İnsanlık nereye gidiyor

TEODORA DONİ  İnsanlık nereye gidiyor

TEODORA DONİ 
İnsanlık nereye gidiyor
 

Dostlarım ve ailem bana, başka insanların dertlerini, özellikle de toplumun bazı önemli sorunlarını bu kadar içselleştirmemin doğru olmadığını söylediklerinde, haklısınız inşallah zamanla alışırım, daha az üzülmeyi öğrenirim, diyorum onlara. Ancak sırf dostlarımı ve ailemi rahatlatmak, benim için endişelenmemelerini sağlamak için bunu söylediğimi fark ediyorum ve asla alışmak istemiyorum doğrusu. Vicdan sahibi hiçbir insan da alışmamalı diyorum toplumu içten içe çürüten bu sorunlara, dönüşü olmayan bir yok oluşa doğru yol alan bu gidişe. Daha çok çocuklarımızın, kızlarımızın ve kadınlarımızın maruz kaldığı bir sapkınlık, bir ahlaksızlık salgınıyla karşı karşıyayız.  Gizliden gizliye yayılan, hızla artan bir salgından, bütün değer yargılarını hızla yitiren insanların giderek çoğaldığı bir toplumdan söz etmek, toplum olarak yaralarımızı deşmek, kendi kendimizle, çevremizle yüzleşmek kolay değil elbette.

Bu konuda yazacak gücü kendimde bulamayacağımı, hatta bu konuda yazmaya kolay kolay cesaret edemeyeceğimi düşünüyordum, yaklaşık on gün önce Mehmet Atak’tan o yürek sarsıcı e-mail gelene kadar. Okudum ve o gün karar verdim, bu konuda mutlaka yazmalıyım dedim, ama nasıl yazacağımı, daha doğrusu kalbimin buna nasıl dayanacağını bilemediğim için erteledim. Ayrıca benzer olayları anlatan sayısız e-mailin geleceğinden ve hepsini ayrı ayrı cevaplayamayacağımdan endişe ettiğim için de hem yazıyı hem de Mehmet Atak’ı aramayı erteledim.  Bu arada Mehmet Atak’ın kim olduğunu bilmeyenler için hemen söyleyeyim, tiyatro sanatçısı ve aynı zamanda öncü bir aktivist ki çoğu insan onu daha çok TMK mağduru çocukların ateşli savunucularından biri olarak tanıyor.

Nasılsa Mehmet Atak başka insanlara da o yazısını göndermiştir veya yazısı en kısa zamanda yayınlanır ve başkaları yazıyı görür de bu konuda yazar diye beklemeyi de,  böyle bir konuyu sadece kalbim dayanmıyor diye görmezden gelmeyi de düşünemezdim elbette. Bu konuda mutlaka yazmalıyım dediğim gün yayınlanan, gazetemiz Yeni Şafak yazarlarından Osman Özsoy’un  “Ensest ilişki” başlıklı benzer konudaki yazısı, kararımı tamamen kesinleştirdi. Medyada bu konuların hiç konuşulmadığını, yazılmadığını söylemek yanlış olur ancak bu konuda son zamanlarda yazılıp konuşulanlar daha çok çarpık ilişkileri sergilemeleriyle ön plana çıkan bazı televizyon dizileri ve programlarına yönelikti.

Mehmet Atak’ın yazısında bir ensest ilişkiden söz edilmiyor ama bir genç kızımıza yaşatılan iğrenç olaylar sorgulanarak toplumdaki kötü gidişatın ve adaletsizliğin vardığı noktaya dikkat çekiliyor. Öyle ki Mehmet Atak daha yazısının başlığında “N.Ç. Davası: Hâkimlik mesleği feshedilse…” diyerek isyan ediyor. Bana bu yazısını gönderdiği e-mailde yazıdan önce hal hatır sorduktan sonra şöyle bir not yazmış: ” Benim için çok hırpalayıcı bir yazı oldu. Günlerce başına oturup devam edemeyip bıraktım. Şahsen de tanıdığım bir çocuğa yapılan ifade edilemeyecek bir zulüm bir taraftan, artık değişmesi gereken bir sistem, ayrıca bir zihniyet hakkında söylenmesi gerekenler sonra. Sonunda vakit geldi diye, zaman zaman boğazım düğümlenip, gözyaşı akıtıp bırakarak da olsa dün gece tamamladım. İnşallah yerine ulaşabilecek, bir kaç kalp gözünün açılmasına vesile olacak bir yazı olur, bir miktar da yargının tartışılmasına katkısı olur.”

Evet, inşallah öyle olur diyorum ben de ve o yazısından da bir iki paragrafı burada paylaşmak istiyorum: ” N.Ç. ‘Bu benim utancım değil, ismimi saklamıyorum’ dese de, ben zaten telafi edilemeyecek kadar hasar görmüş bu genç kadına, onu yeni insanlık suçlularına hedef göstermemek için N.Ç. demeye devam edeceğim. N.Ç., 2003 senesinde, henüz 12 yaşında bir sübyan iken, Mardin’de iki yetişkin kadın tarafından pazarlanarak, aralarında yüzbaşı, kaymakamlık yazı işleri müdürü, ilköğretim okulu müdür yardımcısı, mahalle muhtarı gibi meslekleri işgal etmiş 31 yetişkin erkeğin tecavüzüne uğramıştı.”

“4 sanık, suçu işledikleri ispat edilemediği için ayrı ayrı beraat ettirildi. Diğer tecavüzcüler 1 sene 4 aydan 4 sene 10 aya değişen cezalara çarptırıldılar. Erkek (?!) hakimin, sadece iki sübyan pazarlamacısı kadın(?)a ağırlaştırma takdiri işledi ve onlara 9'ar sene ceza verdi. Aradan 7 sene 6 ay geçtiği için, olağanüstü zaman aşımına tabi tutarak, kamu davalarının ortadan kaldırılmasına karar vermesi de üzerinin kaymağı oldu. Bir çocuğun, müstakbeli dahil bütün hayatını karartmanın bedelinin resmi takdiri buymuş demek bu coğrafyada.”

Mehmet Atak, böyle haksız kararlar yüzünden yazısında hâkimlik mesleğinin feshedilmesini isteyecek kadar adaletsizliğe isyan etmesine rağmen hala bu toprakların inanç sahibi insanlarından umutlu ki yazısının iki ayrı yerinde şu Kur’an ayetini tekrar etmiş: :” Mümin erkeklere söyle, bakışlarını indirsinler, haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Muhakkak ki Allah, yaptıkları şeylerden haberdardır.” (Nur-30).

Hâkim ve savcılardan da hepten umudu kesmemeliyiz diyorum, duyarlı savcıların, hâkimlerin hala var olduğunu bize hatırlatan Osman Özsoy’un yazısının başında anlatmış olduğu savcıyı hatırlayarak. Birkaç yıl önce savcının samimi daveti üzerine Osman Özsoy savcının yanına gitmiş. Savcı, masasının kenarında bir yığın halinde duran dosyaları göstererek, bunlar ne biliyor musunuz, demiş. Herhalde dava dosyalarıdır, demiş Osman Özsoy. Orası elbette doğru ama bunların birçoğu ensest ilişki dosyası, sizi sohbete onun için davet ettim. Mademki üniversitede sosyoloji bölümündesiniz, bu memleket nereye gidiyor, hele bir anlatın, demiş savcı.

Evet, bu memleket nereye gidiyor, siz de hele bir anlatın bakalım ey her şeyi biliyorum diyenler, ey her konuda ahkâm kesenler, insanlık nereye gidiyor.

18 Ekim 2010 Pazartesi / Yeni Şafak

İnsanlık nereye gidiyor İnsanlık nereye gidiyor İnsanlık nereye gidiyor

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir