uçağın düşmesi sonucu vefat eden Bahattin Yıldız’ın ardından yazılanlar Özgün Yayıncılık tarafından derlenip vefat yıldönümünde yayınlanmış. Kitabın adı: Bahattin Yıldız “Ümmetin Yüreği”.

Evet, arkadaşlarına daha doğrusu onu tanıyan herkese kendisi hakkında “Ümmetin Yüreği” dedirtecek kadar güzel bir insan, güzel bir Müslüman, Bahattin Yıldız. Mutlaka hala tanımayan bilmeyen vardır Bahattin Yıldız’ı. Her ne kadar vefatından sonra kendisi hakkında bir kitabı dolduracak kadar çok yazı ve şiir yazıldıysa da… “Ümmetin yüreği” diye adlandırılacak kadar çok sevilen bir dava adamı olarak bu dünyadan geçtiyse de… Geride birbirinden güzel beş yazılı eser bıraktıysa da…  Tüm bunlara rağmen o çok şöhretli bir isim değildi. Çünkü kendi ismini öne çıkarmayı sevmezdi. Yazılarında bile çoğu kez müstear isim kullanırdı.  İbrahim Karagül’ün o güzel ifadesiyle “Sabırla inşa ettiklerini ‘başkalarına’ bırakacak kadar cömert”ti.

Ne yazık ki vefatından önce ben de haberdar değildim böyle yürekli böyle fedakâr bir dava adamının varlığından. İlk kez vefatıyla birlikte duydum ismini medyadan. İHH Asya koordinatörü Faruk Aktaş’la birlikte Afganistan’ın Kunduz bölgesinden Kabil’e dönerken yolcusu olduğu uçağın düşmesi sonucu vefat ettiğine dair haber daha çok İHH nedeniyle dikkatimi çekmiş, demek ki “Müslümanlara yardım için gitmişler, bu yolda inşallah şehittirler, mekânları cennet olsun” demiştim.

Bahattin Yıldız’ın vefatından iki gün sonra gazetemiz Yeni Şafak’ta Salih Tuna’nın,  “Annemden sonra hiç bu kadar ölmedim!” başlıklı yazısını okudum ki işte o zaman tam anlamıyla tanıdım Bahattin Yıldız’ı. Daha sonra hakkında hiç bir şey okumasaydım da o yazıda yazılanlar onu tarif etmek için yeterliydi. Zaten o günden sonra Bahattin Yıldız hafızamda en çok o yazıyla özdeşleşti. “Bir yerlerden çıkar gelirdi: İzmir'den, Sivas'tan, Erzurum'dan, Asya'dan, Afrika'dan… O gelince birbirimize sevinçle haber verir, "Bahaddin abi İstanbul'da…" derdik. Muhabbet etmek için her gelişini adeta "ganimet" bilirdik. O gelince…  İstanbul'a Asya, Afrika, Ortadoğu gelirdi. Filistin, Irak, İran, Pakistan, hele ki Afganistan gelirdi. Tek başına koca bir millet, bir kutlu ümmet gibiydi…” diye başladığı yazısının sonunda “Annemden sonra hiç bu kadar sarsılmadım!  Hiç bu kadar ağlamadım! Hiç bu kadar ölmedim annemden sonra!” diyordu Salih Tuna.

Kısa bir süre önce Salih Tuna TVNET’ teki “La Havle” programında Bahattin Yıldız’ı andı ve görebildiğim kadarıyla yüreğindeki acı hiç dinmedi. O programda aklımda kaldığı kadarıyla IHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın bir cümlesi çok dikkatimi çekti. Bahattin Yıldız’ı tanıyan herkes en iyi arkadaşı benim diyebiliyor çünkü Bahattin Yıldız, herkese bunu hissettirmiş, herkese aynı ilgiyi ve sevgiyi göstermiş, diyordu Bülent Yıldırım. Gerçekten öyle çünkü kitapta yer alan neredeyse her yazıda, her şiirde bu duygu hissediliyor.

Kitapta o kadar duygu dolu cümleler var ki ben gerçekten seçmekte zorlandım ama bazıları çok dikkatimi çekti. İbrahim Karagül yazısında “Onu sevmeyen kimseyi görmedim ben”  derken Hüseyin Sağır da “ Bahattin Abim” şiirinde “Seni tanıyıp ta sevmeyen kimseyi de and olsun görmedim.” diyor. Hakikaten çok ilginç neredeyse aynı kelimeler, aynı duygular… Kitapta yer alan şiirlerin de hep sevgi, özlem dizeleriyle dolu ve birbirinden dokunaklı olduğunu ayrıca belirtmek istiyorum, Adnan Güler’in “Veda” şiirindeki tekrar tekrar okuduğum “Bir yaralı yürekte kaç veda taşınır…? /  Kaç hasret kanar durur…? / Kaç kez ölür insan…?” dizelerini burada bir kere daha tekrar ederek…

Evet, bu dizelerdeki soruları belki de birçoğumuz farklı şekillerde sorup duruyoruz kendi kendimize. Elbette kolay değil bu soruların tam karşılığı olacak cevaplar bulmak. Bunun yerine Bahattin Yıldız’ın gazeteci yazar Hamit Can’ın vefatının ardından yazdığı yazısındaki şu cümlelerle yetinelim: “Cezayir’de, Senegal’de, Türkiye’de İran’da Afganistan’da vs; artık ayetler mızrak ucunda değil, aldatıcılar ayetlerden elbiseler dikip dolaşmakta ve aldatmaktalar. Hamidim kardeşim, kalp krizi nasıl vurmasın bizi, bu kalbi sökülmüş çağda. Sen dualarla, dostların omzunda geldiğin yere döndün. Dönüşün mübarek olsun. Ben şimdi bu yanda, bildiğin yola devam edeceğim..” ve ben de Bahattin Yıldız ağabeyime bu kendi cümleleriyle seslenmiş olayım bir veda daha taşıyarak bu yaralı yüreğimde. Senin de “Dönüşün mübarek olsun.” ve eminim ki bu yanda bütün arkadaşların bildiğin yola devam edecekler.
 

Ankara 2. Bölge isterse Meclis’te “Bayram” olur

Ankara 2. Bölge başörtülü bağımsız milletvekili adayı Aynur Bayram’la ilgili olarak iki hafta önceki yazımda, Meclis’te “Bayram” olur mu, diye sormuştum. Açıkça söylemek gerekirse o yazımın tam olarak anlaşıldığını sanmıyorum. Konu Sayın Aynur Bayram’ın sözünde durmaması değildi. Zaten yazımdan sonra Aynur Bayram mazeretini ve üzüntülerini bildirmişti. Ben o yazımla daha çok başörtüsüne özgürlük sorununun birbirinden farklı bakış açılarıyla ele alınmasını ve soruna destek vermek için bazılarının sadece tatil günlerini ayırmasını ve yine bazılarının bunu istismar konusu yapmasını eleştirmiştim. Ancak meramım anlaşılmadığından hatta bazılarınca Aynur Bayram kardeşimize karşı bir yazı gibi anlaşıldığından şimdi buradan açıkça belirtmek istiyorum. Aynur Bayram kardeşimiz adaylığını açıkladığı gün ben ve eşim heyecanla işte oy verecek yerimiz belli oldu demiştik.  Ancak sonradan öğrendik ki bizim ikametgâhımız Aynur Bayram’ın seçim bölgesine dâhil değil ve tabii ki üzüldük. Ankara 2. Bölge seçmenlerinin, başörtüsüne özgürlük sorununa bir nebze de olsa duyarlı olan herkesin bir oyla değil ailedeki bütün oylarla Aynur Bayram kardeşimizi Meclis’e taşıyacağına inanıyorum.
 
6 Haziran 2011 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir