“İnsan” acıyı onurla sırtlayıp taşımalı…

TEODORA DONİ “İnsan” acıyı onurla sırtlayıp taşımalı…

TEODORA DONİ
“İnsan” acıyı onurla sırtlayıp taşımalı…
 
Birçok insan gibi ben de hiç unutmadım Hrant Dink’in yıllar önce kendisiyle yapılan bir söyleşide söylediği şu cümleleri: “Su çatlağını buldu, bu cümle beni mahvetti, ben de oturdum ağladım. Su çatlağını buldu. O ne laf Yarabbim, o ne edebiyat, o ne dervişlik, o ne Anadolu insanının, cümlelerle, sayfalarla anlatılamayacak özdeyişi bu…” 
 
Anadolu insanına olan hayranlığını, sevgisini, saygısını  bu kadar güzel anlatan böylece kendisinin de bu topraklara aidiyetini, gönülden bağlılığını gösteren Hrant Dink ne yazık ki yine bu topraklarda katledildi ve yine ne yazık ki katledilmesinin gerçek nedenini anlamak için yeterince çaba gösteremedik hiçbirimiz.
 
Hırant Dink’in katline ferman çıkaranlar nasıl kendilerini gizlemeyi başardılarsa katledilmesinin gerçek nedenini de hepimizden gizlemeyi başardılar. İstediler ki yalnızca adı Hırant olduğu için,  yalnızca Ermeni olduğu için öldürüldüğünü düşünsün herkes. Çünkü böyle bir cinayetle zaten zihni de yüreği de büyük ölçüde kirletilmiş toplumda nefret de şiddet de arttırılabilecekti. Bunun için de Ermeni kimliğiyle bilinen, Ermenilerin sorunları üzerine düşünen konuşan yazan Hrant Dink’ten daha uygun biri bulunamazdı elbette. Öyle de oldu.
 
Hrant Dink, bu toprakların güzel insanları arasına örülen nefret duvarlarını yıkmaya çalışan, zulümlere karşı duyarsızlaştırılan toplumu duyarlı olmaya çağıran biriydi.  Onun bu çağrısını duyamayanlar, anlayamayanlar,  hiç olmazsa ölümüyle birlikte duymalıydı, anlamalıydı.  Nasıl vurulduğuna, tabanı delik ayakkabılarıyla yerde nasıl yüzüstü yattığına bakıp duymalıydı, anlamalıydı. Birçok insan gibi ben de hiç unutmadım o yürek burkan görüntüyü.  Sokakta,  yerde, yüzüstü yatan bir adam, artık cansız olan bedeni beyaz bir örtüyle örtülmüş, ayakları açıkta, daha doğrusu ayakkabılarının delinmiş tabanları görünüyordu yalnızca.
 
Evet,  o görüntüye ilk baktığımda yerde yüzüstü yatan adamın ne Hrant Dink olduğunu gördüm ne de Ermeni olduğunu.  Sadece insanlığın bir kere daha vurulduğunu gördüm.  Cansız bir fotoğraf karesinde acının bütün derinliğiyle nasıl canlı durabildiğini gördüm. “Anadolu’da hoş bir laf vardır ve biz Anadolu insanıyız ; ‘Acıyı onurla sırtlayıp taşımalı’. Yaygara yapmadan, patırtıya vermeden sırtlar taşırsın.” diyordu Hrant Dink ve dediği gibi de onurla sırtlayıp taşıdı acısını, acımızı.
 
Peki, bu ülkenin insanları ne yaptı sonra. Kimileri onun ölümü üzerinden Ermeni düşmanlığı yaptı. Onun ölümüne üzülenleri vatan haini ilan etti.  Kimileri  “Hepimiz Ermeni'yiz” dedi. Bu arada Hrant Dink cinayetinin soruşturulması yapıldı ve açılan dava nihayet karara bağlandı.  Karar kesin değil tabii çünkü daha davanın Yargıtay aşaması var.
 
Dava ve karar hakkında çok konuşuldu, yazıldı. Onları tekrar etmeyeceğim çünkü söyleyecek söz bulamıyorum. Soruşturma ve yargılama boyunca her gün ayrı bir skandalla yeniden sarsıldık. Bu kararla adaletin tam olarak tecelli etmediği konusunda neredeyse herkes hemfikir. Cinayetin arkasındaki asıl güç ve irade ortaya çıkarılamadı çünkü sanıklar tam konuşmadı,  soruşturma derinleştirilemedi ama neden.  Birileri birilerinden mi çekiniyor bilemiyoruz ama inanıyorum ki yaşanan bunca hukuksuzluğa rağmen gerçekler bir gün mutlaka ortaya çıkacak,  bu davanın da bütün karanlık noktaları bir bir aydınlanacaktır.
 
Evet, cinayetin arkasındaki karanlık güçlerin kimler olduğunu bir gün mutlaka öğreneceğiz. Ancak öyle görünüyor ki toplumun zihnine ve yüreğine bulaşan karanlık öyle kolay kolay temizlenemeyecek. Hrant Dink'in eşi Rakel Dink’in dediği "Bir bebekten bir katil yaratan karanlık”, insanların zihinlerini öyle zehirlemiş ki bazen kendi kendime soruyorum, acaba kaç nesil sonra temizlenir bu.
 
Hrant Dink'in Ermeni olmayan çok yakın arkadaşları, dostları bile bu zihin kirlenmesinden nasibini almış gibi.  Birkaç gün önce bir Türk gazeteci arkadaşı televizyonda Hrant Dink'in kendisinden çok daha iyi Türkçe konuştuğunu söyledi.  Şimdi bu ötekileştiren bir bakış açısı değil mi? Bu bilinçaltı, aynı şekilde yıllardır ötekileştirilen Kürtlerde de var. Garip ama gerçek, izlediğim bir televizyon programında bir İslamcı Kürt aydın da, özellikle muhafazakâr dindar bir kısım insanların Kürtlere "Ermeni muamelesi" yaptığını söylüyordu.  Kafaların ne kadar çok karışık olduğunu gösteren böyle o kadar çok örnek var ki.
 
Bir de, Hrant Dink için yapılan yürüyüşlere, gösterilere katılan Müslümanları zehir zemberek eleştiren, siz Liberallere ( her kimse bu Liberaller) mevzi kazandırıyorsunuz, Müslümanların kanına giriyorsunuz diyerek ağır ithamlarda bulunan yeni yetme İslamcılar ve onlarla aynı düşünen dünün Milliyetçisi yeni yetme Ümmetçiler var ki onlara ne demeli…
 
Sözde açılım üstüne açılım yapan hükümetin her gün okullarda, çocuklara okula başladıkları ilk günden itibaren söyletilen “Türk’üm” diye başlayan “Ne mutlu Türk’üm diyene” diye biten andı bir türlü kaldıramamasına ne demeli. Hadi diyelim ki Hrant Dink cinayetini, şüpheli Muhsin Yazıcıoğlu kazasını, 34 çocuğun hayatını kaybetmesine neden olan Uludere’de sınırdaki uçak bombardımanını önlemeye gücü yetmedi hükümetin ve bu olaylardaki sır perdelerinin tam olarak çözülebilmesi için zamana ihtiyaç var.  Hadi diyelim ki 28 Şubat süreci mağdurlarına,  Salih Mirzabeyoğlu gibi yıllardır haksızca cezaevinde yatanlara özgürlük yolunu açmak için de zamana ihtiyaç var.
 
Peki, okullardaki kışla düzenine, en azından bu and uygulamasına son vermeye de mi gücü yok hükümetin bunun için de mi zamana ihtiyaç var. Kaç nesil daha heder olup gidecek, kaç ömür? Daha ne kadar sürecek bu karanlık.
 
23 Ocak 2012 Pazartesi / Yeni Şafak

“İnsan” acıyı onurla sırtlayıp taşımalı…

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir