“Görülmüştür” ya 28 Şubat?

TEODORA DONİ “Görülmüştür” ya 28 Şubat?

TEODORA DONİ
“Görülmüştür” ya 28 Şubat?
 
Yarın 28 Şubat ve bu tarihle anılan, 15 yıldır hafızalardan silinmeyen, postmodern darbe olarak da nitelendirilen 28 Şubat süreci bu ay boyunca medyada yeniden konuşuldu, tartışıldı, yazıldı. Darbenin tam olarak kimlere karşı yapıldığını, 28 Şubat sürecinde kimlerin mağdur olduğunu artık hepimiz biliyoruz. En çok da “Başörtüsüne Özgürlük Yolunda” mücadele edenler mağdur oldu.
 
Bu mücadelenin önemli isimlerinden biri olan, üç kızıyla birlikte tutuklu olarak idam talebiyle yargılanan Hüda Kaya’nın 28 Şubat sürecinde yaşadıklarına ve cezaevindeyken kendisine gönderilen mektuplara yer verdiği, geçen ay ilk baskısı yapılan kitabı var şimdi elimde.
 
Daha doğrusu iki ciltlik bir kitaptan söz ediyorum. Kitabın mektup zarfı şeklinde tasarlanan ön kapağına bakarken insan derin düşüncelere dalıyor ister istemez, yüzyıllar boyunca insanların birbirine yazdığı duygu yüklü mektupları hatırlayarak. Yıllar önce hayatımızdan çıkmış olan, birçoğumuzun unuttuğu, yeni neslin neredeyse hiç bilmediği, artık sadece anılarda, türkülerde, şiirlerde yaşayan mektupları hatırlayarak.
 
Evet, Hüda Kaya'nın " Düşün Yayıncılık" tarafından yayınlanan " Başörtüsüne Özgürlük Yolunda – Görülmüştür" isimli kitabından söz ediyorum. Kitabın büyük bir bölümü cezaevindeyken Hüda Kaya'ya gönderilmiş mektuplardan oluşuyor. Bu vesileyle kitabın isminde yer alan “Görülmüştür” ibaresinin ne demek olduğunu da bilmeyenler için söyleyelim. Cezaevine gelen mektuplar sahibine verilmeden önce cezaevi yönetimi tarafından kontrol ediliyor ki sanırım okunuyor da ve sonra "Görülmüştür" mührü basılıyor.
 
Kitabın kapağından öyle etkilendim ki sadece bunun için bir iki yazı yazabilirim galiba. Kapakta mektup zarfını hatırlatan çerçeveden başka parmaklıkları olan bir pencerenin arkasında başörtülü bir kadın ve dışarıda uçan kuşlar var ki bu bana Ömer Karaoğlu'nun bir şarkısını hatırlattı.  Yanlış hatırlamıyorsam "Kuşlar sizin kadar özgür olmak vardı" diyordu Karaoğlu o şarkısında. Kaç kez elime aldıysam kitabı hep o şarkı aklıma geldi. Acaba Hüda Kaya da o zor günlerde bu şarkıyı mırıldandı mı bilemiyorum. O dönemde o şarkı var mıydı onu da bilmiyorum daha doğrusu hatırlamıyorum ama Hüda Kaya’nın 2004 yılında elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılan ki mekânı cennettir inşallah, sevgili kızı Nurulhak’ın annesine gönderdiği bir mektubunda özlemini dile getiren "Tatlı dilli, güler yüzlü, ey ceylan gözlüm, gönlüm hep seni arıyor. Neredesin SEN" sözlerinin o yıllarda dillerden düşmeyen bir Neşet Ertaş şarkısından olduğunu hemen hatırlıyorum.
 
Daha öncede de yazmıştım, böyle kitapları çok önemsediğimi. Resmi tarihte yazılamayanlar bu kitaplarda yazıldığı için. Bu anlamda herkes kendi üzerine düşen sorumluğu yerine getirse, yaşadıklarını tanık olduklarını yazıya döküp kayıt altına alsa gündeme gelen her konuda onca kafa karışıklığı yaşanmaz, kafalarda soru işaretleri kalmaz diye düşünüyorum.
 
Huda Kaya da kitabının önsözünde, yaşanılanları yazmanın, konuşmanın ne kadar önemli olduğunu belirtiyor, "Bunları yazmayarak, konuşmayarak bu gerçekleri örtmeye hakkımız yok. Yaşanmışlıkları ört bas etmek ancak zalimin zulmünü artırır ve güçlendirir. Yaşanmışlıkların, yaşanmamış gibi farz edilmesini doğru bulmuyorum, nitekim tarihi yanılttığımızı, gerçeklerin bilinmesine engel olmamızın vebali olduğunu; bizden sonra gelecek insanlara yanlış bir tarihi bıraktığımızı…” söylüyor ki tümüyle katılıyorum bu düşüncelerine.
 
Hüda Kaya, yaşadıklarını tanık olduklarını yazarak 28 Şubat’ın birçok yönünü bütün açıklığıyla gözler önüne sermiş. Öyle ki kitabı okurken o günlerin acısını, hüznünü bütün sıcaklığıyla adeta yeniden yaşıyorsunuz.
 
Yaşadığımız hayat içerisinde cesaretin de korkaklığın da; fedakârlığın da umursamazlığın da, mazlumiyetin de zulmün de hak ve batıl gibi nasıl hep var olduğunu da bir kez daha görüyorsunuz.
 
Bunları görürken o süreçte henüz 14 yaşındayken idamla yargılanan ve gençliği hapiste geçen Yakup Köse’yi;  idam cezası müebbede çevrilen 13 yıldır hapis yatan, tek kişilik hücrede tutulan, telegram (zihin kontrolü) işkencesi gördüğünü söyleyen şair yazar Salih Mirzabeyoğlu’nu ve gençliği heder edilen daha nicelerini hatırlamamak mümkün değil elbette.
 
Yakup Köse şimdi dışarıda ve hem 28 Şubat sürecindeki yargılamaların yeniden yapılması, hem 28 Şubat’çıların yargılanması için sesini başta hukuk ve siyaset adamları olmak üzere hepimize duyurmaya çalışıyor. 28 Şubat sürecindeki yargılamaların nasıl adil olmadığını, kararların nasıl hukuki değil siyasi olduğunu, nasıl hiçbir suçu olmayan insanlara büyük cezalar verildiğini,  o süreçte nasıl bir zulmün olduğunu ve bunun etkilerinin ne kadar büyük olduğunu hala göremeyenler için sadece Hüda Kaya’nın anlattıkları yeter de artar bile.
 
Evet, bu bile yeter ancak ne yazık ki birçoğu gerçekleri görmeye hiç de hevesli değil. Günlerdir televizyonda yayınlanan,  süreci bütün yönleriyle hatırlatan, darbe aktörlerinin de darbeye çanak tutanların da açıkça görüldüğü 28 Şubat Belgeseli’ni bile baştan sona seyredip hiçbir şey görmemiş gibi davranabiliyorlar.
 
Ben şimdi sormak istiyorum; cezaevine mahkûmlara gelen mektuplar, açılıp okunuyor ve “görülmüştür” deniliyor hala. Peki, 28 Şubat zulmü için ne zaman denilecek: “Görülmüştür” ve defteri dürülmüştür.
 
27 Şubat 2012 Pazartesi / Yeni Şafak

“Görülmüştür” ya 28 Şubat? 

Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir