Fırtına Adam

TEODORA DONİ Fırtına Adam

TEODORA DONİ
Fırtına Adam
 
“…
şimdi paramparça can
işte bir kez daha doldu vakit
fırtına dindi ve gittin
açıldı kapı
kırıldı kilit
şimdi bütün kederler üryan
ey arkadaşım Sait
…”

Sıtkı Caneyin “Ey Arkadaşım Sait şiirinden.

Benim için kendisi hakkında yazmak çok zor. Bu dünyadan ansızın gitti ve arkasında o kadar çok kederli insan bıraktı ki. Tanıyanlar, onu ne çok sevdiklerini gidişiyle asıl anlamışlardı sanki. Muhtemelen hayatta iken o da bunu hiç fark edemedi. Timeturk okuyucuları eminim ki onu hiç unutmadılar, unutmayacaklar.

Kimden bahsediyorum biliyor musunuz Mehmet Sait Yakut’tan. O gittiğinden beri onu hatırlamadığım bir tek gün yok. Paylaşım sitelerinden birinde M. Sait Yakut’un kardeşleri de var ve onu unuturmamak adına çok çaba harcıyorlar. Allah hepimize böyle kardeş nasip etsin, vefalı ve böyle büyük bir acıya dayanıklı.

Şimdi ben de M. Sait Yakut’un yazdığı Timeturk’te yazıyorum ama Sait artık yazmıyor. Bu benim için çok farklı, çok garip, hüzün dolu bir duygu. ilk günden beri hep kendi kendime diyorum; keşke Sait hayatta olsaydı şimdi burada yine yazsaydı ve benim yazılarımı da eleştirseydi. Yorumlarıyla, eleştirileriyle herhalde beni çok hırpalardı.

Çok güzel hızlı bir kalemi vardı. Kendisi gibi heyecanlı ve yeri gelince çok agresif.

Çok fazla zaman geçmiş değil, büyük tartışmalara neden olan şu “mayın temizleme” konusunda Sait sağ olsaydı da yazsaydı ne yazardı diye çok merak ediyorum. Eminim ki hiç yazılamayan ve çoğu insanın gözünden kaçan ve bizim hiç dikkat etmediğimiz o kadar çok ayrıntı verirdi ki. Mayınlar sınırda ve Sait’in memleketi Şanlıurfa da o sınır şehirlerinden biri, Suruç ilçesi de öyle. Sait o topraklarda büyüdü ve o mayınlarla ilgili öyle sağlam, öyle pervasız bir yazı yazardı ki.

Ki konu ne olursa olsun benim tanıdığım Sait doğru bildiğini, inandığını sonuna kadar savunurdu, sonuç ne olursa olsun. Sonuç derken herkes anlamıştır sanırım ne demek istediğimi.

Mayın temizleme konusu hakkında yazanları,  halk değil ama “Ankara “ nerede ise vatan haini ilan edecekti. En başta da M. Sait Yakut’un yakın dostu olan Hakan Albayrak ‘ı.

Hakan Albayrak’tan söz açmışken anmadan geçemeyeceğim: Sait için vefatının ardından bir yazı kaleme almıştı. Gazetesindeki köşesinde yayınlanmıştı. Belki de yazı çok aceleye getirilmişti de o yüzden olabilir ne alıştığımız Hakan Albayrak yazılarından biri gibiydi, ne de Sait’i anlatabilen bir yazıydı.  Biraz soğuk bir üslup vardı sanki. Yakın bir dostu son yolculuğuna uğurlarken daha sıcak daha dolu dolu bir yazı olabilirdi.

İnşallah Hakan Albayrak bana kırılmaz, Sait’le aralarındaki sıkı ve yakın dostluğu bilenler, o yazısını okuduklarında içten ve güçlü Hakan Albayrak kalemini orada tam anlamıyla göremediler diye düşünüyorum.

Neyse, Hakan Albayrak cezaevindeyken onu en çok ziyaret eden M. Sait Yakut’tu. Hatta neredeyse Sait de ceza evinde onunla birlikte yattı sayılır. Çünkü altı ay boyunca zamanının çoğu cezaevi yolunda geçiyordu.

Hakan Albayrak’ı ziyaret etmek isteyen birçok insan Sait’i arardı, çünkü yolu, yordamı en iyi kendisi öğrenmişti. Rehberlik yapmanın yanında aracı olmayanlar için de araç temin ediyordu. Hakan Albayrak’ın yazdığı gibi çok sık bir araya geliyorlardı.

M. Sait Yakut hakkında,  Salih Tuna çok güzel bir yazı kaleme aldı. Sait tam da onun anlattığı gibi biriydi.

Yazının başlığı Kayıtlara geçsin işte! ve şöyle diyordu:

“Bir entelektüel bu kadar yakışıklı olur mu, dedirtecek kadar yakışıklıydı. Kelimeleri mitralyöz gibi kullanıyordu. Bu delifişek çocuk nerden buluyordu bu kadar kelimeyi? Hem muzip, hem samimi… Hem zeki, hem delişmen… Hem öfkesiz "fikirleri" yerden yere vuran bir muharrir, hem romantik fikirlere anlam katan bir şair”.

Televizyonlarda gazetelerde vs. o kadar çok trafik kazası haberi veriliyor ki, insan kendi canı yanmayınca artık bu kazaları da sadece sıradan birer haber olarak algılıyor. Bu Trafik Canavarı’na bir türlü dur diyemiyoruz. Çok acı bir durum daha var. M. Sait Yakut un ölümüne neden olan yol kazadan bir hafta sonra kapatıldı ve otoban açıldı. Daha sonra öğrendik ki kazanın olduğu yerde, daha önce çok sayıda kaza olmuş ve çok insan hayatını kaybetmiş. Bu insanlardan biri de M. Sait Yakut oldu ve o yolda, o yerde sanırım son ölüm.

Sık sık Sait için açılan internet sayfasını ziyaret ediyorum. Ailesi akrabaları, dostları, arkadaşları ve okuyucularının yazdıklarını okuyorum. Yazılanlarla, paylaşılan anılarla, ayrılık ve özlem acısı biraz olsun dinmiştir diye düşünüyorum ve Sait unutulmadığı, unutulmayacağı, hep böyle dualarla anılacağı için rabbime şükrediyorum.

Kaza olduğu gün bana akşamüstü haber verildi, M. Sait Yakut’un eşine haber verilmeliydi ama cesaret eden yok. En sonunda bir iki arkadaş daha cesaretli oldu ve hem haber verdiler hem de Sevda hanımı çocuklarıyla beraber Urfa’ya götürdüler.

Sait’in cenazesini hastaneden alma görevi babasına düştü. Allah hiç bir anne ve babaya böyle acı bir görev nasip etmesin. Rabim öyle bir kuvvet verdi ki yöresinde çok sevilen âlim babasına, herkes onu teselli edeceğine, oğlunun bütün dostlarını o teselli etti. Bir insan bu kadar mı imanlı olur, bu kadar mı Rabbini sever ve O’ndan geldiğimize ve O’na döneceğimize inanır.

Sait de hayatını tam böyle bir babanın oğlu gibi yaşadı ve hiçbir zaman “O’ndan geldiğimizi ve O’na döneceğimizi” unutmadı. Zaten yakından tanımanıza gerek yok bunu anlamak için. Bütün şiirlerinden ve yazılarından fark edebilirsiniz, ne hayattan korkardı ne de ölümden.

Ben ilk duyduğumda M. Sait Yakut’un vefatını, kızmıştım. Çok saçma bir duygu ama birkaç gün sürdü ona kızgınlığım. Sevda’sını bıraktığı için, dünya tatlısı çocukları Hiram ve Sena’yı bıraktığı için. Sena’ya söz verdiği bebeği getirmeden kendisi gittiği için. Bütün ailesini ve destek verdiği bütün gençleri yüzüstü bıraktığı için. Sıtkı Caney kardeşsiz kaldığı için. İnanın ki bu kızgınlık yüzünden onun hakkındaki anılarımı unutmuş gibi oldum.

Bir sabah uyandım, kızımın odasını temizliyordum, elbise dolabına bir şey asmak isterken askılardan birinde bir kıyafet dikkatimi çekti. Kızıma artık olmuyordu ama orada duruyordu. Çıkarttım baktım, meğer Sait amcasının aldığı bir kıyafet ve hala duruyordu. Çok kötü oldum, bende adeta bir şok etkisi yaptı ama kısa bir süre sonra bir sürü anı aklıma geldi onunla ilgili. Kızgınlığım geçti,  hatta o vefat ettiğinden beri o gün galiba ilk defa gülümsedim. Mutfağa gittim, gözüme çok karışık geldi ama çok komik, yine Sait aklıma geldi.

Galiba bir başka yazımda yazmıştım, benim evime birkaç kişi aynı anda gelirse kafam karışıyor diye. İşte böyle bir günde evimize bir kaç tane arkadaş gelmişti, içlerinde Sait de vardı. Yemekten sonra bütün misafirler sabırsızlanıyordu çay için ve oğlum durmuyordu, daha bebekti o zamanlar. Bir kolumda bebek vardı diğer kolumla çay vermeye çalışıyordum misafirlere. Bir yandan da mutfağı toparlamaya çalışıyordum. Bebek kimsede durmadığı için benim yanımdaydı ve hiç fark etmemiştim ki Sait geldi mutfağa ve bana: Sen git otur, dinlen biraz ben toparlarım mutfağı, dedi. İnanın ki ilk anda bana şaka yaptığını sandım. Çünkü beni kızdırmayı çok severdi ama baktım ki ciddi ve her zamanki gibi ben ondan daha inatçı çıktım.

Sait sıkılırdı, diğer beyler gibi her şeyin önüne gelmesinden hoşlanan biri değildi, illa ki girecek mutfağa, bir şeylere yardım edecek. Çok güzel yemek yapardı ve arkadaşlarına yedirmekten büyük zevk alırdı.

Çok çabuk kırılıyordu bazen tam bir çocuk gibi davranıyordu. Diğerlerine bilmem ama bize, Sıtkı abisine çok sık küserdi. Bir bakıyorduk ki Çin’den arıyordu, bir bakıyorduk ki Yunanistan’dan arıyordu. Hep: Ağabey keşke sen de burada olsaydın, şimdi beraber çay içerdik, şiir okurduk, diyordu. Bir telefonuna cevap vermedi mi bir kaç gün küs kalırdı, çünkü o anda Sıtkı abisi ile mutluluğunu veya üzüntüsünü paylaşamamış diye.

Yazımın başlarında da dedim ya: Çok güzel, hızlı bir kalemi vardı. Kendisi gibi heyecanlı ve yeri gelince çok agresif.

Hiç kimse kimsenin yerini dolduramaz biliyorum, ama bir kaç gün önce M. Sait Yakut’un kardeşi Halil Yakut’un bir yerel internet gazetesinde yazısına rastladım, Halil Yakut aynı zamanda şiir de yazıyor.

Yazılarından ve şiirlerinden gördüğüm kadarıyla Halil Yakut,  bu alanda ağabeyinden hiç de geri kalmayacak gibi.

M. Sait Yakut’un aramızdan ayrılmasıyla yazı dünyası önemli bir kalemini kaybetti, daha çok yazacakları vardı. Ancak buna karşın Halil Yakut da inşallah tesellimiz olur ve yazı dünyası yeni bir kalem kazanır.

Ben hep çalakalem yazıyorum ama bu yazı çok daha fazla çalakalem oldu galiba, kırık, dökük ve savruk. Zaten en başta dedim: Benim için Mehmet Sait Yakut hakkında yazmak çok zor. Ama bütün zorluğuna rağmen yazabildiğim kadarıyla yazmak istiyordum ve bu kadar yazabildim.

Ben sadece duygularımı paylaşmak istedim burada, onu yazılarıyla şiirleriyle çok iyi tanıyan siz Timeturk okuyucularıyla.

Tabii ki benim bu yazdıklarımla tanıyacak değilsiniz “hüznün ve isyanın o çılgın yazarını, derviş ve devrimci o yürekli şairi.”

Evet böyle demişlerdi arkadaşları vefatının ardından gazeteye verdikleri ilanda hatırladığım kadarıyla: “Hüzün ve isyan yazarı, derviş ve devrimci şair Mehmet Sait Yakut’u çok özlüyoruz. Onu hiç unutmayacağız.”

Çok deli dolu biriydi. Yerinde duramazdı. Sanki hayatın bütün rüzgârlarını toplar, önüne katar, sürüklerdi. Güçlü bir fırtına gibiydi.

“Adam”dı en önemlisi ve insandı sonuçta hepimiz gibi, hataları ile sevapları ile geldi, gitti.

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Gitti ve Sıtkı Caney’in onun için yazdığı şiirde dediği gibi:

“Fırtına dindi”

13 Temmuz 2009 Pazartesi / timeturk.com

Fırtına Adam Fırtına Adam Fırtına Adam Fırtına Adam Fırtına Adam Fırtına Adam

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir