Bütün çocuklar mağdur

TEODORA DONİ  Bütün çocuklar mağdur

TEODORA DONİ 
Bütün çocuklar mağdur
 

Bu ülkede yaşayan bütün çocuklar çok zor durumda. Sokakta mendil satan da tiner koklayarak kendini uyutan da polise taş atan da evinde tok karnına sevgiye aç yatan da… Evet, bu ülkede yaşayan bütün çocuklar mağdur. Çünkü hiçbir çocuk çocukluğunu yaşayamıyor. Daha doğrusu hiçbir çocuğa çocukluğu yaşatılmıyor.

Büyükler bir zamanlar birer çocuk olduklarını tamamen unutmuşlar ve bencillikte hiçbir sınır tanımıyorlar.  Durmadan babalarından, annelerinden, ağabeylerinden, ablalarından, eşlerinden, işverenlerinden ve tabii ki devletten, hatta kendi çocuklarından bile hep kendileri için talepte bulunuyorlar. Bütün haklar yalnızca büyükler için varmış gibi…

Çocuklarına karşı anne-baba hakkından, ağabeylerine, ablalarına karşı kardeşlik hakkından, devlete karşı vatandaşlık hakkından dem vuruyorlar. Peki ya çocukların hakları, çocukların en önemli ve vazgeçilmez hakkı olan çocukluklarını yaşayabilme hakları, neden büyüklerin umurunda değil. Niçin kendileri için istedikleri hak ve özgürlükleri çocuklar için istemezler. Niçin onlara haklarını vermezler.

Evet, bu ülkede yaşayan bütün çocuklar mağdur. Başta TMK (Terörle Mücadele Kanunu) mağduru çocuklar olmak üzere bütün çocukların hayatı ayrı bir dram,  ayrı bir hikâye. Çocuklarını sokaklara atan, sevgisizliğe terk eden bir toplum, çocuklarını mahpuslara koyan bir devlet… Çocukluğunu yaşayamayan çocuklar öfke ve umutsuzlukla yetişiyor, kin ve nefretle doluyorlar. Daha sonra karşımıza bambaşka yerlerde ve şekillerde çıkıyorlar.

Bazı zengin aileler, çocuklarını yürümeye başlar başlamaz kreşe gönderiyorlar, sonra özel anaokuluna, sonra koleje, dershaneye, etüt merkezlerine. Çocukların tatil zamanları bile oralarda geçiyor. Anne babalarını doğru dürüst göremiyorlar, çocukluklarını yaşayamıyorlar. Adı eğitim olan bir çeşit mahpuslukla, bambaşka bir sevgisizlikle büyüyen çocuklar gelecekte şimdiki büyüklerin yerini alacaklar ve onlar da çocukları umursamayacaklar.

Bir de ailesinin yoksul olduğunu söyleyen çocukların yaşadığı travmalar var ki anlamak kolay değil. İzleyenler hatırlayacaktır. Birkaç gün önce iki kız öğrencinin sınıfta öğretmenlerine ve sınıf arkadaşlarına hitaben yaptıkları konuşmaların ses ve görüntüleri internette yayınlanmıştı. Reytingci televizyoncular sayesinde canlı yayına da çıkan bu iki kız çocuğunu tüm Türkiye izlemişti. O videoyu çeken öğretmen de herhalde çok güzel bir iş yaptığını düşünmüştü.

Çocuklardan biri canlı yayında,  öğretmeninin televizyona çıkmasına izin vermeyen Vali’ye hakaretler yağdırınca, Vali de öğretmen hakkında soruşturma açtırmıştı. Aynı çocuk, sınıftaki konuşmasının yer aldığı videoda, ayakkabım su alıyor, babam inşaat işçisi ama parmağı kesildi, yani babam çok hasta, bize çok zor bakıyor, diyordu.

Hiç dikkat ettiniz mi? Sokaklarda mendil satan veya bir başka yerde çok zor şartlarda çalıştırılan çocukların hemen hemen hepsi aynı şeyi söylüyorlar. Annem de babam da çok hasta, küçük kardeşlerime ben bakmak zorundayım, diyorlar. Bu anne ve babaların hepsi mi hasta ve hiç mi iyileşmiyorlar? Bence hastalıkları yok ancak vicdanları, merhametleri ve insafları da yok. Çalışıp çocuklarına bakacaklarına, çocukları çalışıp onlara bakıyor.

TMK (Terörle Mücadele Kanunu)  mağduru çocukların durumuysa giderek ağırlaşan ayrı bir sorun. Çoğunluğu Kürt bu çocukların, bir süre yaşadığım Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çok iyi tanıdım onları. Bu çocukları çeşitli etkinliklerle desteklemek amacıyla biraya gelen Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları’ndan sürekli e-mail geliyor bana. İnsanın içi kararıyor, yüreği yanıyor o e-mailleri okuyunca. TMK mağduru çocuklar ilginçtir ki sadece taş attıkları için ceza alıyorlar, gerçek suçlularla aynı hapishanelerde ve koğuşlarda tutuluyorlar. İçlerinde taş bile atmadığı halde hapis cezası alan Berivan gibi yüzlerce çocuk var. Ferhat Kentel, Taraf gazetesindeki “TMK mağduru çocuklar için Başbakan'a açık mektup” başlıklı yazısında, bu taş atma oyununu ne sosyologlar, ne psikologlar, ne polisler, ne savcılar, ne yargıçlar, ne Türk ne de Kürt milliyetçileri anlayabilirler. Çünkü ne yazık ki, biz artık büyüdük ve o çocukluk hallerini unuttuk, diyor. 

Evet, çocukların her yaptığı oyundur, taş da atsalar, ateş de yaksalar. Biz büyükler unutmuş olsak da, yine de hatırlamaya çalışalım. Her birimiz çocukken böyle afacanlıklar hiç yapmadık mı? Taş atarak karşı komşumuzun camını hiç kırmadık mı? Birbirimize kızınca hiç taş atmadık mı?

Diyelim ki polise taş atmak başka, çocukları terörist kabul edecek kadar mı başka? Hem artık yasayı yapanlar da uygulayanlar da anlamalılar ki “Suç işleyen çocuk yoktur; suça itilen, suça sürüklenen çocuk vardır”. Aynı şekilde “Çalışan çocuk yoktur, çalıştırılan, sömürülen çocuk vardır.”

Bu ülkede çocukları çalıştıran da, eğitim diye yalnızlığa ve sevgisizliğe terk eden de, suça iten de biz büyüklerden başkası değil. Peki, bütün çocukları mağdur bir ülkenin geleceği nasıl aydınlık olabilir? Öncelikle çocuklarına özgürlük ve adalet sunamayan bir ülke, demokrasi, birlik ve kardeşlik açılımını nasıl sağlayabilir.

Umuyorum ki Sayın Cumhurbaşkanından, Sayın Başbakandan, değerli Milletvekillerine kadar sorumluluk ve yetki sahibi herkes,  çocukların sessiz çığlığını duyar ve çocuklar için adalet çağrısına gönülden bir karşılık verir geç kalmadan ve henüz geç olmadan.

8 Şubat 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir