Çam devirenler, iş çevirenler

TEODORA DONİ Çam devirenler iş çevirenler

TEODORA DONİ
Çam devirenler, iş çevirenler
 
Yanlış hatırlamıyorsam 2010 yılının Nisan ayıydı. Bir üniversitenin Bahar Şenlikleri kapsamında düzenlenen Ortadoğu Paneline konuşmacı olarak çağrılmıştı bir arkadaşımız. Panelin yapılacağı tarihten günlerce önce bu arkadaşımız başlamıştı etrafındaki herkese dert yanmaya. Kiminle karşılaşsa ; "yahu ben o panelde ne konuşacağım, ben ne anlarım dış politikadan, Ortadoğu'dan" deyip duruyordu. Ta ki bir arkadaşı kendisine “ya kolayı var” diyerek deyim yerindeyse akıl verene kadar. Arkadaşı demişti ki “diğer panelistlerin görüşlerine katılmadığını her biri için ayrı ayrı belirt, ayrıntılı gerekçelendirmen de gerekmez, akıl dışı, gerçekçi değil, ayağı yere basmıyor gibi sebepler sıralaman diğer panelistlerin birbirine girmesi için yeter de artar bile. Onlardan tekrar senin konuşmana sıra gelene kadar zaten panel süresi biter.” Arkadaşımız o panele gitti ancak arkadaşının dediğini ne oranda yaptı bilemiyorum ama durumu kazasız belasız başarıyla atlattığını biliyorum, demek ki arkadaşının tavsiyeleri işe yaramıştı.
 
Siz bu satırları okurken öyle sanıyorum ki gülecek, en azından gülümseyeceksiniz çünkü ben de o gün itiraf etmeliyim ki çok gülmüştüm. Hem diyeceksiniz ki neden zor olsun ki Ortadoğu hakkında konuşabilmek, zaten bugünlerde herkes dış politika uzmanı ve tabii ki aynı zamanda Ortadoğu ve Arap Baharı uzmanı, biz bile saatlerce konuşabiliriz bu konuda. Evet, haklı olabilirsiniz ama benim anlattığım söz konusu Ortadoğu Paneli yapıldığında, kardeşi kardeşe düşüren, binlerce insanın hayatına mal olan, binlerce insanı mülteci durumuna düşüren ve maalesef daha nice masumun canını alacak gibi görünen,  birçok şehri harabeye döndüren “Arap Baharı" denilen "devrimler" başlamamıştı daha.  Konuşulan daha çok Filistin sorunu, kısmen de Irak’taki işgal ve iç çatışmalardı ki şimdilerde en az konuşulan.
 
Arkadaşımızın bu Ortadoğu Paneli macerasını elbette ki sizleri güldürmek için anlatmadım. Son zamanlarda birilerinin birilerine sadece karşı çıkmasıyla nasıl ortalığın karıştığını gördükçe bunu hatırladım da anlattım.  Elbette şimdilerde ne gündemi dolduran tartışmalar o Ortadoğu paneli kadar basit ne de saf insanları kullanıp zaten karışık olan zihinleri daha da karıştırmak için onları ortaya atarak tartışmayı büyüten ve böylece çıkan curcunadan yararlanıp kaba tabirle bir sürü iş çevirenler o arkadaşımıza tavsiyede bulunan arkadaşı kadar masum.
 
Tam da bu yüzden, asıl sorgulanması gerekenler, neye sebebiyet verdiğinin farkında olmadan çam devirenler değil bu çam devirenler sayesinde bir sürü iş çevirenlerdir. Şimdi bazıları ,”nasıl yani, nedir bu iş çevirme, kimler bu bir sürü iş çevirenler, tam olarak açıklasanız da anlasak” diyecek ama onlara, anlaması gerekenler anladı, demekle yetiniyorum, onlar da böylece anlamış olurlar herhalde.
 
“Arap Baharı” konuşulmaya başlandığında, Mısır’da gençlerin Tahrir Meydanı’nda toplanıp haykırdığı günlerde  “Diktatörlerin gitmesiyle her şey güzel olacak mı?” diye yazmıştım. Şimdi ben “Tunus’da, Libya’da, Mısır’da diktatörler gitti, peki diktatörlerin gitmesi dışında ne değişti, zulüm bitti mi, adalet geldi mi, diye sorsam, hayda sen hala orda mısın, diyecekler. Niye, çünkü şimdi herkes Suriye’yi konuşuyor. Ne yazık ki Tunus’da, Libya’da, Mısır’da yaşananlar kat kat fazlasıyla şimdi Suriye’de yaşanıyor ve her zaman olduğu gibi yine “koyun can derdinde, kasap et derdinde”. Kasapları biliyoruz ama o kasapların işlerini adeta bir tilki kurnazlığıyla yapan içimizdeki çıraklarını hiç tanımıyoruz, o çam devirenler sayesinde bir sürü iş çevirenleri hiç tanımıyoruz.
 
Suriye’de akan kardeşkanını, laboratuarda kimyasal element tahlili yapar gibi konuşanlar nasıl bir yürek sahibidirler acaba ve nasıl bir akılla her cümlelerinde yeni bir çam deviriyorlar.  Daha düne kadar Esad ve ailesine alevi diyenler şimdi de Alevilerin Esad sempatisini bertaraf etmek için Esad’ın Nusayriliğinden, Araplığından ve Türk Aleviler gibi olmadığından söz eder oldular. Konuşulan ayrıntıya bakar mısınız? Meselenin odak noktası bu mu yani? Diğer yandan Esad’ın gitmesinden çok akan kanın durmasını önceleyenleri Esad yanlısı göstermek,  Şii diye yalnızca bu nedenle İran’ı Esad yanlısı göstermek hatta akan kanın durmasını önceleyen ülkemizin insanlarını da hemen İrancı (ne demekse) diye yaftalamak da neyin nesi.  Söyleyeyim, bir taşla birkaç kuş vurma hesabı… Niye böyle bir hesap var. Çünkü bölgenin iki güçlü devleti Türkiye ve İran arasındaki dostluk ve Müslüman halkları arasındaki kardeşlik bağları bozulmadıkça, hayal edilen Ortadoğu talanının gerçekleşmesi hiç de kolay olmayacak.
 
Sayın Başbakanın geçtiğimiz hafta İran dönüşü yaptığı açıklamalara bakarak nifak hesaplarının eninde sonunda boşa çıkacağını umut edebiliriz. Bir de Malatya’daki şu Füze Kalkanı ve ABD’nin Adana İncirlik’teki Üssü olmasaydı, o zaman çok daha fazla umutlu olurduk herhalde.
 
Başta Suriye olmak üzere tüm Ortadoğu ülkeleri Müslüman halklarının Türkiye’den Suriye konusunda İran’dan daha fazlasını yapmasını, akan kanın durmasında öncü rol oynamasını beklediğini düşünüyorum.
 
Ama şu da bir gerçek ki bırakın akan kanın durmasını belgesel film çekmek için Suriye’ye giden ve 3 haftayı aşkın bir süreden beri orada alıkonulan gazeteci Adem Özköse ile Kameraman Hamit Coşkun’un serbest bıraktırılarak Türkiye’ye evlerine dönmesi bile hala sağlanamadı.
 
Her şeye rağmen umudumuzu yitirmemek, duaya devam etmek istiyorum ve gazetecilerimizin eve dönmesi için de Suriye’de akan kanın durması için de gerekenin yapılmasında geç kalınmaz inşallah demek istiyorum. O zaman çam devirenler de, iş çevirenler de sorgulanır elbet bir an önce.

 

2 Nisan 2012 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir