Türkiye laik mi?

TEODORA DONİ Türkiye laik mi?

TEODORA DONİ
Türkiye laik mi?
 

Bir süre önce, geçen sonbahar Romanya’ya gitmiştim. Katılmak zorunda olduğum bir düğün için. Herkesin bildiği gibi Hıristiyanlar kilisede yapıyorlar dini nikâhı. Katıldığım düğünün sahipleri Ortodoks mezhebine bağlı olduklarından düğün Ortodoks kilisesinde yapıldı. Ortodokslarda törenler ayakta izleniyor, ancak, kilisenin içinde kenarlarda banklar var ve yorulan veya yaşlı olanlar oturarak da izleyebiliyor.

Törenin ilk dakikalarında ben de diğer insanlar gibi ayakta duruyordum, lakin papaz efendi beni görünce ayini karıştırmaya başladı, gözü hep üzerimde idi. Ben de kenardaki banklardan birinde oturmaya karar verdim, adam işini rahat yapsın diye.

Oturduktan sonra bir hanım yanıma gelerek, gelinin annesi ve damadın annesi kim, diye sordu. Ben de, damadın annesini gösterdim, gelinin annesi de benim ablam, bana söyleyebilirsiniz, dedim. Kiliseye ödeme yapmaları gerek, dedi.

Neyse lafı fazla uzatmayayım. Papazın kafasının karışmasının sebeplerinden biri benim başörtüsüyle kiliseye girişimdi. Ancak, şaşırmasının yanında çok memnun da olmuştu papaz efendi, bir Müslüman’ı kilisede gördüğü için, bunu yeğenim vasıtasıyla iletti bana.

Diğer sebep de o kadın görevlinin tören başlamasına rağmen hala düğün sahiplerini bulup kiliseye ödeme yaptırtamamış olmasıydı. Yani aklı parada kalmıştı papazın.

Romanya’da kiliseler devletten değil halktan topladıkları parayla ayakta duruyorlar, en azından görünürde böyle.

90’lı yıllardan sonra Romanya’ya her gittiğimde bir kilise daha yapıldığını görünce çok şaşırıyordum, çünkü bizim şehir çok küçük bir yer. Ancak buna rağmen bütün bu kiliseler çok rahat ayakta durabiliyorlar. Kilisedeyken hiç ummadığınız anda bir görevli yanınıza gelir, lütfen ödeme yapar mısınız, der.

Cenaze töreni, vaftiz, düğün veya vefat eden biri için verilecek yemeğin bir tanesini kiliseye götürüp okuttuklarında, dini bayramlarda,  hatta “canım çok sıkkın, kiliseye gidip bir mum yakayım, biraz da dua edeyim” dediklerinde bile bu görevliler hemen karşılarına çıkıyor.

Sizin anlayacağınız papazlar tam kral gibi yaşıyorlar, kiliseler ise tam saray gibi. Son zamanlarda kilise, benim takip edebildiğim kadarıyla halktan para talepleri yüzünden çok büyük tepki çekiyor. Çünkü halk çok zor durumda, küresel ekonomik kriz yüzünden, ama kilise bu duruma hiç aldırmıyor bile.

Birkaç gün önce Romanya gazetelerini okurken bir haber dikkatimi çekti. Haber bir kadının Başpiskoposu protesto edişine dairdi ve haber fotoğrafında,  “kadın kurumuş bir ekmek parçası ile bir boş torba veriyordu Başpiskoposa”.

Boş torba deyip geçmeyin çünkü Romanya’da buradaki gibi marketten bir sürü poşet alamıyorsun, çok poşet almak istiyorsan parasını ödemek zorundasın,  az da alsan, tek poşet de alsan bu böyle.

Yazımın başında da yazdığım gibi ben bir düğüne katılmak için gitmiştim ve bu düğün, ismi de Türkçe olan bir Türk şehrindeydi. Orada çok sayıda Türk yaşıyor, cami var, hatta caminin imamı da var.

İmamı bulmaya çalıştım ama ne yazık ki bulamadım, şehirde küçük bir bar var, 24 saat açık, oyun makineleri de var ve imam efendi zamanının çoğunu orada geçiriyormuş.

Cami restore edildi birkaç sene önce ve Sayın Süleyman Demirel açılışını yaptı. Caminin giderlerini ve imamın maaşını devlet mi yoksa cemaat mi ödüyor bilemiyorum, çünkü bu konuda bir bilgi alamadım.

Bu şehirde yaşayan Romenler ister istemez Türk olanlardan da arkadaş ediniyorlar ama ezanın anlamını o arkadaşlarına değil de bana sordular. Neden burada ki Türk arkadaşlarınızdan öğrenmediniz, dedim. Sorduklarını, ama “biz bilmeyiz, bunu ancak hocamız bilir”, cevabını aldıklarını söylediler bana.

Şimdi bir de Türkiye’ye bakalım.

Halkın bir kesimi bas bas bağırıyor “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye.

Nasıl yani, laiklikten anlaşılan ne, laikliğe karşı çıkan kim, bağıranların asıl derdi ne.

“Laik kalacak” demeden önce söylenen “Türkiye laiktir” sözü ne kadar doğru.

Gerçekten laik midir Türkiye.

Eğer laiklik sadece “dinin devlete müdahale etmemesi” ise, doğru, Türkiye laiktir.

Ama laiklik aynı zamanda “devletin dine müdahale etmemesi” ise, Türkiye laik değildir.

Başbakanlığa bağlı bir Diyanet İşleri Başkanlığı var, sadece bir mezhebe göre hizmet veriyor. Bu başkanlığa bağlı binlerce memur(imam, müezzin, vaiz ve akademisyen) görev yapıyor.

Devlet, bu kurum vasıtasıyla dine müdahale ediyor, hem de gönlünce.

Tabii bu müdahale yalnızca Müslümanlara yönelik ve Müslümanların müesseselerine.

Camiler sadece namaz kılmak ve cenaze töreni için mi kullanılır.

Cuma günleri ülkenin tüm camilerinde imamlar, Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği aynı hutbeyi okuyorlar ve hutbeler çoğu zaman o cami cemaatinin, o bölge Müslümanlarının ortak gündemini, dertlerini, sorunlarını, çözüm yollarını dile getirmekten çok uzak.

Oysa Edirne’de o hafta sel olmuşsa, Trakya bölgesi camilerinde o Cuma sel daha çok konuşulmalı. Van da çığ düşmüşse, insanlar çığ altında hayatlarını kaybetmişse, Doğu Anadolu bölgesi camilerinde o Cuma bu konu daha çok konuşulmalı.  Ayrıca her cami kendi cemaatinin, mahallesinin sorunlarını konuşmalı. Cemaatin içinden zor durumda olan insanlar için ne yapılabilir bu konuşulmalı. Ve elbette bütün dünya Müslümanlarının o hafta ortak gündemi olan konu da Türkiye’nin bütün camilerinde o Cuma ayrıca konuşulmalı, gündeme getirilmeli.

Namazları cemaatten biri kıldırtmalı, daha doğrusu cemaat, imamını kendisi seçmeli. Cemaatin devletten maaş alan birinin arkasında namaz kılması ne kadar doğru.

O imam efendiler tıpkı bir öğretmen gibi olmalı, dini öğretmeliler. Devletin memuru olmaktan vazgeçilmeli.

Devlet de sadece yargı denetimi görevini yapmakla yetinmeli. Özellikle yöneticilerinin zimmet yolsuzluk gibi suçları bakımından dini müesseselerin mali yönden yargı denetimini titizlikle yerine getirmeli.

Dini müesseslerin mutlaka tek bir çatı altında toplanması gerekiyorsa bu asla bir devlet kurumu olmamalı. O zaman laiklikten söz edebiliriz. Dini müesseseler cemaatlerinden topladıkları parayla ayakta durmalı. Her insan inandığı dine veya mezhebe bağış yapmalı.

Devletin bu işin içinden elini çekmesi gerekirken, bazıları; hani bana, hani bana, diyor. Bu Diyanet İşleri Başkanlığı sadece Sünni mezhebindekilere hizmet veriyor, bizim mezhebimiz de orda temsil edilsin, bizim din adamlarımıza da maaş verilsin, vs. vs.

Tabi bu din adamları tanımlamasına da fena halde sinir olduğumu söylemeliyim. Din adamları diye bir sınıfın Müslümanlar arasında asla yeri yoktur, olmamalıdır.

Din adamları diye bildiğimiz imamlar, vaizler ve ilahiyatçı akademisyenler devletten bağımsız olunca ben inanıyorum ki insanlara doğruları rahatlıkla söyleyebilecekler.

İslam’da mezhep diye bir şey var mı açık yüreklilikle söyleyebilecekler.

Peygamberimizin zamanında var mıydı böyle bir şey söyleyebilecekler.

Başörtüsünün, Allah’ın kesin emri olarak Kur’an’da yer aldığını çok daha net olarak ifade edebilecekler.

Faizin her türlüsü elbette kesinlikle haramdır, diyebilecekler.

Kısacası devletin işlerini kolaylaştırmak için Kur’an’ı çarpıtmayacaklar.

En azından ben böyle umuyorum.

Laiklik,  “düşüncelere, inançlara saygı ve düşünce, inanç özgürlüğü” ise,  bu anlamda ülkede olup bitenleri göre göre, hala Türkiye laiktir demek ya da Türkiye laik mi diye sormak tam bir geyik muhabbetidir.

Elbette benim burada geyik muhabbeti yapmaya hiç niyetim yok.

Aslında hepimiz biliyoruz sancıların kaynağını ve olması gerekeni.

Din devlete, devlet de dine hiç müdahale etmeyecek, inanç özgürlüğünün en güçlü teminatı olacak devlet.

Ancak o zaman denilebilir Türkiye laiktir.

Oysa şimdi laik denilen devletimizin devlet memuru imamları var.

İmam efendilerden biri, bir gazetecinin sorularına; ben devlet memuruyum, konuşamam, diye karşılık vermiş.

Yalnızca bu cevaptan da anlayabiliriz kolayca:

Gerçekten Türkiye laik mi?

Yoksa bu laf çok eski bir geyik mi?

25 Temmuz 2009 Cumartesi / timeturk.com

Türkiye laik mi? Türkiye laik mi?

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir