Hangi Suriye, kafa karışıklığı niye?

TEODORA DONİ Hangi Suriye kafa karışıklığı niye?

TEODORA DONİ
Hangi Suriye, kafa karışıklığı niye?
 
Artık hepimiz biliyoruz ki Suriye’de aylardır büyük bir trajedi yaşanıyor. Katledilen çocuklar, kadınlar, gençler artık binlerle ifade ediliyor. Suriye'deki katliamlardan televizyonlarımıza, gazetelerimize yansıyan insanlık dışı görüntülere yüreği burkulmadan, içi yanmadan bakabilen, o görüntüler karşısında adeta kanıksamış gibi tepkisiz kalan kaç insan var ve varsa öyle birileri nasıl, ne kadar insandırlar acaba diye sormadan edemiyorum. Ben o görüntüleri izlemeye artık dayanamıyorum çünkü bazen ister istemez gördüğüm tek bir fotoğraf karesi bile içimin parçalanmasına yetiyor ve günlerce kendime gelemiyorum.  Suriye’de tam olarak neler olup bittiğini bilememek, o görüntülerin arkasındaki asıl gerçeği tümüyle net olarak görememek ayrıca acı veriyor elbette. Orada büyük bir trajedinin yaşandığı ve Beşar’ın devrilmesi, gitmesi,  rejimin değişmesi gerektiği konusunda neredeyse herkes hemfikir ama yerine kimin ya da kimlerin geleceği, yeni rejimin ne olacağı konusunda ise neredeyse hiç kimsenin bir fikri yok gibi. Akan kanın zulme karşı bir hak ve özgürlük devrimi için mi aktığı, yoksa kaybedilen binlerce hayatın oldukça kirli ve karanlık hesaplarla kurulan bir tezgâha kurban mı edildiği konusunda ise rivayetler de düşünceler de muhtelif.

Ne yazık ki zalimler, büyük zulüm odakları hükmettikleri tüm iletişim araçlarını ustaca kullanarak insanların algılarıyla istedikleri gibi oynayabiliyorlar.  Bunun sonucunda da en belirgin örneğini aylardır ve halen Türkiye’de gördüğümüz vicdandan, insaftan, gönülden, akıldan yoksun o garip ve de sevimsiz kafa karışıklığı ortaya çıkıyor. Bazı insanlar hiç farkında olmadan kolayca kan üzerinden yapılan hesaplara alet olabiliyor. Tek tesellim şudur ki tarih masumların kanı üzerinden yapılan ve tutmayan hesaplarla doludur ve o hesapların asla tutmadığı da defalarca görülmüştür. Çünkü Allah zalimlerin tuzaklarını boşa çıkarandır ve en güzel hesap görendir.

Birçoğunuz hatırlayacaktır sanırım, doğru olup olmadığını bilmiyorum ama kısa bir süre önce Suriye "muhalifleri" bilmem kaç kişiyi zehirlediklerini ısrarla söylüyorlardı hem de o kişilerin Baas rejiminin en önemli isimlerinden olduğunu iddia ediyorlardı. Bu, bana tarihteki saltanat mücadelelerinin saray entrikalarını hatırlattı. Tarih sayfalarında kalan ve saray entrikaları denilen bir iğrenç yöntemi, kendilerine halkın özgür ordusu diyenlerin hiç ummadığınız bir anda tekrar gündeme getirmesi ve uyguladığını söylemesi oldukça şaşırtıcı değil mi sizce de, hatta tuhaf ve kafa karıştırıcı… Şimdi böyle dedim diye birileri yine hiç zahmet etmesin ve yormasın kendini, hakaretlerini ve akıl almaz ithamlarını yeniden dillendirmesin. Çünkü son aylarda yeterince dinledim de okudum da. Ki biraz Türkçesi olan herkes ne demek istediğimi gayet iyi anlıyor sanırım. Benim tek derdim, birbirine karışan at izi ile it izinin birbirinden ayrılabilmesi ve akan kanın bir an önce değil derhal durdurulabilmesi…

Hafızam beni yanıltmıyorsa eski bir yazımda yazmıştım, artık Sayın Başbakanın ne söylediğini dikkate alıyorum, nasıl söylediğini değil, diye. Sayın Başbakanın geçtiğimiz günlerde Kazakistan'dan yurda döndüğünde havalimanında yaptığı basın açıklamasında üç kelime dikkatimi çekmişti, "dost(um)", " kardeş(im)" ve "arkadaş(lar)". Tahmin edeceğiniz gibi “dost” ve “kardeş” kelimelerini yabancı devlet adamları için söylemişti. Arkadaşlar kelimesini ise AK Partililer için. Birçoğu için bu kelimelerin kullanılması basit bir ayrıntı olarak görülebilir belki ama ben çok önemsiyorum.  Çünkü bir zamanlar Esad için de bu tarz sıfatlar kullanmıştı Sayın Başbakan ve şimdi "daha dün Esad'la can ciğerdiniz" diyenlere de "dün" denilenin aslında aylar önce olduğunu defalarca hatırlatma ihtiyacı hissediyor. Bir devlet geleneği olarak ve iyi niyetle söylense de o kelimeler, Sayın Başbakan kabul etmese de o dost ya da kardeş denilen liderlerin çoğu ne yazık ki Esad gibiler. Bunu neden özellikle vurgulama ihtiyacını hissettim. Dost ve kardeş denilen o liderlerin çoğu bugün olmasa da yarın, eninde sonunda bir gün mutlaka gidecek ve o zaman da şimdi olduğu gibi "daha dün" ile başlayan cümleler yine yazılacak da ondan.  O zaman ne diyecek Sayın Başbakan, şimdi dediği gibi mi diyecek, “daha dün” dediğiniz aylar önceydi mi diyecek.

Sayın Başbakanın o liderlere dost kardeş dememesi için illa onların ülkelerinde de Suriye gibi oluk oluk kan akması mı gerekiyor. Mesela Azerbaycan yönetiminin Suriye yönetiminden ne farkı var. Suriye’deki gibi orada da oğul babanın yerine geçmedi mi, muhalif sesler susturulmadı mı? “Daha dün” ile başlayan cümleler kuranlara Hakan Albayrak kardeşimiz ise Sayın Başbakan ve arkadaşlarından çok daha fazla tepki verdi geçtiğimiz Cumartesi akşamı TVNET de yayınlanan her hafta ilgiyle izlediğim İbrahim Paşalı’nın “Makam Arabası” programında, hatta ağır hakaretlere kadar vardırdı bu tepkisini. Aynı programda yaptığı gibi dilediği kimseye dilediği şekilde ilan-ı aşk edebilir belki ama hakaret ederken nasıl aynı rahatlıkla davranabilir, nasıl “alçak” diyebilir aklım almıyor.  Buna karşılık söylenecek söz de bulamıyorum, edep ya hu demekten başka.  “Makam Arabası” canlı yayınlanan bir program değil ki sinirle ve maksadını aşan bir söz, bir canlı yayın kazası diyelim. Tam da bu yüzden sözü söyleyeni de, programın sunucusunu da, televizyonun genel yayın yönetmenini de bugünlerde çok moda olduğu için özür dilemeye davet etmiyor sadece protesto ediyorum. Hakan Albayrak’ın “Başbakan’a aşığım” demesini edep dışı sözcüklerle güya eleştirenleri de ayrıca protesto ediyorum. Bu satırları yazarken yeniden tansiyonum yükseldi ve yazıma birkaç saat ara vermek zorunda kaldım. Aslında tansiyonun düşmesine hiç fırsat bırakmıyorlar. Hangi birini sayayım ki daha düne kadar Kudüs, Filistin özgürleşmedikçe Ortadoğu’ya barış gelmez diyenlerin şimdi cümlelerine “Şam özgürleşmedikçe…” diye başlamasını mı? Birilerinin “varsın iç savaş çıksın, kardeşkanı aksın, yeter ki Esad gitsin” demesini mi? Yine birilerinin “Suriye Özgür Ordusunun Şam’a girdiğini, Esad’ın eğer yine katliam yapmazsa son saatleri olduğunu” demesini mi? İnşallah bu yazı yayınlanıncaya kadar Esad da gebermiş olur. Yoksa bu gidişle bırakın kafa karışıklığımızın artmasını hepimiz aklımızı yitireceğiz. Şimdi birileri ya Esad değil Esed diyecek ne fark eder ki artık ceset olsun da…

11 Haziran 2012 Pazartesi / Yeni Şafak
Share

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir