Çözümün Türkçesi: Anadilde eğitim hakkının iadesi

TEODORA DONİ  Çözümün Türkçesi: Anadilde eğitim hakkının iadesi

TEODORA DONİ 
Çözümün Türkçesi: Anadilde eğitim hakkının iadesi
 

Bu ülkede cumhuriyet dönemiyle birlikte başlayan ve bir türlü çözülemeyen sorunlardan biri de anadilde eğitim sorunu. Nasıl çözülebilir ki birçok yönüyle eğitim sistemi zaten başlı başına bir sorunken. Yeni eğitim öğretim yılı başladığında “Geçmişi unutmadan geleceğe bakmak” başlıklı yazımda “Birinci sınıfa başlayan minik çocuklar ki bunlardan biri de benim oğlum, bugün ders başı yapacaklar. Çocuklar nasıl çarpık bir eğitim sitemine dâhil olduklarının elbette ki farkında değiller, çok şükür ki de değiller, ama biz büyükler farkındayız ve ister istemez heyecanımızdan çok endişelerimiz daha ağır basıyor” diye yazmıştım.

Benim anadilim Rumence, eşimin anadili Kürtçe olduğu halde bu yıl okula başlayan oğlumuzun anadili Türkçe. Birçok dilde sayısız kelime veya kısa cümleler biliyor ama sonuçta anadili,  annesinden yani benden öğrendiği dil, Türkçe. Buna rağmen okula başladığından beri evde anlamsız garip sesler çıkarıyor, aynı sesleri tekrarlıyor, bize de tekrarlatıyor, bu bir eğitim yöntemi ve çocuğumuz harfleri öğrenecek diye hepimiz perişan olduk ki bu daha başlangıç.

Evimizde ben de eşim de çocuklarımızla her zaman Türkçe konuşuyoruz ve onların da Türkçeyi çok iyi kullanmalarına özen gösteriyoruz. Dolayısıyla çocuğumuz okula başlamadan önce bu dili çok düzgün kullanabildiği,  hatta cümleleri ve kelimeleri tam telaffuz etmek için çok titizlik gösterdiği halde, buna takıntı da diyebiliriz, bunca zorluk çekiyor.  Bu durumda hiç Türkçe bilmeyen veya çok az bilen, Kürtçe konuşan bir ailede yetişen bir çocuğun okula başladığında çektiği eziyeti düşünmek bile istemiyorum.

Ya her sabah okumak zorunda oldukları  Türküm diye başlayan ve “Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!" diye biten öğrenci andına ne demeli. Ben Rumen’im, eşim Kürt ama çocuğum her gün “Ne mutlu Türküm” demek zorunda. Ben de ne yapıyorum, İstiklal Marşımızın okunduğu pazartesi günleri dışında her gün çocuğumun öğrenci andı okunmasının bitimine denk gelecek şekilde okula kavuşmasına özen gösteriyorum, şimdilik bulabildiğim tek çözüm bu.

İtiraf etmeliyim ki bunca saçmalıkla uğraşmak zorunda kaldığım için son zamanlarda biraz gerginim. Bunların üstüne bir de ilginç veli profilleriyle karşılaşınca bir yandan üzülüyor bir yandan da sinirleniyorum. Hangi birini sayayım, çocuğunu okula getiren annelerin garip bir biçimde sakız çiğneyerek öğretmenle konuşmasını mı? Velilerin öğretmene karşı olan laubali tavırlarını ya da koridorlarda yüksek sesle konuşmaları ve kahkaha atmalarını mı? Hep merak etmişimdir bu şekilde davranan anne veya baba acaba hiç düşünmüyor mu, ben bu şekilde davranırsam çocuğuma çok kötü örnek olurum ve çocuğum da büyüdüğünde, gelecekte aynı şekilde davranır, diye endişe etmiyor mu?

Gelecek demişken “Özgür Eğitim-Sen Merkez Yönetim Kurulu Üyesi” yani bir “eğitimci” olan Ufuk Coşkun’un bir süre önce gazetemiz Yeni Şafak’ta yayınlanan “Özgürlük ve demokrasi için yapıcı muhalefet” başlıklı yazısından da söz etmek istiyorum ki eğitimcilerimizin de meseleye nasıl baktığı daha iyi anlaşılır belki. Merakla okuduğum yazısının bitimine doğru bir cümlenin içindeki şu üç kelimeye takıldım "hükümeti sıkıştırmak durumundayız” ve gülmeye başladım. Nasıl yapacağız bunu, nasıl olacak “hükümeti sıkıştırmak”. Yazıyı tekrar okumak zorunda kaldım çünkü o üç kelime okuduğum her şeyi unutturmuştu. Öyle çok takıldım ki o üç kelimeye, yazının içinde bana göre çok sorunlu bir cümleyi bile unutmuştum, yazıyı tekrar okuduğumda onu yeniden fark ettim. Kendi düşüncesi diyerek geçtim ama sonuçta Sayın Coşkun o yazıyı sadece bir yazar olarak değil aynı zamanda bir “eğitimci” sıfatıyla da yazdığı için ister istemez dikkate almak zorundaydım, aldım da. Ciddiye aldığım için kısa bir süre önce Taraf gazetesinde yayınlanan “Kürtçesi olmayan Kürt Türkçesiz Türk gibidir” başlıklı yazısını da okudum. Bakın Sayın Coşkun ne diyor o yazıda: ”Türkçe ya da Kürtçe eğitim veren iki okuldan birini seçme imkânına sahip olan bir Kürdün yerinde olsaydım eğer tercihimi Kürtçe eğitim veren bir okuldan yana değil de Türkçe ya da -eğer zenginsem- İngilizce eğitim veren bir özel okuldan yana kullanmak isterdim. Nitekim bir Türk olarak gönlüm çocuğumun İngilizce eğitim veren bir okulda okumasından yana. Çünkü bu çocuğumun geleceği için uygun bir tercih gibi duruyor”. Şimdi, “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu”, demez mi birileri. Çocuklarımız için İngilizcenin egemen olduğu bir gelecek nasıl istenir, diye sormaz mı bilirleri.

Anadilde eğitim konusunda söylenecek çok söz var elbette, belki daha uzun süre yazılacak, konuşulacak ancak ben de gazetemiz Yeni Şafak yazarlarından Kürşat Bumin’in “Anadilde eğitim' mi dediniz? Yasin Ceylan'ı okuyun yeter” başlıklı yazısında dediği gibi “Yasin Ceylan’ı okuyun yeter” diyorum. Çünkü Yasin Ceylan Radikal gazetesinde yayınlanan “Kürt dilinde eğitim” başlıklı yazısının bitiminde diyor ki: “Başbakan, başörtüsü meselesinde, Diyanete soralım diye bir fikir ortaya atmıştı. Anadilde eğitim konusunu da ehline (pedagog, psikolog ve dilbilimciler gibi) sorarsa yerinde bir iş yapmış olur. Bunu yapmazsa, içten içe inanmış olduğu “Yaratandan dolayı yaratılanı sevmek” prensibinden taviz vermiş olur. Çünkü bir insanın hakkına engel olmak, onu sevmemektir. Sevme konusuna gelince, bir de başka türlü bir sevmek vardır. Yaratılandan dolayı Yaratanı sevmektir. Yaratılanda İlahi iradenin dokunuşlarını görmektir. Aslında, biz faniler için mümkün olan sevgi, bu sevgidir. Çünkü Tanrı dolaysız sevilemez. Bunu gerçekleştirdiğimiz gün, adalete ve eşitliğe gerçekten inanmış oluruz.”

Evet, gönül istiyor ki adalet, barış ve sevgi medeniyetinin kök saldığı bu topraklarda bütün vatandaşlarımızın anadilde eğitim hakkı artık kendilerine iade edilsin, bu anadiller ortak dilimiz Türkçe ile birlikte en güzel şekilde yaşatılsın ve güzel Türkçemiz daha fazla İngilizceye kurban edilmesin.

11 Ekim 2010 / Yeni Şafak

Çözümün Türkçesi Çözümün Türkçesi Çözümün Türkçesi

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir