Ne “A.A.”lar ne de “A.H.” olsun…

TEODORA DONİ Ne “A.A.”lar ne de “A.H.” olsun…

TEODORA DONİ
Ne “A.A.”lar ne de “A.H.” olsun…
 

Sizleri bilmem ama benim başım döndü.Ne mantıklı düşünme fırsatı veriyoruz kendimize, ne de başkalarına fırsat tanıyoruz, çıldırmış gibiyiz.Cinnet mi geçiriyoruz ne. Bu koca ülkede sakin mantıklı düşünen insan kalmadı mı? Daldan dala atlıyoruz Tarzan gibi.Bir “bizim mahalle, karşı mahalle” furyasıdır gidiyor. Bunu, son günlerde medyada en çok dillendiren ve meraklıları tarafından çokça tartışılan iki isim var.Çok ilginç, bu iki ismin ad ve soyadlarının baş harfleri de aynı:  “A. A.”

Görünürde biri kadın, diğeri erkek.

Kadın olanın kadınlığından eminiz de, diğeri erkek mi gerçekten, yoksa kadın mı bilmiyoruz.

Bu iki kişiye bir de “A.H.”ı da eklemesek olmaz, bu durumda etti üç kişi.

Bu arada hatırlayalım, bu üç kişiden ikisi  “kaçak”, bizim mahalleden kaçan kişiler.

Kimi rivayetlere göre de  “sürgün”, bizim mahalleden sürülmüş, kovulmuş kişiler.

En azından birinin bizim mahalleden gittiği kesin.

Biri diyorum çünkü iki kaçağın ya da sürgünün aynı kişi olduğunu iddia edenler de var.

Bu soru işaretleriyle güya yeni bir yaşayan efsane kazandıracaklar medyaya ve topluma.

Oysa azgelişmiş bir magazin yazarından, değil yaşayan efsane, yenilir yutulur bir nane bile olmaz.

Bu insanlar “bizimkilerle“ adeta oyun oynuyor.

Onlar gündemi belirliyorlar, “bizimkilere” sadece cevap vermek kalıyor.

Gerçeği söylemek gerekirse o üç kişinin ne yazdığı, ne yaptığı benim umurumda bile değil.

Beni üzen, şaşırtan “bizimkiler”. Özelikle tırnak içine alıyorum “bizimkiler” kelimesini, çünkü bu insanlar Müslümanları hedef alıyor.

Onlara kızan ve cevap yetiştirmeye çalışan “bizimkiler” de Müslüman kimlikleriyle bunu yapıyor.

Anlamakta zorlanıyorum, mademki bu insanların yazılarını, ne yaptıklarını takip ediyoruz, o zaman onlara kızacağımıza niçin önce kendimize kızmıyoruz.

Diyelim ki sırf Müslümanları, inançlı insanları kızdırmak için bunu yapıyorlar, veya empati kurmak için yapıyorlar, veya yazar olarak bir başka şekilde gündeme gelmek için yapıyorlar.

Hangi amaçla yapıyorlarsa yapsınlar bence hiçbir önemi yok.

Asıl önemli ve üzücü olan, bu fırsatı bulabilmiş olmaları ve bir şekilde ilgi odağımıza yerleşmeleri…

Bir başörtülünün üniversite kapılarından içeriye, askerlerimizin yemin ve mezuniyet törenlerine, kamu kuruluşlarının birçoğuna ve daha sayılamayacak kadar birçok yere alınmadığını, zaten bu ülkenin en ücra köşesinde yaşayan insanlar bile biliyor.

O gazeteci yazara; önce başörtüsü ile bu yerlere bir gir de sonra gör gününü, diyoruz.

Bu ülkede yaşayan insanların çoğu A.A.”ların anlattıkları şeyleri maalesef bilmiyorlar ve eminim ki çok şaşırıyorlar.

Ben şaşırıyorum desem yalan söylemiş olurum ama çok üzüldüğümü söylemek zorundayım.

Hani annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz, dostlarımız, yakınlarımız bize hatalarımızı söyledikleri anda çok üzülüyoruz.

Ama çok kısa bir süre sonra üzüldüğümüzü unutup, yabancı biri değil de bizi seven, bize değer veren biri o hatayı fark etmemizi sağladığı için çok memnun oluyoruz.

Ya keşke bu hatalarımızı  “A.A.”lar değil de bizden biri anlatsaydı bize.

Yani bizden derken, İslam’ı ve Müslümanları gerçekten önemseyen biri yazsaydı, söyleseydi, uyarsaydı. Başka birilerine bir şey söyleme fırsatı vermeseydik.

Bize, hatalarımızı  “A.A“ların göstermesine ben çok üzülüyorum, nefsimize yenik düşmemize üzülüyorum. Bu yetmezmiş gibi bir de onlara cevap yetiştirmeye çalışıyoruz, buna ayrıca üzülüyorum.

Dinimizi, çocuk oyuncağına çevirmemize üzülüyorum.

Bu gidişle “onlardan” hiçbir farkımızın kalmayacağına üzülüyorum.

Onların bez parçası dediğini, peruk gibi kullanmamıza çok üzülüyorum.

Başörtümüzü başımızın tacı değil de başımızın süsü yapmamıza üzülüyorum.

Milyonlarca insan açlıkla, yoksullukla, zulümle boğuşurken bizim tatile gitmeye cesaret edebilmemize çok üzülüyorum.

Kapitalizmin markalarına, fani dünyanın mevkilerine,  ruhu kirletilen şehirlerimizin sözde nezih semtlerine özlem duymamıza çok üzülüyorum.

Anlamsız ve bize hiçbir yarar sağlamayan şeylere heveslenmemize üzülüyorum.

Nerden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi unutmamıza çok üzülüyorum.

Kısaca inandığımız gibi yaşamamamıza, yaşadığımız gibi inanmaya başlamamıza üzülüyorum.

Lütfen dilimizde artık, ne “A.A.”lar, ne de  “A.H.” olsun… 

Benden söylemesi, karşı mahalleyi bilmem ama “ bizim mahallede “ durum hiç de iç açıcı değil…

16 Temmuz 2009 Perşembe / timeturk.com

 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir