Üç beş kuruş burs için

TEODORA DONİ Üç beş kuruş burs için

TEODORA DONİ
Üç beş kuruş burs için
 

Geçtiğimiz günlerde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Aysel Çelikel, katıldığı bir televizyon programında, “ÇYDD’nin öğrencilere burs verilmesine aracılık ettiğini” belirterek, “bursu asıl veren bağışçıların hem kurumlar hem de kişiler olabildiğini, bazı kişilerin bağış yaparken şart koştuğunu, türbanlıya katiyen vermem dediğini “ anlatmış.

Bu açıklamayı haber yapanlardan bir kısmı “Türbanlıysa ÇYDD’den katiyen burs yok” şeklinde manşet atmış. Tamam, ÇYDD’nin geçmişteki, Türkan Saylan dönemindeki imajı Müslümanlar nezdinde çok iyi olmayabilir. Ancak Aysel Çelikel, “eskiden yönetimde olmadığını, tam olarak nasıl yapıldığını bilmediğini, kendisinin başkanlığında türbanlı birisi gelip dernekten burs isterse buna hayır demenin hem gayri insani hem de gayri hukuki olacağını” söylemiş. Ayrıca, “mühim olanın, kişinin eğitim görmesi ve üstelik bir kız çocuğunun eğitim görmesinin tüm ailenin eğitim görmesi demek olduğunu” da eklemiş. Elbette Aysel Çelikel’in bu doğru sözleri ÇYDD’nin geçmişteki uygulamalarını aklamaya değil, kendi bakış açısını açıklamaya yönelik.

Birçok insan gibi ben de daha çok olumsuz şeyler duydum hem ÇYDD hem önceki başkanı Türkan Saylan hakkında. Kaldı ki herkesten önce Türkan Saylan’ın kendisi de açıklamalarıyla bu olumsuz görüntüye katkıda bulunuyordu.  Evet, bazen birileri çıkıp bu kuruluşu ve başkanı Türkan Saylan’ı övüyordu ama ben de diğer insanlar gibi pek inandırıcı bulamıyordum. Türkan Saylan vefat ettikten sonra Memleket adlı bir yerel gazetede okuduğum,  “Türkan Saylan’a mektup…” başlıklı ve Mustafa Yiğit imzalı tarafsız ve oldukça samimi bir yazı bunun tek istisnasıydı sanırım.

Hemen belirteyim ki, burada ÇYDD’nin dününü, bugününü tartışmak değil niyetim. Benim asıl canımı sıkan “Türbanlıysa ÇYDD’den katiyen burs yok” şeklindeki manşetler. Bu manşetleri atanlar, türbanlıya neden ÇYDD burs vermiyor diye feveran edeceklerine, başörtülü kızların neden ve kimler yüzünden ÇYDD’den burs istemek zorunda kaldığını sorgulasalar, çuvaldızı başkalarına batırmadan önce iğneyi kendilerine batırsalar, olmaz mı?

Çağdaş Yaşamcılar türbanlıya burs vermezmiş. Peki ya İslamcılar? Onlar nasıl burs verir? Biraz araştırsalar, olmaz mı? Üniversiteden birkaç ay önce mezun olmuş, öğrencilik hayatını muhtemelen bütün canlılığıyla hatırlayan, “Kayıp Halife” adlı romanın da sahibi olan genç yazar Mustafa Yahya Coşkun birkaç gün önce, “Habertaraf” adlı web sitesinde yayınlanan “İslamcılar Nasıl Burs Verir?”  başlıklı yazısında diyor ki:: 

“Gidilecek yere göre kıyafet seçimi yapmak elzemdir. Eğer Çağdaş Yaşamı Destekleyenlerden burs alacaksanız kot pantolonlu ve renkli tişörtlü olmanız gerekir. Tercihan uzun saçlı ve top sakallı olunmalıdır. (Not: Bu makalede konu edilen öğrenci erkektir) Eğer bir Nurcu esnaf abinin mekânına doğru yol aldıysanız kumaş pantolon ve beyaz gömleği tercih etmelisiniz. Kısa saç ve ince bir bıyık olmazsa olmazdır. (Cemaatten değilseniz bütün bu çabalarınızın boşa gitme ihtimali yüksektir). Eğer Milli Görüşçülerin kapısını aralayacaksanız ömrünüzden ömür gidecek demektir. Bir burs koparana dek akla karayı seçersiniz. (Not: Burs almaya gideceğiniz günün Milli Gazetesine muhakkak bakın ve manşeti hıfz edin.)”

Mustafa Yahya Coşkun, yazısının sonlarına doğru “genellemenin kolaycılığına sığınılmıştır” demiş. Ben de aynı şekilde genelleme yaptım ama bu kolay olduğu için değil, gerçek durum bu olduğu için. Yazarın daha çok İslamcıları konu ettiği yazıdan anlaşılan o ki sadece Çağdaşlar değil İslamcılar da öğrencileri kılığına, kıyafetine göre kategorize ediyor. Bu durumda burs ihtiyacı olan çocuklar da kılıktan kılığa girmek zorunda kalıyor üç beş kuruş burs için.

Evet, İslamcılar deniliyor, Müslümanlar değil ve gelinen noktada artık açıkça görülüyor ki İslamcılar ile Müslümanlar artık aynı kimseler değil. İslamcı; artık fıtratını unutmuş, zedelenmiş bir kişilik, hastalıklı bir karakter ve İslamcılık bu kişilik ve karakter için bir acayip geçim yolu… Ve artık İslamcılar denilince benim aklıma daha çok İslamcılıktan geçinenler geliyor. Bursla geçinenleri biliyoruz, öğrenciler. Peki ya İslamcılıktan geçinenler, kim bunlar? Aslında samimi ve saf Müslümanlardan, bir şekilde onlarla karşılaşmış, onlar tarafından aldatılmış, hakkı yenmiş, hırpalanmış, hakkını aramaya kalktığında da saf dışı edilmiş olanlar çok iyi bilir bunları. Ama hala bilmeyenler için birkaç ipucu vereyim:

Bunlar, Müslümanlardan kepçeyle topladıklarını Müslümanlara çay kaşığıyla bile verirken içi gidenlerdir. Bunlar,  işlerinde profesyonel değil diyerek başörtülüleri çalıştırmayan, ürettiklerinin reklamını Müslüman olmayanlara yaptıran,  reklama büyük paralar harcarken, öğrenciye, garibe zırnık koklatmayan, ürettiklerini satmaya gelince de herkesten çok Müslüman olan, bağışı ise reklam olabildiği ölçüde yapanlardır. Ardından da “ne infakı kardeşim,  zekâtımı verdim yetmez mi, ben kazandım bunu, istediğim gibi de harcarım, çocuğumu en pahalı kolejlerde ve Amerika’da okutturur,  tatilimi Miami’de yapar, en pahalı markayı giyer, en pahalı araca binerim, senden mi öğreneceğim Müslümanlığı, bir lokma bir hırka zokasıyla bize maval okuma” diyenler ve dediğini yapanlardır.

Neyse ki devran değişiyor artık, hiçbir şey eskisi gibi değil. Gençler artık herşeyin farkında, Mustafa Yahya Coşkun’un cesurca yazdığı gibi susmuyorlar, haykırıyorlar. Haykırmakta da sonuna kadar haklılar. Yanıltıcı sloganlara artık kanmıyorlar, ne yaşadıklarını biliyorlar. Artık herkes de bilmelidir ki, millete, hele hele yeni nesle, gençlere kül yutturmak kolay değil, ne din adına, ne çağdaşlık adına. Üç beş kuruş burs için her türlü hırpalansalar da.

 1 Şubat 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir