“Dağı delen ırmak” ya da özgürlük için haykırmak…

TEODORA DONİ “Dağı delen ırmak” ya da özgürlük için haykırmak…

TEODORA DONİ
“Dağı delen ırmak” ya da özgürlük için haykırmak…
 
"İnsanlar denize doğru akan nehirlere benzerler. Nehir gibi belirli mecralardan yürürler, yaşarlar ve bir yerde sonsuz denizlere erişirler. Ama bazıları herkesin gittiği yolu bırakıp başka yoldan yürümek ister. Nehirlerde de bazen ayrılan, kendi yolunu arayan ırmaklar vardır. Kendi yolunu açar ve akar gider ırmak dağlara, tepelere çarpıncaya dek… Irmak vardır, dağın üstünden atlamak istercesine kayalara çarpar, suları köpürerek yükselir, sonra gerisin geri düşer bir an, durgunlaşır. Sonra dağı kucaklayarak, öperek etrafında dolaşır ve sonra denize akar, gider" diyor Kemal Haşim Karpat, Timaş Yayınlarından çıkan "Dağı delen ırmak"  adlı kitabında…
 
Emin Tanrıyar’ın Kemal Haşim Karpat’la yaptığı söyleşilerden oluşan bu kitabı okuduğumda gerçekten de sayfalar boyunca hep dağı delen bir ırmağın denize doğru akışını gördüm. Adını iyi bir tarihçi olarak duyduğum Kemal Haşim Karpat hakkında kısa bir süre öncesine kadar çok az bilgim vardı. Hatta Romanya doğumlu olduğunu bile bilmiyordum  İbrahim Paşalı TVNET'te yaptığı "Makam Arabası" programında bunu söyleyinceye kadar.
 
Kitabın daha ilk sayfalarında, ilk söyleşide çocukluğumdan beri çok iyi  bildiğim ve eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bir yazımda da söz ettiğim Romanya’nın Babadağ şehrini anlatan cümlelerle karşılaştığımda geçmişi yeniden hatırladım ve çok duygulandım. Yine edebiyat yapıyorsunuz, şimdi bu söylediklerinizin Türkiye ve gündemle ne ilgisi var demeyin lütfen. Türkiye’nin meseleleri üzerine aklının erdiği ölçüde kafa yoran, Kemal Haşim Karpat gibi sonradan Türkiye’ye gelen biri olarak en azından benimle ve bu ülkedeki benim gibi olan insanlarla ilgisi var. Aslında herkesle ilgisi var,  hayatı denize doğru akan nehirlere benzeyen bütün insanlarla…
 
Kemal Haşim Karpat' ın dediği gibi ben de tıpkı o ırmaklar gibi kendime bir yol açmaya çalıştım, lakin bu sıralar dağlara, tepelere çarptığımı, kemiklerimin un ufak olduğunu hissediyorum. Buna rağmen toparlanıp devam etmek zorunda olduğumu da biliyorum. Hayatımla ilgili yeniden özeleştiri yapmama neden olan Kemal Haşim Karpat'ın söyleşilerini okuduğumda bir yandan kendimi daha iyi daha umutlu hissederken diğer yandan Kemal Haşim Karpat’ın da benim gibi bu ülkede birileri tarafından hep "yabancı" olarak görüldüğünü anladım ne yazık ki. Belki de bu özeleştiriye zaten ihtiyacım vardı,  belki de hepimizin buna ihtiyacı var, bu ülkede yaşayan herkesin,  hele ki bugünlerde… Başkalarının zalimliğinden söz etmeden önce kendimize bakmaya, öncelikle içimizdeki zalim taraflarımızı, yanlış algılarımızı görmeye, kendimizi yeniden gözden geçirmeye ihtiyacımız var.
 
Kemal Haşim Karpat gibi her yönüyle bizden biri olan, bu ülkenin tarihini, insanlarını çok iyi bilen birisinden hayatını, yaşadıklarını ve kendisine yaşatılanları dinlemek, okumak, kendi adıma söylüyorum bana çok iyi geldi. Yazıma bu kitaptan söz ederek başlamamın nedeni sadece bunlar değil elbette. Birçok nedeni var bunun. Bu kitapla, bu toprakların güzel insanlarının yabancı olarak algılanan insanlar hakkında ne kadar değişken fikirlere sahip olduğunu bir kez daha hatırladım,  tabii ki çocukluk, gençlik  günlerimi ve ailemi, annemi ne çok özlediğimi de…
 
Bunları hatırlarken ister istemez ne çocukluğunu ne de gençliğini tam olarak yaşayabilmiş, yıllarca zindanlarda çürüdüğü yetmezmiş gibi annesinin cenaze törenine bile gidememiş insanları da hatırladım;  faili meçhul cinayetlerle hayatlarından olmuş, naaşları kayıp, çocuğunun, eşinin, anne veya babasının gidip başında dua edebileceği bir mezarı bile belli olmayan insanları da…  Çoğu zaman pek de herkesin gözü önünde yaşanmıyor bu dramlar. Birçok zulüm hiç birimizin haberi olmadan yapılıyor ve duyulmaması için her yola başvuruluyor. Körlerin bile göreceği sağırların bile duyacağı kadar açıkça ortada olan zulümler için de kafa karıştırıcı, algı yanıltıcı her türlü yöntem deneniyor.
 
Böyle bir dramı yaşayan, büyük haksızlıklara uğratılan insanlardan biri olan Salih Mirzabeyoğlu’nun durumu hakkında ilk yazanlardan ve mağduriyetine tekrar tekrar dikkat çekenlerden biri olarak şimdi bir kez daha yazmamın da nedeni var. Kısa bir süre önce Salih Mirzabeyoğlu’nun annesinin vefat etmesinin ardından sosyal medyada sevenleri tarafından yapılan birbirine benzer epey yorum okudum. Allah rahmet eylesin, mekânı cennettir inşallah. Salih Mirzabeyoğlu’na da Allah sabır versin. Kendisi cezaevinde olduğundan ve izin verilmediğinden ne yazık ki annesinin cenazesine katılamadı ve doğal olarak sevenleri, vicdan sahibi herkes buna tepki gösterdi.
 
Bu tepkiyi, bu öfkeyi anlayabiliyorum ama asıl konuyu kaçırıyoruz. Kendim de çok öfkeliyim ama bunun nedeni Salih Mirzabeyoğlu’nun cenazeye katılamaması değil,  annesinin son 13 yılını oğlundan ayrı, özlemle, endişeyle yaşamak zorunda kalmasıdır. Salih Mirzabeyoğlu yıllardır cezaevinde ve sadece annesinden, babasından değil yıllardır eşinden ve çocuklarından da uzakta. Annesinin cenazesine katılabilseydi, buna izin verilseydi ne değişecekti, bu yılların acılarını işkencelerini unutturacak mıydı yoksa hepimize. İnsanların adaletsizliğe, hukuksuzluğa karşı olan öfkesi bir anda dinecek miydi?
 
Son günlerde, adının tam tersine yıllardır cezaevinde olan Özgür Uygun’un daha 19 yaşındayken nasıl 17 yıl hapis cezasıyla cezalandırıldığını, devletin korumasındayken nasıl merdiven boşluğundan aşağıya atıldığını ya da kendini attığını ve nasıl felç olduğunu yazan gazete haberlerini de insanlar görmezden mi gelecekti? Bütün olanlara rağmen Özgür Uygun’un serbest bırakılması yerine bakımı için ağabeyinin de cezaevinde kendisiyle kaldığını böylece kardeşinin ailesinin de nasıl mağdur edildiğini kimse umursamayacak mıydı?
 
Elbette hayır. Ancak daha ne zamana kadar sistem değişmedikçe cezaevlerinde yeni Salih Mirzabeyoğlu ve Özgür Uygun’ların olacağını unutarak sadece tek tek kişiler için sesimizi yükselteceğiz ki.  “Dağı delen ırmak” olmak, herkese adalet için, herkese özgürlük için haykırmak varken…
 
30 Ocak 2012 Pazartesi / Yeni Şafak

“Dağı delen ırmak” “Dağı delen ırmak”

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir